• Şüpheli kadın ölümlerine dikkati çeken VAKAD kurucularından Zozan Özgökçe, devletin kadın cinayetlerinde sonuca ulaştırıcı, failleri bulmaya ve cezalandırmaya yönelik ciddi bir çalışma yapmadığını söyledi. 
Koronavirüs (Kovid-19) salgını sürecinde tüm dünyada kadına yönelik psikolojik, cinsel ve fiziksel şiddette artış yaşandı. İlk virüs vakasının görüldüğü 11 Mart tarihinde Türkiye’de yapılan “Evde kal” çağrıları ile kadınlar kendilerine şiddet uygulayan erkeklerle bir arada yaşamak zorunda kaldı. Bu süreçte daha fazla sorumluluk alan kadınların ev içi şiddet görmesi de kaçınılmaz oldu. Bunun yanı sıra yaşanan şüpheli kadın ölümleri ve kadına yönelik şiddet de ciddi boyutlara ulaştı. Halkların Demokratik Partisi (HDP) milletvekilleri Ebru Günay, Pero Dündar ve Dilan Dirayet Taşdemir, Covid-19 salgını sürecinde Agirî, Mêrdîn ve Amed’de artan şüpheli kadın ölümleri için Meclis’te araştırma komisyonu kurulmasını istedi. Önergenin gerekçesinde, 35 gün içerisinde Agirî’de beş, Mêrdîn’de dört ve Amed’de iki olmak üzere toplam 11 kadının şüpheli bir şekilde yaşamını yitirdiği ve hepsinin kayıtlara “intihar” olarak geçtiği kaydedildi. Şüpheli bir şekilde yaşamını yitiren kadınlara dair bilgilerin yer aldığı önergede, şunlar kaydedildi: “Şüpheli biçimde yaşamını yitiren kadınların büyük çoğunluğunun vücutlarında darp izleri ve şiddet gördüklerine dair bulgular söz konudur. Aynı şekilde aileler de yaşamını yitiren çocuklarının eşlerinden, eşlerinin ailelerinden şiddet gördüğünü, otopsi raporlarında öldürülmüş olabileceklerine dair emareler bulunduğunu beyan etmiştir. “Bu ölümler intihar bile olsa, bu kadar kısa sürede bunca kadının intihara sürüklenmesi dahi tek başına incelenmesi ve araştırılması gereken bir durumdur. Bu realiteye rağmen kadınların şüpheli biçimde yaşamını yitirmesiyle ilgili kapsamlı bir soruşturma açılmadığı gibi hem Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı hem de söz konusu illerin Çalışma ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlükleri hiçbir girişimde bulunmamış ve konu hakkında herhangi bir açıklama dahi yapmamıştır.” Son dönemde kadın cinayetlerinin yanı sıra “intihar” olduğu öne sürülen şüpheli kadın ölümlerinin de ciddi bir şekilde arttığına dikkat çekilen önergede, devamla şunlar belirtildi: “Şüpheli ölümler başta olmak üzere gittikçe artan kadına yönelik her türlü şiddetin, kadın cinayetlerinin ve kadın intiharlarının araştırılması, kadınları intihara sürükleyen nedenlerin tespit edilmesi ve tüm bunlar için önleyici politikaların tartışılması amacıyla bir araştırma komisyonun kurulması elzemdir.” Hukuksal olarak ne yapıldı? Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kapatılan Van Kadın Derneği (VAKAD) kurucularından Zozan Özgökçe, pandemi sürecinde yaşanan kadın cinayetlerini, şüpheli ölümleri ve kadınların ev içinde maruz kaldığı şiddeti, Mezopotamya Ajansı’ndan Özlem Yayan’a değerlendirdi. Kadın ölümlerinde genelde faillerin eş, ağabey, sevgili, boşanmış olan eş pozisyonunda olduğuna dikkati çeken Özgökçe, devletin özellikle kadın cinayetlerinde sonuca ulaştırıcı, failleri bulmaya ve cezalandırmaya yönelik ciddi bir çalışma yapmadığına vurgu yaptı. Söz konusu durumun yarattığı etkiye ve sonuca işaret eden Özgökçe, “Bu durum diğer erkekleri, yakınındaki kadını öldürmeye cesaretlendiriyor. Ölü bulunma, şüpheli ölümler, ev içinde olan kazaların ölümle sonuçlanması gibi vakalar çoğaldı. Mesela