Mehmet YÜKSEL

Pek çok çevre Erdoğanlı faşizmin aşılacağı beklentisine girmişken, on yedinci yılına girmek üzere olan Erdoğanlı faşizm, 2071 hesapları yapıyor. Her var oluşta olduğu gibi faşist oluş da kendini kalıcı kılma eğilimindedir ve karşısında gerekli ve onu yıkmaya yetecek düzeyde bir mücadele bulmazsa, bu hedefine ulaşması için önünde engel olmayacaktır. Dolayısıyla her yeni günün bir öncekinden daha iyi ve güzel geçeceği şeklindeki şabloncu, dogmatik, düz çizgisel ilerlemeci mantıktan kurtulmak gerek.

Dünya örneklerinden ve bunun Türkiye versiyonlarından faşizmin nasıl bir rejim olduğu yeterince açığa çıkmış haldedir. Faşizm baskıcıdır, zalimdir, boyun eğdiricidir, tahammülsüzdür, katliamcıdır, soykırımcıdır, demokrasi düşmanıdır. Sürekli savaş halidir. Bu karakteri onu varoluşsal olarak yumuşatılamaz, uzlaşılamaz bir rejim haline getirir.

Dolayısıyla faşizme karşı mücadele yürütenler, onun bu karakterini bilerek hareket etmek durumundadır. Hiç ihtiyaç olmadığı halde onu salt tanımlamalara tabi tutarak ya da eleştirerek faşizme karşı mücadele edeceğini sanmak, sadece ve sadece kendini kandırmak olur. Farklı görüşlere, düşüncelere ve eleştirilere açık bir sistem değildir ki, daha toplumsal, demokratik görüşlerle kendine gelsin. Farklılıklara açık bir kafa yapısına sahip değildir ki, görüş ve düşüncelerle kendisini değiştirsin. Dolayısıyla faşizm yeni tanımlamalara ihtiyaç duymayacak denli aleni bir rejimdir. Erdoğan’ın neyi savunduğu, muhaliflere, toplumsal güçlere nasıl yaklaştığı yeterince açığa çıkmış haldedir, dahası kafa yapısını gizleme ihtiyacı duymuyor ki, deşifre ve teşhir edilmesi için görüş oluşturulsun. Mevcut durumda MHP görüşleri ile ne kadar aleni ise ve görüşlerini açıktan savunmaktan sakınmıyorsa, en az onun kadar Erdoğanlı AKP de açıktır ve görüşlerini savunmaktan kaçınmamaktadır. Bu çerçevede Erdoğanlı AKP’yi faşist olmakla suçlayıp ona karşı mücadele yürüttüğünü söyleyen CHP’ye bakıldığında, aldığı tutumun sadece konuşmak olduğu görülür. Sanki ortalıkta çok bilinmeyenli denklemler varmış da kendilerinin de görevi bunları deşifre etmekmiş gibi yaklaşılmaktadır. Kılıçdaroğlulu CHP’nin, söylemde eleştirse de özünde kritik tüm konularda ‘devletin bekası’ vb gerekçelerle ‘faşist’ dediği rejimi, ‘diktatör’ dediği kişiyi tam olarak desteklediğini görüyoruz. Bunun sayısız örnekleri mevcuttur. Dolayısıyla tutarlı bir antifaşist olabilmek için daha farklı şeyler gerekli. Faşizmin saldırı tonu, karakteri, antifaşist güçleri salt konuşan bir durumda kalmaktan alıkoyar.

Kendisine ‘antifaşist’ diyen pek çok kesimin yaptığı gibi, faşizmi geriletme, darbeleme gibi duruşlar, faşizmin özüne ters olan hedeflerdir. Faşizm sürdürülebilir ‘kırma’yı esas alan bir sistem olarak ancak yenilgiyi hak eder ve ancak onu yenilgiye uğratan bir direniş gerçek anlamda direniştir. ‘Yıkma’ diyoruz, çünkü faşizm ancak yıkılarak aşılır. O açıdan faşizmi yenmeyi, yıkmayı hedefleyen bir direnişin ötesindeki tüm direniş tonları yetersizdir. Faşizmi yıkmayı hedeflemeyen bir direnişin kalıcı sonuçlar üretmesi mümkün değildir.

Faşizm nasıl ki en kanlısı da dahil bir yöntem zenginiyse, ona karşı mücadelede de toplumsal güçlerin aynı ölçüde yöntem zengini olmaları gerekir. Yaşamın her alanında her mücadele yol, yöntem ve aracını kullanarak faşizme karşı mücadele edilir. Bazı yöntemlere kapalı olmakla faşizmin yenilgiye uğratılması mümkün değildir. Meşru savunmayı içermeyen bir mücadelenin başarıya ulaşması mümkün değildir. Zira faşizm en çok da şiddettir, zordur, baskıdır, katliamdır, bunlara dayanarak herkesi bastırmak, herkese boyun eğdirmektir. Buna karşı durmanın en etkili yolu ise onun gerici zoruna karşı özgürleştirici, meşru savunmayı geliştirebilmektir.

Antifaşist mücadelede öncü olan devrimci direniştir, katliam kültürünü yenecek olan bu mücadeledir. Nefes aldıracak olan, amaca uygun her yol ve yöntemin yaratıcı bir şekilde uygulandığı meşru savunmadır. Faşizm koşullarında meşru savunmaya dayanmadan faşizmin yıkılabileceğine inanmak en hafif deyimle safdilliktir. Böylesi bir ruh halinin bırakalım faşizmi yenmesini, yönelimler karşısında varlığını koruması bile mümkün değildir. Nitekim demokratik siyaset alanında öncülük edenlerin pek çoğunun şimdilerde zindanlara atılması, salt demokratik siyaset alanıyla faşizmin yenilgiye uğratılamayacağını yeterince göstermiş durumdadır. Devletin yönetimini belirlemek üzere yapılan ve en demokratik hak olarak gösterilen seçimler bile, demokratik bir şekilde yapılamamakta, halkın tercihi sandığa yansıtılamamaktadır. Dolayısıyla tutarlı antifaşistlerin bırakalım meşru savunmalı direnişleri antifaşist mücadeleyi zayıflatan bir şey olarak görmesini, tam tersine temel dayanak olarak görmeleri gerekir.

Aksi duruşlar, değişik tonlardaki CHP duruşu anlamına gelir. Bu da Erdoğanlı faşizmi 2071 hedeflerine taşır.