Tutsakların itirazı ahlaki ve politiktir

15 Ocak 2021 Cuma - 23:30

  • Türk cezaevlerinde tecride karşı devam eden açlık grevini, 11. grup devraldı. Meclis’te basın toplantısı yapan HDP milletvekilleri, tutsakların talebini sahiplenerek, "Tutsaklar direnişle bir yandan kendi haklarını savunurken; aynı zamanda Türkiye’nin otoriter ve baskıcı bir yönetime teslim olmasına karşı da güçlü bir ahlaki ve politik itirazda bulunuyor” dedi.

 

Duyarsızlığın iktidarın saldırganlığına ortak olmak anlamına geldiğini vurgulayan HDP milletvekilleri, çok geç olmadan ve tekrar aynı noktaya gelmeden, yeni can kayıplarını yaşamamak için toplumsal muhalefet güçlerinin olarak harekete geçmek zorunda olduğunu söyledi. Vekiller, bütün demokratik kamuoyunu da tutsakların sesine ses katmaya çağırarak, şunun altını çizdi: "Beklentimiz hukuksuzluk ve saldırıları yürüten iktidardan değildir, aslında temel beklentimiz toplumsal güçlerden, demokrasi yanlılarındandır.” 

Türk cezaevlerindeki PKK ve PAJK’lı tutsakların, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin sonlandırılması talebiyle 27 Kasım’da başlattığı süresiz-dönüşümlü açlık grevi eylemi, 51. gününde 11. grupla devam ediyor. Ayna amaçla Mexmûr’da yapılan açlık grevi bir ayını tamamladı, Yunanistan’ın Lavrio Kampı’nda ise 13. gününe girdi.

Meclis'te açlık grevi açıklaması

Halkların Demokratik Partisi (HDP) milletvekilleri, açlık grevlerine ilişkin Meclis’te basın toplantısı düzenledi. HDP Muş Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, açlık grevlerinin temel sebebinin Öcalan ve tüm tutukluları üzerindeki tecridin sona erdirilmesi ve cezaevindeki hukuksuzluklara son verilmesi olduğunu hatırlatarak, “İktidarın karşısında yer aldığı için cezaevlerine doldurulan binlerce siyasi tutsak, 50 gündür iktidara ‘hukuka uyması, anayasaya riayet etmesi, ayrımcılıktan ve keyfi uygulamalardan vazgeçmesi, işkence başta olmak üzere işlediği suçlara son vermesi’ talebiyle direniyor. Tutsaklar iktidarı hukuka, demokrasiye ve insan haklarına davet ediyor. Bu taleplerin tamamı meşru, hukuki ve demokratiktir” dedi.

Tama teşekküllü tecrit

 Asrın Hukuk Bürosu’nun açıkladığı 2020 Yılı İmralı Raporu’nda yer alan ihlallere değinen Koçyiğit, şöyle devam etti: “Sayın Abdullah Öcalan ve adadaki diğer tutsaklar başta avukat, aile bireyleriyle görüşme, telefonla görüşme, mektup, faks ve her türlü iletişim aracılığı ile haberleşme hakkı olmak üzere tüm yasal hakları ortadan kaldırılarak tam teşekküllü tecrit uygulamasına geçilmiştir. İmralı sisteminin, hiçbir hukuk sisteminde yeri ve dünyada örneği yok. Tecrit işkence suçudur; evrensel hukukun, anayasanın askıya alınmasıdır. İktidar, İmralı’da uyguladığı tecridi bugün bir yönetim biçimi haline getirmiş ve sistematik olarak bütün Türkiye’de uygulamaya koymuştur. Yani istisna genelleşmiş ve sistematikleşmiştir. Biliyoruz ki; tecrit, iktidarın savaş, soygun, talan ve sömürüye yaslanan yönetim biçimini hayata geçirmek için başvurduğu bir yöntemdir.

Savaş ve barış meselesidir

 Tecrit, nereden taraf olduğun noktasından bakıldığında bir savaş ve barış meselesi, siyasi alanda demokrasi ve otoriterlik; ahlaki açıdan ise iyilik ve kötülük meselesi olarak düşünülebilir. Türkiye’de ne zaman tecrit politikasına ara verilmişse toplum rahat nefes almış ve ülke çözüme her zamankinden daha fazla yaklaşmıştır. Halklar ve toplum nefes almasın, savaş politikaları altında ezilsin diye yeniden ve yeniden hayata geçirilen bir uygulamanın adıdır.”

