ANF(Fırat Haber Ajansı) öyle bir belge yayınladı ki, imzalayanlar açısından gerçekten ibret verici. Hele hele Kürt imzacılar açısından gerçekten yüz kızartıcı. ABD, İsrail, TC ve Güney Kürdistan temsilcileri Hewlêr’de bir toplantı yapmışlar. Toplantının konusu Batı Kürdistan’(Suriye)daki durum. Toplantıdan çıkan karar ise, karşı propaganda dâhil her yöntemle PYD(Demokratik Birlik Partisi)’nin geriletilmesi.
Toplantıya Güney Kürdistan Yönetimi adına Mesrur Barzani, Neçirvan Barzani ve Berhem Saleh katılıyor. Yani eski ve yeni başbakanlarla istihbarat başkanı. Böylece yönetim açısından tam ve bağlayıcı bir katılım sağlanmış oluyor. Şimdiye kadar da sözkonusu kişi veya çevrelerden bu bilgiyi yalanlayacak bir açıklama gelmemiş bulunuyor. Bu da işin başka bir yönü.
Bu bilgiyi duyunca insanın adeta kanı donuyor. Peki sormazlar mı: Hani Batı Kürdistan partileri bir “Kürdistanî birlik” yapmışlardı? Hani “Kürt Yüksek Heyeti” vardı? Hani bu heyet defalarca Hewlêr’de görüşmeler yapmıştı? Peki bunların hepsi oyun muydu? PYD’yi kandırmak ve yanına sokularak onu yok etmek için mi bunlar yapılıyordu?
Denebilir ki, ne var bunda, her parti ya da siyasal gücün hakkı değil mi rakibini geriletip kendini geliştirmek? Evet, doğru da, bu iş böyle olmaz. Bu işin bir kuralı, ilkesi ve tarzı var. Tutarlı ve ilkeli olmak lazım. AKP tüccarlığı ve pragmatizmiyle bu işler yapılamaz. Bu kadar çıkarcı, faydacı davranılamaz. Kürdistan’ın bir parçası, diğerleri hakkında böyle davranamaz, karar alamaz. Demokratik yaklaşımda partiler arası mücadele böyle olamaz. Kürdistan parçaları birbirine karşı, Kürt partileri birbirine karşı böyle davranıp ilişkiler kuramaz. Başka devletlerle böyle ilişki ve işbirliği kurulamaz. Buna açıkça ajanlık ve ihanet denir.
Kürt toplumu genç-yaşlı, kadın-erkek bu konularda derin bir biçimde bilinçlenmiştir. Doğru ile yanlışı seçecek, neyi kabul edip neyi reddedeceğini bilecek bir düzeye sahiptir. Güney Kürdistan Yönetimi bu gerçeği göremiyorsa çok geri kalmış demektir. KDP ve YNK yöneticileri Kürt toplumunu oyalayıp kandırabileceklerini sanıyorlarsa yanılıyorlar. Kürt toplumu eski toplum, Kürt bireyi eski birey değil artık. Bu tür gizli ve tehlikeli ilişki ve işbirliklerinin günümüz dünyasında gizli kalması da mümkün değil. Bunu her siyasetçi görmek ve kendini böyle ayarlamak durumunda.
Bu belgeyi görünce son aylarda yaşanan bazı durumları insan daha iyi anlıyor. Güney Kürdistan Yönetimi ve partileri ciddi biçimde Batı Kürdistan halkını kutlamadılar bile! Batı Kürdistan özgürleşiyor diye sevinç bile duymadılar. Neden KNK(Kürdistan Ulusal Kongresi) heyeti Güney’den Rojava’ya geçirilmedi, şimdi daha iyi anlaşılıyor. Neden Güney Kürdistan Yönetimi Batı Kürdistan’a bir ticaret kapısı bile açmayarak her şeyi kapattı, şimdi daha iyi anlaşılıyor. Neden Kürt Yüksek Heyeti’nin yeterince aktifleşip bir yönetim haline gelemediğini insan daha iyi anlıyor. Batı Kürdistan’daki KDP yanlısı partilerin neden hep PYD aleyhine propaganda yaptıklarını ve TC yönetimleriyle sürekli ilişki içinde olduklarını insan daha iyi anlıyor!
