
"Tecride hayır tutsaklara özgürlük" pankartının açıldığı açıklamaya, TUAD-DER Amed Başkanı Sırrı Doğan, BDP yöneticileri, 78'liler Derneği, Barış Anneleri ile çok sayıda tutuklu yakını katıldı. Cezaevlerinde hak ihlallerinin AKP iktidarı döneminde arttığını belirten TUAD-DER Başkanı Doğan, cezaevlerinden daha fazla "tabutta tahliye" istemediklerini söyledi. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'a yönelik 10 ayı aşkın süredir devam eden tecride de tepki gösteren Doğan, "Sayın Öcalan 309 gündür AKP hükümeti ve devletince avukatlarıyla görüştürülmüyor. Tek kişilik hücrede kalan bir insana yine hücre cezası uygulanıyor. Bu kadar zamandır haber alamamak bizi ciddi anlamda kaygılandırıyor. Kürt sorununun demokratik barışçıl çözümü noktasında önemli bir konuma sahip olan Sayın Öcalan'ın sağlık güvenlik ve özgürlüğünün sağlanması hayati önemdedir" dedi.
AMED
Adli Tıp ölüme terk ediyor
Adli Tıp Uzmanları Derneği (ATUD) Başkanı Prof. Dr. Ümit Biçer, Adli Tıp’ın bilimsel değerleri hiçe sayarak hasta tutsakların ölümüne davetiye çıkardığını belirtti.
Türkiye cezaevlerinde 42’si ölüm sınırında 248 ağır hasta tutuklu bulunuyor. ATUD Başkanı Prof. Dr. Biçer, Türkiye cezaevlerinde 2005 yılında tutuklu ve hükümlü sayısının 55 bin olduğunu ve bu sayının 2012 yılında 132 bine çıktığına işaret ederek, cezaevlerindeki artan tutukluluk oranının ağırlaşan sağlık sorunlarını da beraberinde getirdiğini söyledi. Cezaevlerinde ağır hasta olan tutuklu ve hükümlülerin yaşadığı sorunların Türkiye kamuoyu ve hükümet tarafından görmezden gelindiğine vurgu yapan Biçer, cezaevlerinde sürdürülen sağlık sisteminin tamamen neo-liberal politikalara teslim edildiğini belirtti.
24 saat sağlık hizmeti
Cezaevlerindeki tutsakların 24 saat boyunca sağlık hizmeti alması gerektiğini ifade eden Biçer, yaşanan sorunlara ilişkin şunları anlattı: „Cezaevlerinde yaşanan sevkler ayrı bir problemdir. Sevkler sırasında kullanılan araçlar ve temel sağlık hizmetine ulaşma hakkının engellenmesi ve bu süreci güvenlik görevlerinin denetiminde yürütülmesi büyük bir sorun. Hasta ile hekim arasındaki mahremiyet ilişkisi ve sağlık probleminin paylaşma ilkesinin gözardı edilmesi ciddi bir sorun olmaktadır. F Tipi süreci ile başlayan tecrit ve izolasyon artık neredeyse sistematik bir uygulamaya dönüştü. Cezaevlerinde sağlık problemleri artık Türkiye’de ciddi bir sorununa dönüşmektedir.“
Ölüme davetiye çıkarıyor
Adalet Bakanlığı’na bağlı Adli Tıp Kurumu’nun hasta tutuklu ve hükümlülere yaklaşımını sert bir dille eleştiren Biçer, bilimsel ve bağımsız görüş vermesi gereken Adli Tıp’ın bilimsel değerleri hiçe saydığını ifade etti. Biçer, „Bilimsel değerlerin hiçbiriyle bağdaşmayan uygulamalara onay veriliyor ve bu kararlarla insanların ölüme gönderilmesine seyirci kalınıyor“ dedi. Adli Tıp Kurumu’nun tedavisi söz konusu olmayan kişiler için “reviri ve doktoru bulunan bir yerde tedavi edilebilir“ kararının ise ölüme davetiye çıkardığını ifade eden Biçer, şunları söyledi: „Adli Tıp Kurumu’nun hasta tutuklular için ‘cezaevinde kalabilir’ tanısının konulma kararının verilmesindeki nedenlerden biri hukuksal mevzuat ve genelgeler olabilir. Diğer taraftan da bu insanları ötekileştirme, bu insanlarla belki de hasta olmaktan çok bu kişileri suçlu görmesinin mantığı yatabilir. Adli Tıp, ölümlere onay veren bir kurum haline gelmiştir.“
