“Düşmanın yarattığı bir sosyalite
ilişki, duygu ve güdüler dünyası var,
bunları parçalamaya çalışıyoruz...”
Finans Kapitalin temsilcisi ve ABD’nin işbirlikçisi AKP’nin “bireysel ve kültürel haklar” tuzağına düşenler hala var. Bunlar, boğazına kadar kana batmış olan AKP’yi hala bir kurtarıcı ve tabuları yıkan bir parti gibi görmektedirler. Onlar neyse de bazı Kürtler de bu yanılsamanın batağında umut bekliyorlar. “Bireysel kültürel haklar” denen aldatmacaya dört elle sarılarak, AKP’ye cesaret verilmesi ve desteklenmesini istiyorlar. Bu uyanıklar, ya gerçekten bu tuzağı göremeyecek kadar cahiller ya da bu tuzağın kapanları olma görevine soyunuyorlar. Yani “Kürt Kapanı”nın gönüllü çığırtkanları oluyor ve bağırarak Kürtleri tuzağa çağırıyorlar. Yarın bu çığırtkanları AKP’nin mezar kazıcıları olarak görürseniz hiç şaşırmayın. Çünkü bunlar dönemin uşak ve çanak yalayıcılarıdır. Daima güçlü olanın ve kazananın yanındadırlar. Sahtekar, iki yüzlü ve utanmazdırlar. Bu gibi hokkabazların şeref ve ahlak düzeyi, cüzdanlarının kalınlığıyla ölçülür…
Hak edenlere gönderme yapılan bu kısa girişten sonra, “bireysel ve kültürel haklar” konusuna gelelim. Öncelikle, “bireysel ve kültürel haklara karşı çıkmadığımı ama toplumsal haklar bünyesinde bir anlamı olacağına inandığımı da özellikle belirtmeliyim.
Kürtlere deniyor ki, “kendi dilinizde şarkı söylüyor, kaset çıkartıyor, konser yapıyor, kitap yazıyor, sinema ve tiyatro yapabiliyorsunuz. Seçmeli Kürtçe dersiniz de oluyor. Daha ne istiyorsunuz. Siz aslında barışı da istemiyor ve AKP’nin önünü tıkıyorsunuz…” Bu sözlerle Kürtlere demek istenen şudur: Siz kültürünüzü yaşayın ama politikayla uğraşmayın. Politikayı politikacılara bırakın. Bu ülkede polis, asker, doktor, savcı vs olabiliyorsunuz. Önünüzde engel yoktur. Devletin kurs yerlerinde ve onun güvencesinde dilinizi ve kültürünüzü öğrenin...” Peki bu uyanıklar takımı, neden Kürtleri politikadan uzak tutmak istiyorlar? Çünkü siyaset halkın kendi yaşamını örgütleme ve problemlerine çözüm bulma işidir. Halkın kendi kendini yönetmesi, kendi kurumlarını kurması, kendi güvenceleri olan örgütlerini oluşturması demektir. Söz, yetki, karar ve denetleme haklarının kendilerinde olması anlamına gelmektedir. İşte bunlar olmasın diye Kürt halkını bireysel ve kültürel haklarla kandırmak istiyorlar. Bunun için de sinsi tuzaklar kuruyor ve halkı bu tuzağa düşürmesi içinde şakşakçı, yalakacı, inkarcı, para ve makam zaafları olan zayıf kişilikleri buluyorlar.
Bireysel haklar, toplumu örgütlü olmaktan uzaklaştırmak için tasarlanmış devletçi bir stratejik yöntemdir. Çünkü köle kişilikler yaratabilmenin yolu buradan geçmektedir. Toplumu tek tek avlamanın etkin bir silahıdır. Böylece basın yayın ve devletin diğer sindirme, aldatma, yönlendirme ve baskı altında tutma araçlarıyla, sadece tüketici olan zararsız bireyler yetiştirmeyi amaçlarlar. Oysa hak ve özgürlükler bireysel değil toplumsaldır. Toplumu bu haklar toplum yapar. Toplum, hakları varsa ve bu haklarına dayanarak örgütleniyor ve kendi kendini yönetiyorsa toplumdur. Yoksa bireylerden oluşan bir sürüdür.
Anlaşılmaktadır ki, bireysel ve kültürel haklar veriyoruz aldatmacasıyla, aslında örgütlü toplum olma mücadelesi ve kazanımlarını yok etme hedeflenmektedir. Bununla asıl yapılmak istenen, coğrafi bütünlük ve tekçi örgütlenme zihniyetine dayalı üniter devlet yapısını korumaktır. Bu nedenle, tüm farklı kimliklerin kültürel, hukuk, örgütlenme, siyasal ve tüm özgürlüklerin zemini olan Demokratik Özerklik, devletin korkulu bir kabusu olmaktadır. Bunun için her yol, her yalan ve sahtekarlıklar denenerek engel olunmak istenmektedir.
Ama ne yaparlarsa yapsınlar, devlet+demokrasi ve bağımsızlık yolunda ilerlerken, devletsiz demokrasinin kalesine Demokratik Konfederalizmin bayrağı dikilecektir. Kabuslarda görseler, kudursalar da o bayrağın göğün mavisinde dalgalandığı zamanları göreceklerdir.
TUZAK