
Tutuklanmanızdan sonraki süreci anlatabilir misiniz? Kaldığınız koğuşu oranın ortamını?
Hakkari’de adli tutuklularla bir arada tutuluyorduk. Fuhuştan, uyuşturucudan yatanlar vardı. Siyasi ve adli dosyadan tutuklananlar aynı koğuşta kalmıyor normalde. Neye uğradığımı şaşırdım. Orada bunu kabullenmek zordu. Kadın öyküleri vardı bu arada dikkatimi çeken. 16 yaşında bir kadın fuhuştan, 50 yaşında uyuşturucudan yatan bir kadın vardı. Seferi Yılmaz’ın eşi Pınar Yılmaz vardı, siyasi tutsak olarak. Orada biz kadın tutukluların ortak yanı kadın olmamızdı, bize yönelik suçlamalar değildi.”Suç” denilen şeylerle cezaevine itilen kadınlar olarak hikayelerimiz farklıydı ama aynı mekanda aynı zaman dilimini paylaşıyorduk. “Uçurumun kenarında kanatlanmak” sözü misali orada farklı bir düşünce ve ruh hali gelişti bende. Belki de cezaevindeydik, tutsaklık vardı ama kendimi özgür hissediyordum. Bir ay kaldım. Burası aslında dünyanın görünmeyen yüzüydü. Birilerinin görmesi gerekiyor burayı. Bir tarihi yaşıyorduk. Yazılanlar kalır diye düşündüm. Yaşananların pek çoğu unutuldu. Kadın ve Kürt tarihine ışık tutacak hikayelerdi bir nevi. O nedenle cezaevine ilk girdiğimde yazmaya karar vermiştim. Kadınlarla konuştum. Hepsinin hikayesini tek tek dinledim. Dokunduğunda zaten patlıyorlardı. Edebi bir dil ya da başka bir niyetim yoktu. Sadece gazeteci gözüyle baktım ve notlar aldım.
Kitap yazmak için almıyordunuz sanırım bu notları?
Aslında sohbet ediyordum onlarla. Akşamları da konuştuklarımızı not alıyordum. Kadınların gerçek isimlerini yazmadım zaten kitapta. Ama ben biliyorum ki oradaki bir kadın hepimize mal olan bir kadın. Oradaki kadının yerinde ben de olabilirdim, başkası da olabilirdi. Fuhuştan yatan ya da cinayetten yatan kadınları hiç yargılamadım. Hepsinin bir hikayesi vardı çünkü. Onlarla sohbet etme şansım oldu. Hepsini yaşadım. Aşklarını, heyecanlarını, umutlarını, beklentilerini... 16 yaşındaki bir kadının o kadar farklı hayalleri var ki, bambaşka. Bembeyaz, tertemiz bir sayfa aslında ama sistem tarafından kirletilmiş. Umutları, beklentileri bambaşka noktalardayken fuhuşa zorlanması oldukça etkileyici. Aynı zamanda trajik. O nedenle bu hikayeleri yazmak istedim. Bir ay sonra Bitlis Cezaevi’ne sevk edildim. Tutuklanan bir kadın gerilla da benimle birlikte Bitlis’e götürüldük. Yaralıydı bir bacağından. Yanında bulunan 8 arkadaşı şehit düşmüştü. Onun hayat hikayesinden de çok etkilendim. Hikayesini yazdım. Ellerimizde kelepçelerle ringe bindirilişimiz, Hakkari’den götürülüşümüz. Bitlis’teki cezaevinde bambaşka kadın öyküleri vardı. Bitlis’teki cezaevinde bulunan kadınlar öyle bir ülke oluşturmuşlar ki o ülkede özgürlüğün sonsuzluuğunu yaşayabiliyorsun. Böyle hissetmek o kadar farklı ki. Siyasi kadın tutsaklar, analar vardı. Siti ana vardı örneğin. Gerilladaki oğlunu gördüğü için tutuklanmış. Oğluyla birlikte Eylem Açıkalın vardı. Küçücük yaşında cezaevinde olan 3 yaşındaki Argeş ve yine 3 yaşındaki Şimal vardı.
Etkilendiğiniz hikayeler dışında ele aldığınız bölümlerde nelere yer verdiniz?
Beni etkileyen kadın hikayelerini yazmaya çalıştım. İki yıl aradan sonra yayınlatabilme şansım oldu. Oradaki anılarımızı da yazdım. Newroz, 8 Mart, sonra bayramlar nasıl karşılanıyor cezaevinde, onları yazmaya çalıştım. Hepsini yazmak istedim çünkü önemli buluyorum. 22 ayda Bitlis cezaevinde kaldım. Mahkeme süreçlerini yazdım. Niye yargılandık? Toplamda 20’nin üzerinde öyküsü var. Suça itilen adli tutuklu kadınlar, gerilla kadınları yazdım. Ruken Yetişkin’i yazdım. Onunla battaniyenin altına girip kendimizi bir yandan ısıtıp diğer yandan söyleşi yapardım, sohbetler ederdim. Herşeyi olduğu gibi yazdım. Gayem edebi bir ürün çıkarmak değildi. Öylesi bir çabam olmadı. Dikkatimi çeken, beni etkileyen şeyleri yazdım. Olduğu gibi yazmaya çalıştım. Bir de cezaevinde çekilen fotoğraflara yer verdim kitapta.
Dışarıda yazdıklarınız için tutuklanmıştınız, içeride de bu serüven sürmüş ve ortaya önemli bir çalışma çıkmış. Buna dair neler söylersiniz?
Dışarıda halkın yaşadıklarını yansıtmak için gazetecilik yapardım. Ama cezaevinde de benim için bu da yazmam, insanlara aktarmam gereken hikayelerdir diye düşünerek yaptığım bir şey oldu. Bazı insanlar böylesi çalışmaları yapmak için maddi imkanlar da yaratmak ister. Ama cezaevinde olmuşsun bir başka yerde olmuşsun fark etmiyor. İnsan üretendir. İstenildikten sonra her türlü üretimi yapabilme şansın, olanağın muhakkak vardır. Gerçekten cezaevi insanı bitirmiyor, aksine güçlendiriyor da. Böyle düşünüyorum. Çünkü insan cezaevinde daha üretken. Para, yaşam ya da farklı bir kaygı yok. Kadın tarihini irdeledim. Çok araştırdım. Kürdistan ve dünya tarihinden araştırma çalışmam da oldu bu kitaba kaynak sunsun diye ama pek bulamadım. Anı tarzında küçük şeyler vardı. Ama kadın adına bu daha farklı bir çalışma oldu diye düşünüyorum. Birçok arkadaş da destek sundu. Değerlendirmeye çalıştım bunları. Bizi her zaman “terörist” ilan ettiklerinde gazeteci olarak bize yaklaşan dostlarımız oldu.
Yazdıklarınız, belgeledikleriniz için tutuklanan bir gazeteci, bir kadın olarak bu kitap için de benzer akıbeti yaşamanız olası.
Ben “silahlı terör örgütü üyesi” ve “propaganda yapmak” iddiasıyla yargılanıyorum. Ama silah olarak gördükleri bizim fotoğraf çekmemiz, haber yapmamızdı! Böyle görmeleri önemli değil. Önemli olan aslında yıllarca da cezaevinde kalalım ama yeter ki insanların birbirine kırdırılması son bulsun, artık bir şeyler değişsin.
İBRAHİM AÇIKYER/ANF/ANKARA