Adalete erişim için yeni protokol

Kadın Haberleri —

Kadın eylemleri

Kadın eylemleri

  • Amed Büyükşehir Belediyesi, 13 ilçe belediyesi ve Amed Barosu arasında imzalanan protokolle, Amed’de şiddete maruz kalan, boşanma, nafaka ve velayet davalarında hak kaybı yaşayan kadınlara ücretsiz avukat desteği sağlanacak.
  • Avukat Cansel Talay: “Bu protokol sayesinde daha fazla kadına adli yardım hizmeti sunulabilecek. Bütçe yetersizliği nedeniyle sağlanamayan bir hizmet, bazen bir kadının hayatına mal olabiliyor ve bunun telafisi yok. Uygulamanın yaygınlaşmasını umuyoruz.”

ROJHAT ABİ /AMED

Geçtiğimiz günlerde Amed Barosu ile Amed Büyükşehir Belediyesi ve ilçe belediyeleri arasında, şiddete maruz kalan, boşanmak isteyen ya da hukuki hak kaybı yaşayan kadınlara destek sağlamak amacıyla “Kadınlar için Adli Yardım Protokolü” imzalandı. Protokol kapsamında boşanma, nafaka ve velayet davalarında kadınlara ücretsiz avukat atanması hedefleniyor. Böylece kadınların adalete erişiminin güçlendirilmesi ve hukuki desteğin daha etkin biçimde yürütülmesi amaçlanıyor.

Kadınlara yönelik şiddetin boyutunu, kadınların adli yardım süreçlerinde karşılaştıkları zorlukları ve imzalanan protokolün önemini Amed Barosu Kadın Hakları Merkezi Yürütme Kurulu üyesi Avukat Cansel Talay ile konuştuk.

Amed Barosu ile yerel yönetimler arasında imzalanan Adli Yardım Protokolü hangi ihtiyaçtan doğdu?

Bu protokol aslında çok temel bir ihtiyaçtan doğdu. Türkiye Barolar Birliği her yıl adli yardım için belirli bir bütçe hazırlıyor ancak bu bütçe ihtiyaca göre belirlenmiyor. Amed Barosu ise bölgenin en fazla başvuru alan barolarından biri ve adli yardım bütçesi oldukça sınırlı. Şiddete maruz kalan ya da boşanmak isteyen birçok kadın haklarını koruyarak boşanmak istiyor, ancak avukat ücretini karşılayacak maddi gelire sahip olamayabiliyor.

Adli yardım kriterlerini karşılayan kadınlara baro tarafından avukat atanıyor. Ancak bütçe yetersiz olduğunda başvuruların değerlendirilmesi gecikebiliyor ya da reddedilebiliyor. Bazen bir kadına avukat atanması bir ayı bulabiliyor. Şiddete maruz kalan bir kadın için bu süre uzun ve hayati. Bu süreçte kadının hayatı ciddi bir tehlike altında olabilir.

İmzalanan protokol kapsamında belediyeler, kendi yönetmeliklerine uygun bir şekilde, bütçeleri oranında katkı sunacak. Bir yıl boyunca protokol kapsamında belirlenen bütçe, baronun adli yardım birimine aktarılacak ve şiddete maruz kalan kadınların boşanma, nafaka ve velayet davalarında kadın avukatlar görevlendirilecek. Böylece başvurularda bekleme süresi ya da ret gibi durumlar yaşanmayacak. Bu nedenle çok kıymetli bir çalışma. Çünkü bütçe yetersizliği nedeniyle sağlanamayan bir hizmet bazen bir kadının hayatına mal olabiliyor ve bunun telafisi yok. Benzer protokoller farklı illerde de uygulanıyor. Umuyoruz ki bu uygulama daha da yaygınlaşır.

Bu protokolün hayata geçmesiyle kadınlar açısından neler değişecek?

Bu protokol büyük bir adım. Daha fazla kadına adli yardım hizmeti sunulabilecek. Avukat ataması yapıldığı için kadınlar boşanma, nafaka ve velayet davalarını hak kaybı yaşamadan sürdürebilecek. Bu davalar oldukça karmaşık ve hukuki terminoloji gerektiriyor. Kadınların kendi başlarına yazdıkları dilekçeler ya da baskı ve şiddet altında kabul ettikleri anlaşmalı boşanmalar birçok hak kaybına yol açabiliyor. Son dönemde kadın haklarına yönelik aleyhte söylemler yoğunlaşmışken belediyelerin bu protokole öncülük etmesi çok kıymetli.