10 yılda 917 kişi
Son 10 yılda Türkiye’deki hapishanelerde yaşamını yitiren hasta tutuklu sayısı 917’e yükselirken, 2011 yılında 31 hasta tutsak ‘tabutta tahliye’ edildi. 2012 yılında ise 3 hasta tutsak yaşamını yitirdi. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün af başvurusunu görmezden geldiği 7 çocuk babası karaciğer hastası tutsak Mahmut Çakan(48) tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitirdi. Bingöl M Tipi Cezaevi’nde şeker hastası tutsak Mahmut Karataş’ın sesini ne Adalet Bakanlığı ne de af yetkisine sahip Cumhurbaşkanı duymadı. „Yüksek şekerden dolayı iki gözünü kaybeden, şuurunu kaybeden ve tüm ihtiyaçları cezaevindeki tutsaklar tarafından karşılanan“ Karataş, cezaevine yaşamını yitirdi. Cezaevinde 16 yıl kaldıktan sonra tahliye edilen lenf kanseri Nurettin Soysal ise tedavi gördüğü hastanede 9 Nisan’da yaşamını yitirdi.
Devlet intikam peşinde
Pozantı Cezaevi'nde yaşanan insanlık dışı uygulamaların mağduru Kürt çocukları yeniden devletin tutuklama terörünün mağduru oluyor. Son üç ay içerisinde gözaltına alınan 25 Pozantı mağduru çocuktan 15'i tutuklandı. Ailelerine de toplam 150 bin TL para cezası kesildi.
Pozantı'da taciz, tecavüz, işkence ve kötü muamelelere maruz kalan ve bunları basına anlatarak deşifre eden Pozantı mağduru çocuklar, AKP rejiminin hedefi olmaktan kurtulamıyor. Pozantı cezaevinde yaşanan taciz ve tecavüz vahşetinin arından Ankara Sincan Çocuk Kapalı Cezaevine sevk edilen çocuklardan bir kısmı çeşitli tarihlerde tahliye edilmişlerdi. Çocuklar cezaevinde yaşadıkları insanlık dışı uygulamaların şokunu henüz atlatamadan, yeniden aynı gerekçelerle tutuklanıyor. İkinci defa tutuklanan Pozantı mağduru çocuklardan Hasan Katan, Mahmut Aksel, Devrim Eriş, Cengiz Ergün, Alaattin Akgül, Berğudan Ertaş, Azad Bozkurt, Mehdi Aslan, Hasan Şeker, Ramazan Bıdık, Lokman Aydemir, Ahmet Budak, Remzi Akay, Hasan Kaya, yetişkinlerin kaldığı Mersin Kapalı Cezaevi'ne konuldu.
İHD Mersin Şube Başkanı Ali Tanrıverdi, Pozantı mağduru çocuklardan adeta intikam alındığını belirtti. Tanrıverdi, çocukların Pozantı’yı anlattıktan sonra çeşitli baskılara maruz kaldığını, ailelerinin de çeşitli para cezalarına çarptırıldığını belirtti. Serbest bırakılan çocukların aynı gerekçelerle tekrar tutuklandığına dikkat çeken Tanrıverdi, tutuklananların çocuk olmasına rağmen çocuk cezaevinde değil de yetişkinlerin kaldığı Mersin Cezaevi'ne konulmasının da dikkat çekici olduğunu kaydetti.
Son 3 ay içerisinde Pozantı mağduru 25 çocuk, “gösteri ve yürüyüş kanununa muhalefet etmek”, “görevli memura direnmek”, “örgüte üye olmak”, “patlayıcı madde bulundurmak” suçlamasıyla gözaltına alındı. Çocukların 15’i tutuklanarak cezaevine konuldu. İkinci defa gözaltına alınan ve tutuklanan çocukların ailelerine de, "çocukları devlet malına zarar verdi" diye toplam 150 bin TL para cezası kesildi.