Yani ANF’nin yayınladığı belgede yazılı olanlar bir süredir zaten uygulanıyordu. Bu durum hem halkta ve hem de PYD çevrelerinde rahatsızlık yaratıyordu. Kürt Yüksek Heyeti üyelerinden Ronahi Afrin, KDP’nin bu politikalarını ve izlediği tutumu sertçe eleştirmişti. Fakat verilen cevaplar, hep bunların “Münferit olaylar olduğu” yönünde oluyordu. Hep “Birliğe bağlılıktan” dem vuruluyordu. Meğer yalan söyleniyormuş! Münferit değil, karar ve plan dâhilinde çalışılıyormuş!
 Şimdi ABD, İsrail ve TC yönetimleri bunu istiyorsa da, KDP ve YNK, yani Güney Kürdistan Yönetimi böyle davranıyor diyebilir miyiz? Belliki diyemeyiz. Onların hepsi veya bazıları bunu isteyebilir, ancak Güney Kürdistan Yönetimi böyle davranmak zorunda değildir. Kaldiki ABD ile İsrail politikalarının tam böyle olmadığı da bilinmektedir. KDP ve YNK, tüm Kürt partilerinin birliğinden yana olsa ve böyle davransalar, ABD ve İsrail yönetimlerinin yapabileceği fazla bir şey olamaz. Ama onlar böyle yapmıyorlar. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik uluslararası komploda en uğursuz rolü onlar oynadılar, ABD’ye en büyük desteği onlar verdiler. 17 Eylül 1998 Washington Anlaşması’nı Kürtler unutmadı. İmralı işkencesi üzerinden Bağdat ve Hewlêr’de başkanlık yapıldığını, yani “Apo primi” yenilerek başkan olunduğunu Kürt halkı iyi biliyor.
Yani KDP ve YNK yöneticileri, “Zorlanıyoruz, mecburen yapıyoruz” dememeli. Zorlanmaktan çok, kendileri böyle isteyip yapıyorlar. Baştan beri bunu bir politika tarzı olarak bellemişler ve yürütüyorlar. “Nasıl olsa PKK direnir, biz de primini yeriz” diyorlar. Ya PKK direnmez veya direnemezse ne yapacaklar? O zaman neyi yiyecekler? Demekki akıllı olmak gerekiyor. Kaldıki hiçbir zorluk ve politik baskı, bir Kürt partisini diğer Kürt partileri veya Kürdistan parçaları aleyhine yabancı devletlerle işbirliğine götüremez! Asgari yurtseverlik ölçüleri böyle yapmamayı, bu tür baskı ve politikalara karşı direnmeyi gerektirir.
Yine de ABD ve İsrail’i bir yana bırakalım, Güney Kürdistan Yönetimi'nin AKP Hükümeti'yle bu kadar işbirliği içinde olmasına insan şaşıyor! Herhalde bu da “Zorlama veya mecburiyet” kelimeleriyle izah edilemez. Güney Kürdistan Yönetimi'nin AKP’ye hiçbir mecburiyeti ve muhtaçlığı yoktur. Tersine AKP ve Türkiye Kürtlere muhtaçtır. Ama KDP ve YNK yönetimleri bir türlü bu gerçeği göremiyor. İhtiyaç olan Kürt demokratik birliğini yaratarak Kürt halkının öncü rolü oynamasını engelliyor.