Sadece kendileri için değil

 Tecridin İmralı sınırlarını aştığını ve beraberinde ağır sorunları getirdiğini vurgulayan Koçyiğit, “Bizim tecride karşı duruşumuz barışa, çözüm ve müzakereye verdiğimiz destektir ve bu politikamızı da ısrarlı bir şekilde sürdürüyoruz, sürdürmeye de devam edeceğiz. Tutsaklar direnişle bir yandan kendi haklarını savunurken; aynı zamanda Türkiye’nin otoriter ve baskıcı bir yönetime teslim olmasına karşı da güçlü ve ahlaki, politik bir itirazda bulunuyorlar. Cezaevleri Türkiye’de her zaman baskıların, saldırıların, hak gasplarının ve işkencelerin merkezi olmuştur. Ne yazık ki bugün yaşanılan durum her zamankinden daha ağır ve katlanılmaz hale gelmiştir. Cezaevlerinde bulunan tutsaklara karşı ‘tecrit içinde tecrit’, ‘cezaevi içinde cezaevi’ uygulanıyor” şeklinde konuştu.

Zindan içinde zindan

 Hasta tutsakların durumu ve cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerine işaret eden Koçyiğit, şunları paylaştı: “Yaşamsal faaliyetlerini bir başına gerçekleştiremeyeceği raporlarla belgelenmiş olan ağır hasta mahpusların cezaevlerinde ölüme yürümesine göz yumuyor ya da onları ölüme terk etmekte bir beis görmüyor. Pandemi koşullarında bir korunma yöntemi olarak ‘hijyen’ imkanları bulunmayan, bu imkanlardan mahrum bırakılan siyasi tutsaklar adeta ölüme terk edilmiş durumdadır. Salgına karşı toplumu, tutsakları korumayan iktidar anlayışı ile karşı karşıyayız. Bu iktidar aklı bunları yapmazken muhalefetin sesini kısmanın, içeride tutsakların yaşam alanlarını sınırlandırmanın, haklarını budamanın; yani saldırıların, hak gasplarının gerekçesi yapıyor. Onur kırıcı ve son derece ahlaksızca olan çıplak arama işkencesini, gözaltı merkezlerinden başlayarak cezaevlerinde yaygınlaştırıyor. Kameralarla tutsakların yaşam alanlarını gözetliyor aynı zamanda tek kişilik hücre ve disiplin cezalarıyla ‘zindan içinde zindan yaratılmaya’ çalışılıyor.”

Tutsaklar tekrar rehin alınıyor

 Koçyiğit, cezaevlerinde son zamanlarda yaşanan en önemli hak ihlallerinden birisi de ‘‘İyi Hal Kurulu’’ uygulamasıyla infazı biten tutukluların keyfi biçimde cezaevinde tutulmaya devam edilmesi olduğunu belirtti. Koçyiğit, uygulamayı şöyle anlattı: “Oluşturulan İyi Hal Kurulu’nda, savcı ve hapishane görevlileri, mahpusların şartlı tahliye tarihi öncesinde rapor hazırlıyor ve değerlendirme yapıyor. Siyasi mahpuslara, ‘pişmanlık’, ‘itirafçılık’ gibi aşağılayıcı kirli politikalar dayatılıyor. Sırf siyasi görüşünden kaynaklı, çıplak arama uygulaması gibi cezaevinin insanlık dışı uygulamalara direnenler, açlık grevlerine katılanlar hakkında olumsuz raporlar veriliyor, infazlarının önüne geçiliyor. Kurulda baro görevlisi veya hükümlünün avukatı bulunamıyor. Yani tek taraflı yargısız infaz süreci iyi hal kurulları eliyle hayata geçiriliyor. Bu raporlar iki kez uygulanabiliyor ve her seferinde 6 ay olmak üzere şartlı tahliye tarihi 1 yıla kadar ertelenebiliyor. Aslında mahpuslar yeni bir ceza ile karşı karşıya bırakılıyor. Bu çok büyük bir insan hakkı ihlali olmakla beraber kişiyi hürriyetinden mahrum bırakma suçudur.”

Taleplerinin tamamını sahipleniyoruz

 Duyarsızlığın, iktidarın saldırganlığına ortak olmak anlamına geldiğinin farkında olduklarını kaydeden Koçyiğit, şunları ekledi: "O yüzden tutsakların dile getirdiği taleplerin tamamını sahipleniyoruz, ‘talepleri taleplerimizdir’ diyoruz. Ayrıca açlık grevi direnişi hepimize büyük bir vicdani sorumluluklar yüklüyor. Tutsaklar başka türlü kendilerini ifade etme imkanları kalmadığı zaman bedelleri ağır olan ‘açlık grevi’ direnişine başvuruyorlar. Çok geç olmadan ve tekrar aynı noktaya gelmeden, yeni can kayıplarını yaşamamak için toplumsal muhalefet güçleri olarak harekete geçmek zorunda olduğumuzun altını çizmek istiyoruz. Parti olarak bu konuda daha önce gösterdiğimiz duyarlılığı daha güçlü bir şekilde göstereceğimizi belirtiyor, bütün demokratik kamuoyunu da tutsakların sesine ses katmaya çağırıyoruz. Beklentimiz hukuksuzluk ve saldırıları yürüten iktidardan değildir, aslında temel beklentimiz toplumsal güçlerden, demokrasi yanlılarındandır.” ANKARA

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.