
Adıyaman Cezaevi'ndeki siyasi tutsaklar, Medine Memi'yi unutmadı. Burada Medine Memi için Kürtçe-Türkçe öykü yarışması düzenlediler. Çeşitli cezaevlerindeki tutsaklar da, Medine Memi için kalemlerine vicdan ve yüreklerini katarak, şiir ve öykü yazdılar. Bir daha Medineler olmasın diye... Yazılanlardan bir kısmı, "Bênav/Sıvalı Öyküler" adıyla, geçtiğimiz Nisan ayında Aram Yayınları tarafından yayınlandı. Kürtçe ve Türkçe çıkarılan 328 sayfalık kitapta, 27 Kürtçe öykü, 22 Kürtçe şiir; 58 Türkçe öykü, 59 Türkçe şiir, 6 deneme ve 4 makale olmak üzere, toplam 176 ürün yer alıyor.
Kitap, tanıtım yazısında belirtildiği gibi, "Eksilmemek, ölmemek için yazılmış bir başucu kitabı..."
Medinelere bir nefes
Türkçe eserler, "İnsanlığa bir ses-Medinelere bir nefes" başlığıyla Sıvalı Öyküler bölümünde; Kürtçe eserler ise "Ji Mirovahiyê re hezar deng, ji Medîneyan re nefesek" başlığıyla Bênav adlı bölümde toplandı. Eserlerde, yaşadığımız topraklar üzerinde yaşanan kadın katliamlarına dikkat çekiliyor.
Adıyaman Cezaevi'nde tutsak olan Fatma Gökhan, "Değişmeyen tek şey değişimdir" söylemine atfen, "Değişmeyen ikinci şey de kadının konumudur" diyor, Bênav kitabında yer alan öyküsünde. Erkek ve kadın tutsakların yazdığı eserlerde, günümüzde yaşanan kadın katliamlarını anlatırken, evrendeki tüm yaşayan canlıların, cinslerin özellikleriyle, doğa yasalarıyla sentezliyorlar.
Tutsaklardan Davut Akgül, yazdığı öyküde şöyle anlatıyor Medine'nin dramını: "Yapmayın! diyordu genç kız. Yapmayın dede, baba, abi!. Bir umutla cellatlarını insafa getirmeye çalışıyordu. Yanlızca öldürülmeye çalışıldığını anlayabilmişti. Ama ölüm hakkında hiçbir fikri yoktu. Hayatı bilmeden, ölümü nasıl bilsin ki? Recm denilen metodu belirli belirsiz duymuştu, korkuyla eğitme ve boyun eğdirme derslerinin birinde. Acaba şimdi recm mi ediliyordu? Düşünemiyordu. Bildiği tek şey; recmin İslam öncesi geleneklerden biri olduğu ve Semitik kabileler tarafından uygulandığıydı, Magdalenli Medine’ye yapılmaya çalışılan..."
Elmo Begari'nin Kürtçe öyküsünden bir kesit:
"Dîsa dengê diya wê bilind bû 'Berxa min ez li benda te me.' 'Gelo çima îro diya min bi zimanekî şêrîn bi min re dipeyîve? Hîna du roj berê hezar nifir li min dikir.' Di devê derî de bavê wê qelibî. Li bendê bû ku bavê wê xwe pê re biqehire û bibêje; 'Gêjê, li ber xwe binêre..."
Kadınlardan Medine'ye şiirler
Deniz Güzel ise, şöyle sesleniyor şiirinde:
Kê Kuşt?
Me di ne! Me di ne! Me di ne!
Deng bi pepûkê ket
Pepûk pepûk kê kuşt?
Sekînî, bi dengekî bêdeng got;
We kuşt!
Pepûk pepûke kê kuşt?
Te kuşt!
...
Min kuşt, min kuşt, min kuuuşttt!"
Dilek Öz ise "Kadın" adlı şiirinde, kızının öldürüleceğini bilen bir anayı anlatıyor:
"Saatlerce dönüp durdu, yatakta uyuyamadı
Yanında horul horul uyuyan adama baktı
Ne kadar da rahattı
oysa sabaha bir cana kıyacaktı
Koynunda bir yılan büyütmüştü
....
Kalktı
Başındaki yazmayı düzeltti
Kan kardeşi elbisesiyle
Katilin odasından çıktı..."
Emine İnan da Medine için dizelerinde:
"Nazlı narin bedeni Medine'nin
Diri diri toprağa gömülürken
Gülmeyi ve yaşamayı çok gördüler
Yitip gitti onaltısında
Nazlı bir beden Medine..." diyor.
Adıyaman Cezaevi'nde bulunan Gülazer Akın (kanser hastası) 'Medinelere Dair' şiirinde şöyle sesleniyor:
"...
Acılarını, ahlarını topluyoruz kadınların
Sesini, sözünü, nefesini
Gözlerini, kanlanmış düşlerini
Topluyoruz kadınların..."
GÜL GÜZEL