Tarsus 1 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi’nde kalan hasta tutsak Cemil İvrendi (56), sevk edildiği Tarsus Devlet Hastanesi'nde anestezi yapılmadan ameliyat edildi.

Mersin-Tarsus 1 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi’nde kalan 56 yaşındaki hasta tutuklu Cemil İvrendi, yaşadığı sağlık sorunlarını ve tedavi sürecinde karşılaştığı yaklaşımları İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi'ne gönderdiği mektupta anlattı. 1994’ten beri cezaevinde olduğunu belirten İvrendi, bu süre zarfında tam 15 cezaevi değiştirmiş.

  Siirt E Tipi Kapalı Cezaevi’ndeyken 2002’de “kalp yetmezliği” tanısı konulan İvrendi, sevk edildiği Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne yatırıldığında ise kendisine “Aort kalp kapakçığı iflas etmiş” denilip, yaşamasının mucize olduğu ifade edilmiş. O günden sonra yaşamı “Coumadin 5 mg” denilen tablet ilaçlarına bağlı olan İvrendi, “Bu ilacın özelliği kan sulandırıcıdır. Yani ayda bir kez hastaneye gidip, kan tahlilleri yaparım ve bunun sonucunda doktorlar yeniden dozajını belirler. Aynı zamanda kaç gün sonra kontrole gidilmesi gerektiğini de belirler. Ancak kaldığım cezaevleri yönetimlerinin kimisini mahkemeye vererek bu kontrollerime gidebildim” dedi.

Yeni bir hastalık  

İvrendi, bu hastalığıyla uğraşırken, yeni bir hastalık daha vücudunda baş gösterdi. İvrendi, yakalandığı rahatsızlığı ve geçirdiği o süreci şu sözlerle anlattı: “Temmuz 2007’de sağ kalçamın üst iç bölümünde ‘anal fistül’ denilen bir yara oldu. Temmuz ayında önce şişti ve daha sonra patladı. 7 Kasım 2008’e kadar kanama devam etti. O zaman zar zor Erzurum Aziziye Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü’nde ameliyat oldum. Bir türlü kapanmadı, faydasını görmedim. Günde 4-5 kez ped değiştirerek, kanın çamaşırıma bulaşmasının önledim. Ama bu defa bu hapları kullandığım için yaramın kanaması artıyordu.”

Anestezi yapılmadı

Yarasının 2017’de yeniden şişip patlayan İvrendi, yapılan bir dizi tetkik ardından 11 Eylül 2017’de Eskişehir Devlet Hastanesi’nde ameliyat oldu, ancak iyileşemedi.  Son olarak sevk edildiği Tarsus Cezaevi’nde, 18 Mayıs sabahı yarasının yeniden patlaması üzerine Tarsus Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı. İvrendi, hastanede karşılaştığı muameleyi ise “İlk kez çok kötü bir durumla karşılaştım. Doktor geldi, deriyi uyuşturmadan, anestezi yapmadan tutup kesti. Yani canlı canlı ameliyat oldum. Hala pansumanımı yapıyorum” sözleriyle paylaştı.

 Tahliye başvurularına ret

Kalp, yüksek tansiyon, yüksek kolesterol ve anal fistül olmak üzere kronik 4 hastalığı bulunduğunu kaydeden İvrendi, bu rahatsızlıkları nedeniyle tahliye başvurularında bulunup, İstanbul Adli Tıp Kurumu’nda 3 kez sağlık kurulu muayenesinden geçirilmesine rağmen olumlu yanıt almadığını ifade etti. İvrendi, Anayasa Mahkemesi'ne (AYM) yaptığı başvurunun da reddedildiğini kaydetti.

Kelepçeli muayene

Cezaevi koşullarında her geçen gün ağırlaşan sağlık sorunlarının tedaviye götürüldükleri hastanelerde görev yapan kimi sağlık personellerinin yaklaşımlarıyla katlandığını söyleyen İvrendi, yaşadığı bir olayı şöyle anlattı: “16 yıldır kalp hastasıyım, ayda bir kere mutlaka hastaneye gider, INR kontrollerimi yaparım. 24 Nisan 2018’de yine INR kontrolleri için hastaneye gittim. Eşlik eden askere kolumdaki kelepçeyi açın dedim. Asker de ‘hemşire açın derse açarız’ yanıtı verdi. Ancak hemşireye dönüp, ‘biz mahkûmların elini açmayız’ dedi. Bunun üzerine; ‘bakın hanımefendi ben 16 yıldır Coumadin kullanıyorum. Siz kan aldıktan sonra en az 5 dakika kolumu tutmazsam kanım durmaz her yer kan içinde kalır’ dedim. Ama hemşire ‘Hayır mahkûmun ellerini açmayız’ deyip karşı çıktı. Ben de ‘mahkûmların sizden daha insan olduğunu bilin’ deyip, tedavi olmadan geldim. Ertesi gün Tarsus Cumhuriyet Başsavcısı'na, Adalet ve Sağlık Bakanlığı'na, durumu izah edip, suç duyurusunda bulundum.”

