
Demokratik Gelişim Vakfı'nın daveti üzerine Londra, Belfast ve Edinburgh’ta, Güney Afrika, Sri Lanka, İspanya ve İrlanda gibi ülkelerin çatışmalı dönemleri ile diyalog süreçlerinin tartışıldığı çalıştaylara katılan İstanbul Milletvekili Levent Tüzel, ANF'den Rawin Sterk'in sorularını yanıtladı. Tüzel, "Amacımız, Kuzey İrlanda’da ya da Güney Afrika’da yaşanan süreçleri birebir kopya etmek değildi. Kürt sorununun nasıl çözülebileceğine dair de bir fikir oluşturabilmek amacıyla yapılan bir geziydi" dedi.
Kuzey İrlanda Parlamentosu'nda Gerry Kelly ve bir başka Sinn Fein temsilcisiyle görüştüklerini belirten Tüzel, "Müzakere olması için insanların ölmeyeceği bir ortamın olması gerektiğini, diyaloğun şart olduğunu söylüyorlar" dedi.
Terörist söyleminden vazgeçilmiş
Tüzel, her ülkenin kendine has özellikleri bulunduğunu ancak bütün bu ülkelerde sorunun çözümü için hükümetlerin ilk adım olarak meseleye bir güvenlik ve terör zemininde bakmaktan vazgeçerek işe koyulduğunu dile getirdi. Tüzel, şöyle konuştu: "İngiltere’de de Güney Afrika’da da önemli olan konu, hükümetlerin isyancı güçleri hep 'terörist' olarak nitelendirmeleri olmuş. Gerry Kelly’nin deyimiyle, 'onlar bize terörist derken biz de işgalci güç olarak onlara terörist diyorduk.' Örneğin, Kuzey İrlanda'da IRA muhatap alınmıyor ama aynı amaçlarla yola çıkan siyasi parti Sinn Fein’le görüşülüyor. Taraflar hiçbir zaman birbirine güvenmemiş ama müzakereler sürmüş. Sinn Fein yöneticileri 'Biz biliyorduk ki bunlar bizi teslim almak için, parçalamak için görüşüyor bizimle' diyorlar ama burada takılıp kalmamışlar. Görüşmeler ve müzakeler buna rağmen devam etmiş."
Güney Afrika'daki sivil itaatsizlik eylemlerinin devleti masaya oturttuğuna dikkat çeken Tüzel, bu konuda da şunları aktardı: "Müzakerelerde Mandela’nın özgürlüğü bir önkoşul olarak ortaya konuyor. Afrika'da da müzakere süreçlerinin uzun zamanlar aldığı görülüyor."
Kürtlerin talepleri karşılanmalı
Levent Tüzel, Türkiye'de de ancak savaşan tarafların masaya oturmasıyla barışın sağlanabileceğine dikkat çekiyor: "Türkiye’de de bu ulusal direnişin örgütleri belli. PKK hala dağda mücadeleyi sürdürüyor. Ama DTK gibi Kürt halkının seçilmiş temsilcilerinden oluşan bir kongresi, BDP gibi Meclis'te temsil edilen güçler var. Diğer taraftan devlet kendi teşkilatlarıyla, İmralı’da bu hareketin önderliğiyle görüşmeler yürütüyor. Bunlar kamuoyuyla açıkça paylaşılmasa da konuşuluyor. Bu müzakere süreçleri kamuoyuyla açıkça paylaşılmalıdır. 30 yıllık süreç gözönüne alındığında, halkın birlikte yaşama isteğinin ve Kürt halkının demokratik özerklik ilanı da gözetildiğinde ülkemiz açısından demokratik barışçıl sürecin koşullarının olgunlaştığını gösteriyor. İmralı'da Öcalan ile yapılan görüşmeler var. Öcalan’ın özgürlük, sağlık ve güvenlik talepleri bu görüşmelerin ilerleyebilmesi ve verim alınabilmesi için çok önemli. Eğer Kürtlerin kopuşunu engelleyecek bir tablo isteniyorsa, öncelikle, Öcalan’ın mahkumiyet koşullarının düzeltilmesi lazım. Elbette ki bizim arzumuz salıverilmesidir. Ayrıca bütün bu siyasi tutuklanma ve yargılamaların da son bulması gerekiyor. Kürtlerin siyasi ve toplumsal iradesine, DTK’nin taleplerine, anadili ve diğer insani hakların yerine getirilmesi için, yeni bir anayasanın oluşturulması elzemdir."
