Hoca Nasreddin’in işine döndü bu savaş. Devlet 8 asker diyor, HPG resmi internet bildirisi 109 askerin öldürüldüğü şeklinde. HPG’nin kaynaklarının yalan, Türkiye’nin kaynaklarının ise doğru söylemediğini bugüne kadar yüzlerce kez test ettiğimize göre, ortada yine Türk basını eliyle sürdürülen bir dezininformasyon karanlığı var.
Basının bütün engellemelere rağmen PKK ve HPG kaynaklarına ulaşamadığını söylemek mümkün değil. Ama “PKK ya da HPG de şöyle diyor” diye bir not yok.
Olamaz biliyorum ama, olana da “basın” diyemiyorum.
Hele de onlarca yazarı, dağıtımcısı sokak ortasında devlet infazı kurbanı olan, binaları bombalanabilen, yayınları toplatılabilen bir Kür basını gerçeğinin yükselttiği onur düzeyininin tanığı olunca, “basın” demek şöyle dursun, bunlar savaş muhabiri bile olamaz.
Eti kedinin yediğini söyleyen karısına, kediyi ölçtükten sonra bağıran Hoca Nasreddin gibi bir çıkışma yok: “Eğer bu rakam kedi ise et nerde, et ise kedi nerde?”
İşte Türkiye gerçeği bu. Türkiye’de basın gerçeği bu!
***
Basın günlerdir, “terörizme karşı mücadelede” kararlı Türk ordusunun nasıl büyük bir zafer elde ettiğini habire anlatıyor. “30 yıldır süren” bir savaştan söz ederken olayı hala “terör” adıyla tanımlarken, “teröristlerin” nasıl birbirlerine düştüklerini, dağdan ovaya nasıl bir kaçışın başladığını, Türk polisinin kendisine taş atan çocuklara nasıl da muz, top ve şeker dağıttığını görüntüleyip yayınlarken, asker cesetleri üzerinden beslemeye çalıştıkları bir umut tellallığından medet ummaktadırlar.
“Ya tutarsa” fantezisi sadece savaş için eğitilmiş ordular için değil, basın için de psikolojik savaşın gerekliliğidir. Yani Türkiye’de basının bu sefaletinin nedeni salt “rant elde etmek” çabası değil, esas olarak, AKP Devletinin Kürt Özgürlük Hareketi ve Kürt halkına karşı yürüttüğü savaşın en önemli yanı olan psikolojik savaşta birer aparat olmayı kabul etmiş olmalarıdır.
Bir zamanlar AKP’nin yanında “taraf” olarak görev yapmış sonradan “özeleştiri yaparak” Tayyip’e güvenmiştim, alçak beni aldattı” deme sahtekarlığında bulunmuş “AKP yanlısı-Liberaller” ve benzeri ünlü yazar çizer takımı da dahil olmak üzere, hepsi psikolojik savaşın yani katliamların sorumlusudur.
Zagros sonrası bile, “ne zaman bir barış girişimi, ne zaman bir çözüm olanağı doğsa, gizli eller ya da PKK bir katliam yapıyor ve barış sürecini baltalıyor” gibi aşağılık yalanların üzerinde oynayarak Türk halkının zeka düzeyinin Aziz Nesin’in ölçüsünden daha düşük olduğunu kanıtlamaya çalışan Türk basını, bu savaşın Türk devletiyle birlikte elde silah ön cephede savaşan tarafıdır.
***
Ben de söylüyorum, ben de haykırıyorum, “bu savaş derhal bitmelidir! Ne asker, ne gerilla, ne sokaktaki Kürt çocuğu ölmemelidir artık! PKK derhal silah bırakmalıdır! PKK derhal silah bırakmalıdır! PKK derhal silah bırakmalıdır!”
Tamam da, pire kadar aklı olan birisi sormaz mı: Kime bırakmalıdır, nereye koymalıdır silahları PKK gardaş? Bırakmaya geldiklerinde, Habur’da olduğu gibi kendi doğal kıyafetleriyle mi inmelidirler dağdan yoksa takım elbise ve Lacileri çekerek mi, gardaş? Silahı bıraktıktan sonra nereye gitsinler, belli midir gardaş? Diri diri yanmak için Urfa Cezaevine mi, cinsel taciz ve tecavüze uğramak için Pozantı’ya mı, bilimcilerimizin üç dakikada Sur diplerindeki toplu mezarlardan çıkan toprağı tarih yapan Diyarbakır’a mı, ya da KCK toplama kamplarına mı? Sorması ayıp değil, başlarında Poşu olursa tıkılacaklar mı 10- 15 yıl zindana dağdan inip üniversiteye gelen gençler, gardaş?
***
Kürt kimliği okullarda seçmeli olacak; (inanmıyorum ama yine de) Allah razı olsun devletimizden. Seçmeli ders yaparak çözüverdi “kimlik” sorununu.
Devlet bu! Yapar. Bir dirhem beyne sahip olmadığı için yaptığında sadece iktidar, ihtiras, intikam gibi reflekslerin dışında bir şey aramıyorum.
Ama, “basın bu, yapar” demem mümkün değilse de, “Türk basını bu, yapar!” demem de mümkündür artık. 30’lu yılların ortalarında yarı resmi devlet organı “ilerici” Cumhuriyet Gazetesi’nin Hitler’i ve NAZİ hareketini desteklemesi ayıbını 60 yıl sonra keşfedebilmiş ve özeleştirisiz geçiştirmiş bir basın topluluğundan söz ediyorsak eğer, faşist AKP iktidarının bugününün böylesine aşağılık bir duruşla desteklenmesini anlamamak mümkün değil. “Türk basını bu, yapar elbette!”
***
Evet, PKK derhal silahları bıraksın.
Ve bunun için elbette;
silah bırakanın öldürülmeyeceğinin; kendi kimliğini toplumsal, siyasal ve kültürel bütün alanlarda özgürce kullanabileceğinin, toplama kamplarına tıkılan binlerce siyasetçinin hemen özgürlüklerine kavuşturulacağının, siyasal alanlarda Kürt halkının önüne hiçbir engel konulmayacağını, Kürt halkının özgürlük sembolü olan sayın Öcalan’ın derhal serbest bırakılacağının, askeri operasyonların ve Kuzey Kürdistan’daki büyük askeri işgalin derhal kaldırılacağının güvencesini ver ki gardaş, PKK derhal silah bıraksın.
Özgürlük için bütün umutlarını bu kararlı direnişine bağlamış olan koskoca bir halk, sana barış elini defalarca uzattı. Tut o eli ki gardaş, PKK silah bıraksın.