Yavaş yavaş öldürüyorlar

İvrendi, şöyle devam etti: "Olaki kriz geçirdim öldüm. İdare memurun, uzman çavuşun ve hemşirenin ihmalini düşünmez ve görmezden gelir. Hemen bir rapor ayarlanır, ‘Merhum şu tarihlerde hastaneye götürülmüş, tedavisi yapılmış, bir ihmal yoktur...’ denilir. Doğrudur hastaneye götürülmüşüm ama tedavi olmamışım. İşte yaklaşık bir buçuk aydır suç duyurusu da yapmışım, can güvenliğim yok. Ölüme terk edildiğimi iddia etmişim. Ama bunlar ne Cumhuriyet Savcısı’nın ne de Bakanlıkların umurunda. Buna pasif ötanazi de diyebiliriz. Yani aktif ve ya pratik ötanaziyi buna bin defa tercih ederim. Hiç değilse bir defa da ölürüm ama bunlar ya da bu durum seni yavaş yavaş öldürür.”

 

MERSİN

 
 

Hakaretler eşliğinde işkence

   

Osmaniye Cezaevi'nde rehin tutulan Kulp Belediye Eşbaşkanı Sadiye Süer Baran'a hakaretler eşliğinde çıplak arama ve defalarca çömelip kalkma dayatılıyor. Dövülen Baran, hücreye atılıyor. İHD Adana Şube Başkanı Av. İlhan Öngör, cezaevinde mevcut yasal hakların da gasp edildiğini belirterek, keyfi uygulamalarla tutsakların baskı altında tutulduğunu söyledi.

Kulp Belediye Eşbaşkanı Sadiye Süer Baran, 26 Aralık 2016’da gözaltına alındıktan 11 gün sonra tutuklanıp Amed E Tipi Cezaevi’ne gönderilmişti. Burada 9 gün tutulmasının ardından Urfa’nın Hilvan ilçesine sürgün edilmişti. Nisan'da da Hilvan’dan Osmaniye Cezaevi’ne sürgün edildiği sırada yaşadığı fiziki ve psikolojik işkenceyi kızı aracılığıyla basına yansıtan Süer, cezaevi koşullarına dikkat çekmişti. Gönderdiği mektubunda Hilvan Cezaevi’nde sürgün edildiği esnada kadın gardiyanların sözlü tacizine maruz kaldığını belirten Süer, Osmaniye Cezaevi’ne getirildikten sonra kendilerine çıplak aramanın ve ayakta sayımın dayatıldığını aktarmıştı.

Süer’in kızı Melek Baran ve İnsan Hakları Derneği (İHD) Adana Şube Başkanı Av. İlhan Öngör, yaşananlar hakkında ANF’ye bilgi verdi.

İşkence, ardından hücre

Annesi ile 20 Haziran'da görüşen Süer’in kızı Melek Baran, annesinin vücudunda morlukların ve darp izlerinin olduğunu kaydetti. Baran, “Annem ‘Bir önce hafta kadın gardiyanlar sayım yapmak için koğuşa girdiklerinde yanlarında erkek gardiyanların da olduğunu gördük. Biz buna tepki gösterdiğimizde ise koğuşa girerek hepimizi darp ettiler’ dedi. Annemin anlattığına göre bu darp olayından sonra tekrar keyfi olarak dövmüşler onları. Zaten bu olaydan sonra ancak bir görüş daha yapabildik. Akabinde hemen hücreye almışlar” dedi.

Cezaevi bilgi vermiyor

Normalde iki haftada bir telefon görüşmesi yaptıklarını kaydeden Baran, “Cumartesi araması gerekirdi ama aramadı. Cezaevini aradım, annemin neden telefon açmadığını sordum ama bana bilgi veremeyeceklerini söylediler. Bu konuda kurumların ve siyasi partilerin Osmaniye Cezaevi’ndeki tutsaklara dair bir kamuoyu oluşturmaları gerekiyor. Durumları gerçekten çok kötü” şeklinde konuştu.

