Kadınların buluştuğu ‘avlu’: Boleka
Kadın Haberleri —

Boleka
- Farklı mesleklerden bir araya gelen 12 kadının hikayesi edebiyat dergisi “Boleka”da kesişti. Kadınlar, Boleka’yı “kendine ait bir oda”dan ziyade bir “avlu” olarak tanımlıyor: Herkesin gelip geçtiği, durduğu, birbirini gördüğü, dertleştiği veya sadece yan yana durduğu ortak bir alan.
Kadınlar tarafından kolektif bir editöryal anlayışla hazırlanan İstanbul merkezli, 3 aylık, basılı edebiyat dergisi “Boleka” Ocak ayında okuyucularla buluştu. Farklı mesleklerden bir araya gelmiş 12 kadının ortak hikayesinden yola çıkarak yayın hayatına başlayan Boleka, Nisan ayında ikinci sayısıyla raflardaki yerini almaya hazırlanıyor.
Boleka Türkiye’de 11 ilde, 61 bağımsız kitabevinde satışa sunuluyor. Berlin’de 3, Londra’da 1 satış noktası bulunuyor. Dergi internet üzerinden de satışa sunuluyor.
Derginin editörlerinden Fatma Özer, Boleka’nın hikayesini ve içeriğini; diğer üretici kadınlar ise Boleka aracılığıyla edebiyat ile kurdukları bağı MA’ya anlattı.
Hafızanın yükünü birlikte taşıma
Boleka dergisinin 12 kadının kolektif iradesiyle oluştuğunu ifade eden Fatma Özer, “Geçtiğimiz Eylül ayında birbirimize sorduğumuz basit ve samimi bir “Neden bizim de bir dergimiz olmasın?” sorusuyla yola çıktık. Okurken ve yazarken hep şunu fark ediyorduk; bazı sesler duyulmuyor, bazı metinler yer bulamıyor, bazı deneyimler dile gelmeden kayboluyor. Boleka, bu boşlukta kalan alanlara yer açsın istedik” dedi.
Boleka isminin Ursula K. Le Guin’in “Hep Yuvaya Dönmek” kitabından aldığını belirten Fatma Özer, “Geri dönmek” anlamına geliyor ama bizim için bu dönüş, nostaljik bir arayış değil; yüzleşerek, dönüştürerek geri gelmek. Bu adı seçerken aynı zamanda derginin simgesini de belirledik: “Skarabe, yani bok böceği.” Antik anlatılarda skarabe görünmeyeni taşıyan, dönüştüren bir figür. Karanlıktan bir küre çıkarır, onu ileri doğru yuvarlar. Boleka için bu figür, hikâyelerin ve hafızanın yükünü birlikte taşıma ve dönüştürme fikrini simgeliyor” diye konuştu.
Kim görülüyor kim görünmez?
Yola çıkarken büyük iddialardan çok, sahici bir alan kurma isteklerinin olduğunu vurgulayan Fatma Özer şöyle devam etti: “İlk sayının en güzel tarafı, okurla kurduğu bağ oldu. Beklediğimizden daha yoğun ve sahici dönüşler aldık. İnsanların dergiyle kurduğu kişisel ilişki bizi çok etkiledi.
İlk sayıda Aslı Erdoğan'ın etik duruşunu merkeze almamız tesadüf değil, bilinçli bir tercihti. Boleka'nın neyi önemsediğini, kimleri ve neleri görünür kılmak istediğini daha ilk sayfadan ortaya koymak istedik. İlk sayıda “göz” imgesini seçmemizin sebebi, bakış meselesini yeniden düşünmek istememizdi. Kim bakıyor, kim görülüyor, kim görünmez kalıyor? “Göz” aynı zamanda tanıklıkla da ilgili. Görmek, fark etmek, bazen de görmemeyi seçmek. Sayının bütün metinleri bu sorular etrafında dolandı. Kadın gözünün tarih boyunca nasıl denetlendiğini, ama aynı zamanda nasıl direndiğini düşündük.”