Baronuza yapılan başvurulara göre en sık karşılaşılan şiddet türleri hangileri?

Başvuruların bir kısmı fiziksel ve ekonomik şiddete ilişkin. Bunun yanında özellikle gençler arasında dijital şiddetin de giderek arttığını görüyoruz.

Biz raporlarımızı her yıl Kasım ayında yayımlıyoruz. Şu an 2025 yılı verileri üzerinden konuşabiliriz. Ancak veri toplamak bile başlı başına politik bir mesele. Çünkü kırsal bölgelerden ve köylerden çoğu zaman başvuru alamıyoruz. Bunun nedenlerinden biri jandarmanın doğru yönlendirme yapmaması.

İlçelerde de baronun adli yardım birimleri bulunmuyor ve başvuru sistemi yeterince işlemiyor. Bu noktada belediyelerin kadın yaşam merkezlerinin bir an önce aktif hale gelmesi ve başvuru sistemlerini oturtması gerekiyor. Elimizdeki veriler aslında gerçeğin küçük bir kısmını gösteriyor. Şiddetin çok daha yaygın olduğunu biliyoruz. Ayrıca birçok baroda hala elektronik kayıt sistemi bulunmuyor. Bu da kadınların adalete erişiminin önünde büyük bir yapısal engele sebep oluyor.

Şiddete maruz kalan bir kadının hukuki mekanizmalara başvuru sürecinde karşılaştığı en temel engeller neler? Özellikle ana dilde hizmet eksikliği bu süreci nasıl etkiliyor?

Birçok kadın için evden çıkmak bile bir sorun. Kadın evden çıkıp adliyeye ya da baroya ulaşana kadar can güvenliği riski yaşayabiliyor. Bazen ulaşım için gerekli paraya dahi sahip olmuyor. Bunun yanında birçok kadın kendini ana dillerinde ifade edemeyeceğini düşünüyor. Baromuzda ana dilde başvuru alabiliyoruz, fakat adliyelerde ve emniyette Kürtçe başvuru sistemi bulunmuyor. Kadınlar çoğu zaman en yakın emniyete gidiyor, orada da yanlış yönlendirilip geri gönderiliyorlar. Baroya ulaşmak kadınlar için oldukça zor bir süreç olabiliyor. Bu nedenle bir “telefon hattı” kurduk. Kadınlar burayı arayarak bilgi alabiliyor ve gerekli yönlendirmeleri yapabiliyoruz.

Amed görece daha iyi durumda. Kentte birçok kadın derneği ve kadın komisyonu var. Kadınlar bu kurumlar aracılığıyla baroya ulaşabiliyor. Ancak köylerde yaşayan kadınlar ulaşamıyor. Adalete erişimin ilk aşamasında bile kadınlar birden fazla engelle karşılaşıyor.

Neredeyse her gün kadın cinayeti haberleri görüyoruz. Kadın örgütlerinin ‘önlenebilir’ dediği bu ölümler neden durdurulamıyor? Yetkililerin bu noktadaki eksiklikleri neler?

Yapısal sorunlar her gün yeni bir kadının hayatını kaybetmesine sebep oluyor. Birçok kadın kurumu, örgüt ve hak savunucusunun da vurguladığı gibi bu ölümler aslında önlenebilir nitelikte. Ancak yetkililerin görevlerini yerine getirmemesi, yapısal sorunların çözülmemesi ve cezasızlık politikaları nedeniyle kadınların yoğun biçimde hayatlarını kaybettiği bir dönemden geçiyoruz. Şiddet verileri de aynı şekilde çok yüksek. Diyarbakır Şiddetle Mücadele Ağı ile birlikte yayımladığımız raporlarda da bunu açıkça görüyoruz. Veriler, özellikle fiziksel, psikolojik ve ekonomik şiddet başlıklarında ciddi bir artış olduğunu gösteriyor.

Baromuzun günlük başvuru aldığı bir sistem var ve bu yıl önceki yıllara kıyasla çok daha fazla başvuru aldık. Bunun en önemli nedenlerinden biri 2014’ten bu yana uygulanan aile politikaları. Aileyi önceleyen, kadını kamusal hayattan dışlayan ve kadınların kazanılmış haklarına yönelik saldırgan bir tutum gösteren bu politikaların sonuçlarını bugün çok yoğun şekilde yaşıyoruz.

Bugün gelinen noktada hem birçok açıdan eksikliklerle hem de kadın haklarına yönelik saldırılarla mücadele etmek zorunda kalıyoruz.

Kadına yönelik şiddetle mücadelede yerel yönetimlerin rolü nedir?

