Bir yılı aşkın bir zamandan bu yana mahkemelerde anadilimizde savunma hakkı talep etmekteyiz. Bu, bizim en doğal hakkımız olmasına rağmen, her duruşmaya gittiğimizde sadece isimlerimiz okunur, "ez vırım” dedikten sonra bizi cezaevine geri gönderirler.
Eğer savunmanızı Türkçe yaparsanız, belki de serbest kalabilirsiniz. Bize, "Özgürlüğünüzü istiyorsanız Kürtçe değil, Türkçe konuşun” diyorlar. Onlar özgürlüğü dışarıda gördükleri için bizi de öyle sanıyorlar. 
Oysa özgürlük; dışarıda berduş misali gezmek, tozmak, eğlenmek değildir. Özgürlük, ne yaşadığının farkına varmaktır; bizi biz yapan amaçlardır, yaptıklarını neden ve niçin yaptığını bilmektir. Bizler de tercihimizi bu yönde kullanan insanlar olarak özgür sayıyoruz kendimizi.
Özgürlük, onurlu ve anlamlıca yaşamaktır. Nitekim bunu en iyi yaşayanlar da bizleriz. Her günü nasıl yaşayacağımızı, her gün nasıl tehlikelerle karşılaşacağımızı biliriz. Gülüşümüzle cezalandırılacağımızı bile.
O yüzden onların dayattığı dili kabul edeceğimize ömür boyu zindanda çürümeye razıyız. İnancımız bizleri çürütmüyor aksine güçlendiriyor, yaşama daha fazla bağlıyor.
Mahkemelerde bize ihaneti dayatıyorlar. Yıllarca bizi besleyip büyüten "anamızın” diline ihanet etmemiz gerektiğini söylüyorlar. Bizler de inatla "anamıza” olan bağlılığımızı dile getirmeye çalışıyoruz.
Onlar bize Türkçe’yi dayatarak bir ulusu yok sayıyorlar. Oysa bir ulusun dili, onun ruhudur. Eğer bir ulusun dilini yasaklarsanız, ruhunu bedeninden çıkarmış olursunuz. Ama ona rağmen bu acımasızlığı yapabiliyorlar…
Biz de bu acımasızlığa karşı dimdik durarak "Dilimiz varlığımızdır; sizler varlığımızı görmeyecek kadar körleşmişseniz, biz de varlığımızı gösterecek kadar onurluyuz” diyoruz.
Kimi çevreler ise, "Kürtlerin amacı Kürtçe konuşmak değil, mahkemeleri tıkatıp sonuçsuz bırakmaktır” diyorlar. Ama emin olsunlar ki, bizim amacımız ne mahkemeleri tıkatmak ne de sonuçsuz bırakmaktır. Bizim tek amacımız var; o da varlığımızı kanıtlamaktır.
Nasıl oluyor da, Mezopotamya’nın en köklü tarihi ve kültürüne sahip olan bir halkın dilini "tanımıyoruz, bilmiyoruz” diyerek bizi yok sayıyorsunuz. Sizler bilmez misiniz: "Dil insanın evi gibidir, siz o insanın dinili yasaklarsanız onun evini başına yıkmış olursunuz.”
Bizi yıldıramayacaklar, dilimize ve toprağımıza olan bağlılığımızdan asla vazgeçmeyeceğiz. Bizler, anadilde ısrarın insanlıkta ısrar olduğunu biliyoruz. Bizler insan olmaya devam edeceğiz. Kolumuza vurdukları kelepçeyi dilimize asla vuramayacaklar…
* Siirt E Tipi Cezaevi