Son günlerde KDP’nin AKP ile ilişkileri Kürt kamuoyunda sıkça tartışılıyor. Mesud Barzani’nin AKP 4. kongresine katılımı ve yaşanan olaylar ciddi bir biçimde eleştiriliyor. Çünkü AKP’nin Kürt düşmanı yaklaşımını herkes görüyor. İmralı’da Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki uygulamalar, onurlu her Kürt insanının hücrelerini titretiyor. Onbin Kürt yurtseveri ve siyasetçisi zindanda. AKP polisi Kürt kadın ve çocukları üzerinde terör estiriyor. Kuzey Kürdistan’da ciddi bir savaş yaşanıyor ve her gün kan dökülüyor. Bütün bunların sorumlusu Tayyip Erdoğan, “Anadil eğitimi hakı değildir” diyerek adeta Kürtlerle alay ediyor! Peki bu koşullarda KDP Başkanı Mesudt Barzani’nin ne işi var AKP kongresinde?
Bir de kongrede Güney Kürdistan Başkanı Mesud Barzani’ye gösterilen yaklaşım var. “Irak Bölge Yöneticisi” diye anons edilerek kürsüye çağrıldı. Bırakalım “Irak Kürdistanı Bölge Başkanı” demeyi, Kürt olduğunu bile söylemediler! AKP’nin Kürt kimliğine karşıtlığı, Kürt inkârcılığı kendini açıkça gösterdi. İzleyen her Kürdün, bu durum karşısında öfkeden kanı dondu. Böyle bir durumda Mesud Barzani’nin de tavır koyması, terk etmesi gerekmez miydi? Fakat yapmadı, hiçbir tavır geliştirmedi. Bütün AKP uygulamalarını sineye çekti. Peki biz şimdi kendisine nasıl “Kürdistan Bölge Başkanı” diyeceğiz?!
KDP’nin AKP karşısındaki politikaları teslimiyetçidir ve dar çıkarcıdır. Bu politikalar Kürt özgürlük mücadelesine zarar vermekte ve Kürt sorununun çözümünü engelleyip geciktirmektedir. Dolayısıyla bu politikaların gözden geçirilip değiştirilmesi gerekir. Bu biçimde ilkeli ve tutarlı bir yaklaşım içinde olunamamakta ve yurtsever bir tutum geliştirilememektedir. Oysa tutarlı bir yurtsever çizgi izlemek şarttır.
Batı Kürdistan’a yönelik Güney Kürdistan Yönetimi'nin ABD, İsrail ve TC yönetimleriyle yaptığı işbirliği bu açıdan zararlı ve tehlikelidir. Düşünelim bir kere: Her parti veya her parça diğerleri aleyhine yabancı devletlerle veya dış çevrelerle böyle ilişki ve işbirliği içine girerse, o zaman Kürdistan’ın ve Kürt halkının, Kürdistan Özgürlük Hareketi'nin, Kürt yurtseverliğinin ve demokratik birliğinin durumu ne olur? Bunun bir facia olacağını söylemeye gerek var mı? Demekki böyle olmaz, Kürt partileri veya parça yönetimleri böyle diplomasi yürütemez.
Kürdistan’da her parti ve parça yönetimi çok dikkatli olmak zorunda. Birbirine zarar veren değil, destekleyen politikalar izlemek durumunda. Asgari yurtseverlik ve demokratlık bunu gerektirir. O nedenle Kürdistan’da dar particilik, parçacılık, hatta Kürtçülük olmaz. Bu eğilim dar ve ilkel milliyetçi, aileci ve bölgeci bir eğilimdir. Bu eğilim ulusal demokratik değildir ve demokratik ulus hareketine her zaman zarar vermiştir. Kürtlere zarar verdiği gibi, komşu halkların demokratikleşmesine de zarar vermiştir.
Oysa Kürdistan’ın özgürleşmesi komşu ülkelerin demokratikleşmesiyle etle tırnak gibi iç içedir. “Demokratik Ortadoğu-Özgür Kürdistan” formülü en geçerli ve çözüm yaratıcı formüldür. Bu da Kürtleri dar milliyetçi değil de, özgürlükçü ve demokratik bir siyaset izlemeye zorlamaktadır. O nedenle çıkarcı, faydacı, pragmatist yaklaşımlar aşılmak, ilkeli ve tutarlı politikalar izlemek zorundadır. Herkesin buna dikkat etmesi gerekir.