Hiyerarşik yapıya yer yok
Derginin, farklı alanlardan gelen kadınların bir araya gelmesiyle oluştuğunu söyleyen Fatma Özer, “Çoğumuz amatörüz; içimizden çok az kişinin dergicilik deneyimi var. Bu çeşitlilik dergiye hem zenginlik hem de alışılmışın dışında bir bakış açısı katıyor. İletişim, yayıncılık, hukuk, mimarlık, mühendislik gibi birbirinden farklı alanlardan geliyoruz. Ama ortak noktamız edebiyat. Çoğumuz Murat Gülsoy'un yazı atölyesinden tanışıyoruz; yazı üzerinden kurulan bu temas zamanla ortak bir üretim zeminine, sonra da bir dergiye dönüştü” dedi.
İçeriği oluştururken hiyerarşik bir yapı kurmamaya çalıştıklarına dikkat çeken Fatma Özer, “Herkes bir işin ucundan tutuyor. Editöryal süreçten tasarıma, sosyal medyadan dağıtıma, sponsorluk görüşmelerinden organizasyona kadar bütün işleri paylaşıyoruz. Eleştiri var, tartışma var, bazen anlaşmazlık da var. Ama hepsinin altında ortak bir zemin var: Birbirimize alan açmak, birbirimizi dinlemek” diye belirtti.
Çekinmeden üretebilen kadınlar
Okurdan aldıkları dönüşlere de değinen Fatma Özer, “Eleştiriler genelde çok özenli oluyor. Metinlerle kurulan ilişki yüzeyde kalmıyor, insanlar gerçekten içine giriyor. Bu bizim için çok kıymetli. Kendimizi geliştirmek için görüş ve eleştirilere kulak veriyoruz” dedi.
Boleka’nın edebiyat ile söz kurmak, yazmak, çekinmeden üretmek isteyen kadınlara alan açtığını belirten Fatma Özer şöyle devam etti: “Boleka, kadınların kendi sözüyle konuştuğu, kendi deneyimini merkeze aldığı, birbirini gören bir alan. Kadınların kültürel üretiminin istisna değil olağan sayıldığı, hafızanın korunduğu ve sözün kaybolmadığı bir yer. Bazen bir derginin sayfasında kendini bulmak, uzun bir arayışın ardından eve varmak gibi hissettiriyor. Hemcinslerimize şunu söylemek isteriz: Yazmak için doğru zamanı beklemeyin. O zaman çoğu zaman gelmiyor. Nerede, nasıl mümkünse oradan başlayın. Boleka da böyle bir yer. Başlanmış cümlelerin, yarım kalmış metinlerin ve yeni seslerin yeri…”
Yazmak için doğru zamanı beklemeyin
Kadınlar, Boleka’yı “kendine ait bir oda”dan ziyade bir “avlu” olarak tanımlıyor: Herkesin gelip geçtiği, durduğu, birbirini gördüğü, dertleştiği veya sadece yan yana durduğu ortak bir alan.
Yelina Tayfur, “Bir dertleşme ve sesini bulma hikâyesi” diyor. Hande Başpınar Karalar ise “kadınların söyleyecek sözlerini görünür kılan, cesaret veren bir yer” olarak nitelendiriyor. Emine Yıldız için yazmak, içindeki “düşünme odası”na girip meramını anlatmak; Özlem Ceylan Kanıpak için ise hiyerarşiden uzak, nezaketin fısıltısına güvenen bir dert ortaklığı.
Bedia Büyükgebiz, “Kimse vermese de kendi elleriyle ‘kendine ait bir oda’yı kuran, diğer kadınlarla dayanışan kadınların alanı” diyor. Dergi, yazmak için “doğru zamanı” beklememeyi, yarım kalmış metinlere ve yeni seslere kapı açmayı teşvik ediyor. İSTANBUL