Dayak rutinleşmiş

Süer’den bir süre haber alınamaması üzerine harekete geçen İHD Adana Şube Başkanı Av. İlhan Öngör, önceki gün Osmaniye Cezaevi’ne giderek Süer ile görüştü. Görüşme hakkında bilgi veren Av. Öngör, Süer’in 3 aydır Osmaniye 1 Nolu T Tipi Cezaevi’nde tutulduğunu ve vekaletinin bulunduğu avukatları tarafından bir kez bile ziyaret edilmediğini belirterek, şunları söyledi: “Sadiye Süer Osmaniye Cezaevi’ne getirildiğinde çıplak aramaya maruz kalmış. ‘Sen teröristsin’ diyerek kendisine defalarca çömelip, ayağa kalkmasını dayatmışlar. Tabii bu arada da hakaret cümlelerin biri bin para. Seçim gecesi gardiyanlar Sadiye Hanım’ın gelerek, ‘Yaparsa, AK Parti yapar’ gibi cümleler kurmuşlar. Bu anlamda psikolojik ve fiziksel işkenceye maruz kalmış.”

Astım hastası hücrede

Süer'in astım hastası olduğunun altını çizen Av. Öngör, şöyle devam etti: "Astım hastası olmasına rağmen 4 günlük bir hücre cezası vermişler kendisine. Hücrenin epeyi sağlıksız bir ortam olduğunu anlattı bana. Binlerce sigara izmaritinden tutalım da daha birçok çöp atığa kadar hepsini kendisi temizlemiş. Hücrede 4 gün kalmış ama bunun dışında da henüz 'disiplin cezaları' varmış. Durumu ile ilgili birçok kurum ve bakanlığa mektuplar aracılığıyla başvurular yapmış, hiçbirine cevap alamamış. Zaten gazete filan vermiyorlarmış kendisine. Kendilerine zorla ayakta sayım yaptırıyorlarmış. Tutsaklar da buna karşı gelince, iki tane kadın gardiyan gelip kollarına girerek zorla ayağı kaldırıp erkek gardiyana gösteriyorlarmış. Özellikle gardiyan ve diğer cezaevi personellerinin tahrik edici, provoke eden yaklaşımları söz konusu. Zaten tutsaklara kesinlikle hiçbir şekilde sosyal faaliyet hakkı tanımıyorlar. Sadiye Hanım da sürekli hakaret ve küfürlere maruz kaldıklarını kamuoyunun bilmesi gerektiğini iletiyor."

Keyfi uygulamalar merkezi

Süer’in kaldığı Osmaniye Cezaevi’nde tutsaklara çok kötü davranıldığını belirten Av. Öngör, bu cezaevinin kurulduğu günden beri hak ihlallerinin sıkça yaşandığını, defalarca raporlar yazarak kamuoyunu bilgilendirdiklerini hatırlattı. Avukat İlhan Öngör, şunları aktardı: "İHD Adana Şubesi olarak bu konuyu cezaevi idaresinin, Adalet Bakanlığı’nın, Meclis’in ve milletvekillerinin gündemine getirdik. Ancak bugüne kadar hiçbir çözüme ulaşamadık. Yasalara aykırı olan tamamen keyfi bir uygulama söz konusu. Avukat görüşmesi bile kamera kaydı alınarak ve iki gardiyanın nezaretinde yapılıyor. Bunu yapabilmek için kişi hakkında bizzat karar alınması gerekiyor ama o kişiler hakkında da böyle bir karar yok. Gardiyanların tutsaklara karşı provokatif ve hakaret içerikli cümleler kullanmaları sürekli gündemdeydi. Bu hem ceza yasaları hem de Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere tamamen aykırı bir uygulamadır. Bu cezaevi keyfi uygulamaların merkezi haline gelmiş.”

 
 

Tutsak eşbaşkan Kişmir, hasta çocuğunu istiyor

   

Kayyum atanan Dicle Belediye Eşbaşkanı Zülfiye Kişmir, iddianamesi dahi hazırlanmadan 10 aydır cezaevinde tutuluyor. Zülfiye, epilepsi hastası olan ve annesi olmadan durumu daha Kişmir, 10 aydır Diyarbakır E Tipi Cezaevi'nde tutuklu. Yerine kayyUm atanan Kişmir hakkındaki soruşturmada ise gizlilik kararı bulunuyor. Tutuklu bulunduğu süre içinde iddianamesi dahi hazırlanmayan Kişmir’in 15 yaşındaki oğlu Ali Kişmir, yüzde 99 epilepsi hastası ve yatağa bağlı yaşamak zorunda. Ali hiçbir ihtiyacını tek başına karşılayamıyor.

