
Açlık grevinde olan tutsaklarda Sami Geylan skandal bir kararla 16 yıl hapis cezasına çaptırıldı. Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanan Sami Geylan, davanın 9’ncu duruşmasına raporlu olduğu için katılmadı. Mahkemeye sunduğu dilekçede süresiz açlık grevinin 29’ncu gününde olduğu için sağlık sorunu yaşadığını, bu nedenle duruşmaya katılamayacağını bildirdi. Yine Geylan’ın avukatı Selvi Tunç’un da şehir dışında olmasından kaynaklı mazeret dilekçesi sunarak katılmadığı duruşmanın bir diğer tutuklu sanığı Cüneyt Ekin’in de son savunmaya ilişkin verdiği Kürtçe cevap, “Türkçe dili dışında başka bir dilde cevap verdiği görüldü” gerekçesi ile mahkeme heyeti tarafından reddedildi.
16 yıl hapse çaptırıldı
Avukat Tunç’un gerekçesini de reddeden mahkeme heyeti, Sami Geylan için ise, “Ya ölürse” diyerek duruşmayı karara bağlayacağını bildirdi. Süresiz açlık grevinde olan Geylan, “Örgüte üye olmak” suçundan 12 yıl, “Resmi belgede sahtecilik” gerekçesi ile 4 yıl olmak üzere toplamda 16 yıl hapis cezasına çaptırıldı. Davanın diğer sanığı Cüneyt Ekinci’ye ise, 9 yıl hapis cezası veren mahkeme heyeti, böylelikle her iki sanık için en üst sınırdan cezai yaptırım uyguladı.
Hakimin sözü duyuldu
Karara tepki gösteren Avukat Selvi Tunç, müvekkilinin raporlu kendisinin de mazeretli olmasına rağmen dosyanın karara bağlanmasının hukuka aykırı olduğunu söyledi. Tunç, mevcut şartlarda mahkemenin makul bir süre vererek, duruşmayı erteleyeceğine dosyayı alelacele bitirip cezai yaptırım uyguladığını ifade etti. Yasaya göre hükümden önce sanığa son sözünün sorulması gerektiğini vurgulayan Tunç, "Müvekkilim ile birlikte yargılanan diğer sanık ve oradaki izleyiciler mahkeme başkanının ‘Ya ölürse’ diyerek, bu cezayı verdiğini söyledi. Yargı mensupları siyasal bir önyargı ile usule ve kanuna aykırı hareket etmişlerdir” diye konuştu.
Direnişi kırmak istiyorlar
Tutsaklarda sağlık sorunlarının baş gösterdiği bir dönemde mahkemenin böylesi bir kararı vermesini oldukça manidar bulan Tunç, "Adeta 'ölmeden cezayı verelim' diye hareket edilmiş. Bedenlerini ölüme yatıran tutsaklara karşı tek kişilik hücrelere atma, işkence, hakaret ve koşulları daha da ağırlaştıran uygulamalardan sonra bir de mahkemelerin 'ya ölürse' diyerek ceza vermesi ve hiçbir indirime gitmemesi açlık grevlerinin direnişlerini kırmaya ve teslim almaya yöneliktir. Cezaevinde dört duvar arasında, tüm imkansızlıklara karşı; çıplak bedenini ölüme yatırarak bu imha politikasına karşı duran ve mevcut durumda sağlık koşulları kritik aşamaya gelen müvekkilime 'ya ölürse' diyerek ceza verilmesi yargı makamlarının hukuka ve insan onurunun es geçip cezalandırma aygıtına dönüştüğünün çarpıcı örneğidir. Bu duruma kendine insanım diyen herkes kulak vermeli ve elini taşın altına koymalıdır" dedi.