Yerel yönetimlerin rolü çok büyük. Çünkü birçok kişi adliyeye ya da karakola gitmekten çekinirken belediyeye güveniyor. En azından belediyelerde kendi ana dilinde kendini anlatabileceğini düşünür. Ayrıca ilçe ve köylerde belediyeler halkın daha kolay erişebildiği kurumlar. Kadın yaşam merkezleri bu açıdan çok önemli. Eğer her ilçede aktif hale getirilir ve bu merkezlerde düzenli olarak avukatlar görev alırsa kadınlara hukuki danışmanlık verilebilir, acil koruma talepleri hazırlanabilir.

Baronun faaliyetleri çoğunlukla merkezle sınırlı kalıyor. Ancak Amed çok büyük bir şehir ve ilçeleri ile köyleri oldukça kalabalık. Bu nedenle yerel yönetimlerin kuracağı başvuru merkezleri kadınlar açısından çok hayati.

Kadın cinayetleri ve yargı süreçlerinde yaşanan sorunların çözümü için hangi adımlar atılmalı?

Biz kadın cinayeti davalarını izlemek ve toplumsal cinsiyet perspektifiyle yargılama yapılmasını sağlamak için davalara katılma talebinde bulunuyoruz. Ancak bu talepler genelde kabul edilmiyor. Öncelikle bu pratikten vazgeçilmeli. Kadın cinayetlerinin bireysel ya da münferit olaylar olmadığı, toplumsal bir mesele olduğu yargı tarafından kabul edilmeli. Yargılamalara böyle yaklaşılmalı. Her kadın ölümü şüpheli ölüm olarak soruşturulmalı. Türkiye’de kadın cinayetlerinin sayısı çok yüksek. Bu nedenle savcıların ve hakimlerin dosyaya başlarken ilk sorması gereken soru “Bu bir cinayet olabilir mi?” olmalı. Ancak ne hukuk fakültelerinde ne de hakim ve savcılık sürecinde toplumsal cinsiyet perspektifine dair eğitim bulunuyor. Bu durum dosyalara çok zarar veriyor.

Mahkeme kararları yalnızca bugünü değil, yarını da inşa eder. Topluma bir mesaj verir ve eğer verilen mesaj yine erkekten yana olursa toplumsal dönüşüm sağlamak mümkün olmaz.

 

* * *

Sadece üç sığınma evi

Nüfusu 2 milyona yaklaşan Amed’de kaç kadın sığınma evi bulunuyor? Kapasite ihtiyacı karşılıyor mu?

Yasal olarak nüfusu 100 bini aşan her ilçede en az bir sığınma evinin kurulması gerekiyor. Ancak Bakanlık uygulamada bu koşulu yerine getirmiyor. Örneğin; Amed’in kalabalık ve yoksul ilçelerinden biri olan Sur’da sığınma evi bulunmuyor. Nüfusu 100 bini aşan Bağlar ilçesinde de durum aynı. Belediyeler şu anda yeni sığınma evleri açmak için çalışma yürütüyor. Kadın birimleriyle temas halindeyiz. Belediyeler bu konuyu önceliklendiriyor ancak belediyeleri borçlu  devraldılar. Sığınma evi açmak hem yüksek bir bütçe gerektiriyor hem de uygun bina bulmak oldukça zor. Şu anda Amed’de Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı bir sığınma evi, bakanlığa bağlı bir sığınma evi ve Yenişehir Belediyesi’ne ait bir sığınma evi bulunuyor. Bu büyüklükte bir kent için yalnızca üç sığınma evi ihtiyacı karşılamıyor.

 

* * *

Bir yılda 393 başvuru

Amed Büyükşehir Belediyesi, 2025 yılı Kadına Yönelik Şiddet Raporu'nu Şubat ayında kamuoyuyla paylaştı. Raporda, şiddet gören kadınların başvuruları detaylı olarak incelendi ve şiddetin yapısal bir sorun olduğu vurgulandı.

DİKASUM, Sığınmaevi ve Alo Şiddet Hattı verilerine dayanan raporda, bir yılda toplam 393 başvuru alındı. Sığınma evinde 258 kadın ve 173 çocuk barındırıldı.

Başvuruların dağılımı şöyle:

* 165 kadın ekonomik destek,

* 123 kadın psikolojik destek talep etti.

Şiddet türlerine göre başvuru nedenleri:

* 142 ekonomik şiddet,

* 94 psikolojik şiddet,

* 32 fiziksel şiddet.

Raporda 30 kadının can güvenliğinin risk altında olduğu belirtildi.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.