Gönderdiği mektubunda, oğluyla ilgilenebilmek için dışarıda olması gerektiğine dikkat çeken Kişmir, şunları anlattı: "Alişin beyin ventrollerindeki sıvı toplanması nedeniyle beyin hücrelerinin büyük bir kısmı fonksiyonlarını yitirmiş durumda. 15 yaşında olmasına rağmen bir buçuk yaşındaki bir bebek boyundadır. Alişin iki böbreği yavaş yavaş iflas ediyor. Bağırsak ve ciğerlerine ise enfeksiyon oluşmuş durumda. Doğduğu günden bu yana yatağa bağımlı. Oğlum mama ile besleniyor. Tuvalet dahi hiçbir ihtiyacını kendisini gideremiyor. Bir an önce annesine kavuşması gerekiyor."

Çocuğumun bana ihtiyacı var

Tutuklu bulunduğu süre içerisinde bir çok kez cezaevi idaresine oğlunu yanına alma talebinde bulunduğunu vurgulayan Kişmir, idarenin yaş kuralını bahane ederek izin vermediğini aktardı. Her dilekçesinin cevapsız kaldığını ifade eden Kişmir, "Cezaevinde çocuklar 6 yaşına kadar anneleriyle kalabiliyor. Ama Aliş 15 yaşında olsa da durumundan kaynaklı bir buçuk yaşındaki çocuk gibi. Oğlum bensiz yaşamını sürdüremez hale gelmiş. Aliş babasıyla birlikte her görüşe geldiğinde adeta işkence çekiyor. Görüş sırasında sağlığı giderek daha da ağırlaşıyor. Son iki görüşten sonra hastaneye yatırıldı. Buradaki görüş kuyruğundaki yoğunluğu ve havasızlığı bünyesi kaldırmıyor. Bu yüzden iki defa havale geçirdi. Bir anne olarak çocuğumdan ayrı olmak çok acı bir duygu. Bu anlattıklarım sadece küçük bir ayrıntı. Benim gibi yüzlerce annenin şuan aynı durumu yaşadığını biliyorum" diye belirtti.

Kızları eğitimlerini bıraktı

İki kızının da yaşları küçük olmasına rağmen kardeşlerine bakmak için eğitimlerine ara vermek zorunda kaldığını dile getiren Kişmir, mektubunda şunları kaydetti: "Tamamen asılsız iddialarla tutuluyorum. Bir yıl olacak hala iddianamem dahi yok. Hukuken bu bir suç. Aylarca bir insanı iddianamesiz cezaevinde tutamazsınız. Savcının tek dayanağı gizli tanıkların asılsız iddialarıdır. Onlarda dahi elle tutulur bir şey yok. Böyle bir durumda derhal serbest bırakılmam gerekirken savcının keyfi yaklaşımı nedeniyle buradayım. Hukukun ayaklar altına alındığı bu ülkede adaletin tecelli etmesi yine kamuoyuna bağlı. Bu yüzden kamuoyuna ve özellikle kadınlara duyarlılık çağrısında bulunuyorum." 

   

AMED

 
 

Çakıcı'ya tanınan olanaklar hasta tutsaklara da sağlanmalı

   

MHP’li tetikçi Alaattin Çakıcı’ya verilen sınırsız ziyaretçi raporuna ilişkin konuşan İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, "Çakıcı’ya sağlanan bu olanak tüm hasta tutsaklara sağlanmalıdır" dedi.

İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, Organize Suç Örgütü hükümlüsü Alaattin Çakıcı’ya Kırıkkale Yüksek ihtisas Hastanesi'nden verilen süresiz sağlık kurulu raporunu değerlendirdi. Cezaevlerinde durumu ağır hasta tutuklu sayısının 400'ü geçtiğini, hasta tutuklu sayısının ise bini aştığını hatırlatan Yoleri, Çakıcı'ya tanınan hakların diğer tutuklulara tanınmadığını dile getirdi.

