Belgesel filmler çeken arkadaşların bana ilettikleri üç filmden söz edeceğim bu hafta.
İlki Elmas Bingöl’ün “Pippa’ya Mektubum” adlı belgeseli. Daha önce “Ağustos Karıncası” adlı başarılı bir belgesel çekmiş olan Bingöl, yeni filminde aynı başarıyı gösterememiş. Karayolunda siyah gelinlikle otostop yapma buluşu çok güzel, ama otostop yapan yönetmen olmamalıydı. O rol için bir oyuncu bulunmalıydı. Kadın yönetmenlerin pek çoğu çektikleri filmlerde görünmekten kendilerini alamıyorlar. Halasının izini süren bir başka yönetmen ise ayna karşısına geçip, uzun uzun başına örtü bağlamıştı. Bingöl daha da ileri gidip baş role soyunuyor. İstanbul’dan yola çıkıp Hatay’ın Cilvegözü sınır kapısına kadar uzanan yolculuk boyunca TIR, kamyon, minibüs, traktör ve özel otomobil gibi araçların sürücüleriyle yapılan konuşmalar siyah gelinlikli yönetmen tarafından kamera ile kaydedilmiş. Bir başka kamera ise yönetmeni ve bindiği araçları filme almış.
Türkiye’de tecavüz edilip öldürülen İtalyan Pippa’yı sürücülerin çoğu hatırlıyor. Otostop yapan kadınların fahişe olduğuna inanıyor sürücü erkekler, bunu açıkça dile getiriyorlar. 60 dakikalık filmin cesur bir çalışma olduğu söylenebilir. Gün doğumu ile gün batımında çekilen sahnelerde çok güzel çerçeveler yakalamış kameraman Koray Kesik.
İkinci belgesel Cemil Oğuz’un çektiği Rewşen. Kürt dili, kültürü ve edebiyatının gelişmesinde önemli bir etkisi olan Rewşen dergisinin kurucu, yazar ve çalışanlarıyla yapılan görüşmelerle derginin serüveni anlatılıyor. Mezopotamya Kültür Merkezi’nin aylık olarak yayımladığı dergi 1995 yılından bu yana önce Kürtçe ve Türkçe, sonra sadece Kürtçe olarak yayınını sürdürdü. İlk yıllarda benden de yazı istemişlerdi. Ape Musa ve Yılmaz Güney üzerine iki yazı yazdığımı anımsıyorum. Yönetmen de uzun yıllar Rewşen dergisinde çalışmıştı. Ekonomik güçlükler yüzünden düzenli olarak yayımlanamayan derginin dağıtımında da sorunlar yaşandı. Bazı aylar Rewşen basılamadı, yılda ancak iki sayı yayımlandığı da oldu. Derginin yükü artık MKM’nin sırtında değil. Rewşen’i Diyarbakır Dicle- Fırat Kültür Merkezi yayımlıyor.
“Ulusal Kültür ve Sinema” üzerine yazdığım bir yazı Kürtçeye çevrilip son sayıda yayımlandı. Sanırım Cemil Oğuz’un ilk filmi bu. 45 dakikalık Rewşen, televizyon belgeselleri formatına yakın duruyor. Bazı görüşmelerde yönetmenin kendisi de görünüyor. Gerilim filmleri ustası Alfred Hitchcock da her filminde mutlaka görünürdü. Ya durakta otobüs bekler, ya da kameranın önünden geçip giderdi. En fazla on, onbeş saniye görünürdü perdede. Bu onun uğuruydu belki de. Bizim yönetmenler, sunuculu televizyon programlarından epeyce etkilenmiş olmalılar ki sık sık kamera karşısına geçiyorlar. O televizyon programlarının, belgesel filmle uzaktan yakından bir ilgisi olmadığını bir kez daha hatırlatırım.
Üçüncü belgesel Ayşe Çetinbaş’ın “Yıldız Alpar: Bedii Raks’dan Bugüne” adını taşıyor. Türkiye’nin en önemli balerini Yıldız Alpar’ı tanıtan 60 dakikalık belgesel başarılı bir çalışma.
Bale okulu açarak binlerce öğrenci yetiştiren Yıldız hanımı dostları, eşi ve öğrencilerinin anlatımıyla daha yakından tanıma şansı buluyoruz. Opera ve bale gibi ülkemizde pek önem verilmediği için fazla tanınmayan sanatlar, ancak belgesel filmler aracılığı ile tanıtılabilir. Genel Kültür Ansiklopedilerinde adı geçmeyen Yıldız Alpar’a Ahmet Say, Müzik Ansiklopedisinde yer vermiş.
1931 doğumlu Alpar, İstanbul Konservatuarında piyano bölümüne devam ederken, bale bölümü açılınca eğitimini 1949 yılına kadar bale öğrencisi olarak sürdürmüş. Aynı yıl bale bursu alarak Fransa’ya gitmiş. Paris Opera ve Balesinde yüksek ihtisas kurslarını bitirmiş, Serge Lifar ile çalışmış. Yurduna dönüp İstanbul’da kendi bale dersanesini açmış. 1953’de İstanbul Şehir Tiyatrolarında ilk kişisel bale resitalini vermiş. 1956’dan sonra çeşitli tiyatrolarda oynamış. 1964’de Özel Yıldız Alpar Bale Dersanesini açmış. O tarihten bu yana da binlerce öğrenci yetiştirmiş. Titiz bir çalışmayla hazırlanmış olan belgesele epeyce emek verilmiş. Değişik mekanlar ve bol bol fotoğraf kullanılmış. Sonuçta tam bir belgesel film çıkmış ortaya. Yönetmenin filmde görünmemesi de filme artı puan kazandırmış. İlk filmiyle başarıya ulaşan Ayşe Çetinbaş’ı yürekten kutlarım.
Üç belgesel