Herkese iş düşüyor
Tüzel, barışın sadece Kürtlerin çabasıyla sağlanamayacağı gerçeğinden hareketle, yapılması gerekenleri özetledi: "Kürt halkının belirleyici bir gelişkinliği, bilinci, yaklaşımı ve iradesi var. Ama kendi başına yetmiyor. Türk halkını ve Türkiye kamuoyunu da kazanmak gerekiyor. Başta bu çatışmanın tarafları olan Hükümet ile PKK ya da siyasi kurumlarına iş düşüyor. Öbür taraftan tabi emek ve demokrasi güçlerine iş düşüyor. Medyanın savaştaki olumsuz rolünü tersine çevirecek bir duruma girmek gerekiyor. İrlanda’da da medya müzakere sürecinin başında olumsuz bir tavır sergiliyor. Ama halkın yaşadığı değişime bağlı olarak giderek onların da bir söylem değişikliğine gittiği saptaması var. Dolayısıyla aslında her şeyin gelip dayandığı şey, gücünü halktan almak, her şeyi halkın çıkarına yapmak, taleplerine kulak vererek yapmaya geliyor."
AKP her türlü yolu deneyecek
AKP Hükümeti'nin Kürt sorunu konusundaki politikasını eleştiren Tüzel, "Türkiye’de AKP Hükümeti güvenlik konseptiyle hareket ediyor. Hükümet PKK’yi tasfiye etmek, etkisizleştirmek ve silahsızlandırmak üzerine inşa edilmiş bir politika yürütüyor. Bu süreç İrlanda'daki süreçle benzeşiyor. Afrika’da da, siyahların mücadelesini yatıştırmak ve etkisizleştirmek için orada da açılımlar yapılmış, ama halk buna razı gelmemiş, mücadelesini satmamış. Bugün bakıldığında AKP’nin bu siyaset tarzı, bu terör ve güvenlik denklemini bu şekilde kuruyor olması, işi başta zorlaştıran sakatlayan ve Kürt halkının birliğini, özlemlerini, beklentilerini görmeyen bir yerde. Ama öbür taraftan da mücadele dinamikleri dimdik ayakta. Bir taraftan her şeye rağmen görüşmeler yapılıyor. Belki tıkanmalar, ara vermeler oluyor ama sürüyor. Çatışmasızlık ilan edilmesine rağmen devlet operasyonlara devam ediyor, ölümler oluyor ama öbür taraftan Meclis'te bir çözüm arayışı var. Bir anayasa yapım süreci büyük önemle konuşuluyor. Kürt sorununda artık bir barış ve ortak yaşama denk düşen bir çalışma konusunda hemen herkes yazıp çizmeye başladı. Yani inişli çıkışlı da olsa yol, ısrardan vazgeçmemek gerekiyor. Biz demokrasi ve emek güçlerinin tabi Kürt halkının siyasi mücadele gücü olan kurumlarının burada demokrasi isteyen, zorlayan tavrına sahip çıkmalıyız. Toplumsal dinamikler bunun arkasında olduğu sürece AKP hükümeti de er geç bu noktaya gelecektir. Yani AKP her türlü yolu deneyecektir ama barışın sağlanmasının yoluna er veya geç girilecektir. Bunu diğer ülke deneyimlerinde görebiliyoruz."
Çatı Partisi çok uzak değil
Çatı Partisi çalışmalarını yürüten ekipte yer alan Tüzel, "Çatı Partisi için kolları sıvadık kuruluş uzak değil" dedi. Bloğa destek veren, katılan ya da içinde yer almayan tüm siyasi çevrelerle, bütün aydın ve demokrat güçlerin birikimleri, kurum ve çevreleriyle Eylül ayınan kadar bir araya geleceklerini dile getiren Tüzel, Çatı Partisi'ne katılımın nasıl olacağını da anlattı: "Blok ile katılımcıları arasında bir bağımlılık açısından siyasi etik kriteri olabilir. Diyelim katılan partiler, gruplar, kendi varlıklarını koruyabilirler. Bir ast üst ilişkisi olmaksızın. Ama Bloğun program ve faaliyetlerine katılmak için de etik bir duruş sergilenmesi yeterli olacak. İki aya kadar bir hazırlık komisyonu oluşturarak çalışmaları daha ileri bir aşamaya taşımayı umuyoruz. En küçük bir gücü dahi heba etmeden her kesime gitmek ve onların da öneri, eleştirilerinin katımıyla, üzerine koya koya gitmek şeklinde örgütleyeceğiz. Bu başarıldığında da diyelim ki Blok vekillerinin direkt buraya geçmesi söz konusu olur. Bu büyük bir güç oluşturacaktır. Kürt sorununun demokratik esaslara göre çözümü için de büyük bir şans olacak. Aslında bakıldığında bu yapımız belki de Afrika’daki Birleşik Demokratik Cephe'nin misyonun üstlenecek, bir benzeri olacaktır.“
HABER MERKEZİ