Tutukluların tedavi hakkının engellendiğine dikkat çeken Yoleri, “Hastaneye sevkler engelleniyor. Kampüs tipi hastanelerde kampüs içindeki hastanelerin yetersiz olmasına rağmen diğer hastanelere sevk edilmeden mahpusların bu hastanelerde tedaviye zorlandığı durumlarla karşı karşıyayız. Tıbbi gereklilik olarak serbest bırakılması gereken hatta bu konuda Adli Tıp raporu olan hastaların serbest bırakılmadığı çok örnek söz konusudur. Hastanede tutulan ağır hastaların refakatçi bulundurulması gereken koşullarda yalnız başına tutulduğuna dair pek çok başvuru alıyoruz. Bu yüzden hapishanelerde sağlık denildiğinde bu açılardan değerlendirilmesi önemlidir” dedi.

Toplumun dışına itiliyorlar

Tüm iktidarların infaz yaklaşımlarında bir benzerlik olduğunu ifade eden Yoleri, şunları söyledi: “Özellikle hapsedilen kişilerin ‘suçlu ilan edildiğini’ bu kişilerin ve yargılamaları devam edenlerin bile suçlu olarak görüldüğü ve haklarından hüküm verilmiş gibi davranıldığını pek çok örnekten biliyoruz. Dolayısıyla mahpuslara olumsuz bir gözle bakan, onları toplumun dışına atmayı ve toplumun dışında tutmayı kendisine amaç edinmiş bir cezaevi infaz sistemi söz konusu. Bu ceza infaz sistemi içerisinde hastalanan ya da hasta olarak tutuklanmış bulunan, hapse girmiş olan kişilerin sağlığa erişimi de aynı mantıkla engellenmektedir.”

Ölüme terk ediliyorlar

Tutukluların tedavi hakkının engellenmesi, yetkililerin bir sorun olarak görmediğine vurgu yapan Yoleri, şöyle devam etti: “Derneğimize yapılan pek çok başvuruya ilişkin devlet yetkilileri ve bakanlıkla yaptığımız görüşmelerde her bir bakanlık bir başka bakanlığa sorumluluk atarak kendisini yükten kurtarma yoluna gidiyor. Dolayısıyla hasta mahpusların tedavisi engelleniyor ve tedavi edilebilir hastalıkları bile ölümcül bir noktaya geliyor. Bugün hali hazırda ölüm sınırında pek çok mahpusun olduğunu biliyoruz. Yine çok büyük uğraşlarla tahliye edilmeleri sağlanan hasta mahpuslarında hapishaneden çıktıktan hemen sonra yaşamlarını kaybettikleri pek çok örnekle karşı karşıyayız.”

Çakıcı’ya imtiyaz tanındı

Alaattin Çakıcı’ya verilen raporun çok boyutlu değerlendirilmesi gerektiğine işaret eden Yoleri, “Çakıcı’ya verilen ve doğruluğu tartışmalı bir rapordan söz ediyoruz. TTB’nin bu rapora ilişkin bir açıklaması oldu. Rapor ‘tıbbi değerlendirmelerden uzak ve yetersiz’ dolayısıyla da ‘bir rapor olarak değerlendirilemez’ denildi. Yani Çakıcı’ya gerçekten bir ayrıcalık yapılmaya çalışıldı ve bunu şekline uydurmaya bile çalışmayan bir zihniyetten söz ediyoruz. Seçimlerden evvel MHP Genel Başkanı’nın Çakıcı’nın serbest bırakılmasına ilişkin bir talebi vardı. Bu talebin karşılanmadığı ama buna karşı böyle bir ayrıcalık yaratıldığının göstergesidir” şeklinde konuştu.

Diğer tutsaklara tanınmıyor

Yoleri, Çakıcı’ya verilen raporda iddia edildiği gibi hasta ise diğer tutuklulara sağlanması gereken olanakların tartışılması gerektiğinin altını çizerek, şunları söyledi: “Olaya buradan bakarsak eğer her mahpusun yani kim olduğundan bağımsız tedavi hakkının sağlanması gerektiği, sağlığa erişiminin sağlanması gerektiği ve ilaç kadar moral ve destekten yararlanması için gerekli olanakların sağlanması gerektiğini söyleyebiliriz. Yani Çakıcı ya da bir başkası çok da önemli değil. Ayrımcılık içermemiş tüm bu imkânların bütün hasta mahpuslar için sağlanıyor olması gerekir. Ancak bugün Çakıcı’ya sağlanan bu olanakların, derneğimize yapılan başvurulardan da net olarak görüyoruz ki ölüm sınırındaki pek çok hasta mahpusa sağlanmadığı ortadadır. Çakıcı’ya sağlanan bu olanak tüm hasta tutsaklara sağlanmalıdır.”

 

İSTANBUL