Mayıs ayında 19 vakayı inceledim. Bunların büyük bir çoğunluğunun faili bulunamadı. Basında hukuk süreçleri ile ilgili herhangi bir bilgi çıkmadı. Aleyna Çakır evinde ölü bulundu. Bornoz kuşağı ile intihar ettiği söyleniyor; ama bunun faili olabilecek kişilere dahil hukuksal olarak ne yapıldı, bu bilinmiyor. Çoğu cinayet Agirî’de 7 Mayıs ile 12 Haziran tarihleri arasında biri kaza, 5 kadının şüpheli bir şekilde yaşamını yitirdiğini hatırlatan Özgökçe, aile içi şiddet ve kadın cinayetlerinin yanı sıra kentte bir de kayıp kadın vaka sayısında artış yaşandığına dikkati çekti. Yaşanan olayların bir çoğunluğunun kayıtlara dahi geçmediğini belirten Özgökçe, “Bir şey yapılmaması çok ciddi bir sorun” diye konuştu. Kürt illerinde faaliyet yürüten kadın örgütlerinin neredeyse tamamının kapatıldığını söyleyen Özgökçe, “Çalışan, takip eden kadın örgütleri ve feminist grupların çoğunu bastırdılar. Şüpheli ölümlerin büyük çoğunluğunun cinayet olduğunu biliyoruz. O dönem VAKAD varken, özellikle köylerde kadın intiharlarını araştırıyorduk. Kadın intiharlarının büyük bir çoğunluğu da şüpheliydi. 12 yaşında bir kız çocuğunun namazını kılıp, evi toparlayıp intihara karar vermesi imkansız. Hayatın akışına uymuyor. Kimsenin bir şey yapmaması, bunun üzerinde durmaması, raporlara ‘intihar’ olarak geçmesi, konunun kapatılması ve buna pandemi de bahane gösterilerek soruşturma yapılmaması çok üzücü gerçekten” diye belirtti. Kadın dayak yiyor, parayı devlet alıyor Yaşanan kadın cinayetleri ve kadına yönelik şiddette yasaların yetersiz kaldığını vurgulayan Özgökçe, kadınların güvende olmadığını belirterek, şöyle devam etti: “Şu an tecavüze uğrasak, kocamız tarafından şiddete ve tacize maruz kalsak bizi koruyacak yasalar yok. Bu yüzden pandemi döneminde kadın örgütleri, kendini koruyabilme, dövüş taktikleri, korunma, savunma taktikleri dersleri verdi. Bu mekanizmaların böyle olması, kadına bakış açısının bu kadar ataerkil olması, şikayete giden bir kadının ,‘aile içi şiddet görüyorum’ demesi sonucu, şiddet uygulayanın para cezası ile cezalandırılması acayip bir şey. Dernekte rastladığım bir vakada kadın, şiddet gördüğü için kocasını şikayet etmişti. Savcı erkeğe para cezası veriyor. Kadın derneğe geldiğinde, ‘iyi bari, dayak yediğim için bana bir para gelecek’ diye bir söylemde bulundu. İşin aslı böyle değil. O parayı devlet alıyor. Yani biz dayak yiyoruz, ceza kesiliyor ve devlet para alıyor. O parayı alıyorsun ama o sorunu çözdün mü? Hayır. Sistem kadını tekrar eve gönderiyor. ‘Ceza kestim eve git’ böyle bir şey olamaz. Faillerin, şiddet uygulayan kişilerin bırakıldığında ciddi şekilde takip edilmesi lazım. Gerektiğinde yargılanmaları lazım. Dolayısıyla çok çarpık, kadınları düşünmeyen, kadınların yaşadıkları ve yaşayabilecekleri şeylerin ihtimalini düşünmemek şiddeti engellemiyor. Cinayetler o yüzden artıyor.” HABER MERKEZİ
  ÖRGÜTLÜLÜK DEĞİŞİME YOL AÇAR Kadınların örgütlenmesinin toplumda değişime yol açacağını söyleyen Özgökçe, “Ben komşumla, arkadaşımla, annemle, kız kardeşimle onun yaşadığı sorunu anlayabiliyorsam, bu örgütlülüktür. Yani toplumun yüzde 40’ı bu şekilde örgütlü olsa erkeklere karşı, biz kadınlar için ciddi bir güç demektir. Mesela ben ve komşum örgütlü değilsek kocam beni döver. Ben bağırırım karşıdaki komşu kapımı bile çalmıyorsa eğer, bu devam eder. Ama kadına şiddet uygulayan biri, ‘komşum duyar, ben eşimi dövmeyeyim’ diye bir otokontrol gelişir. Sadece bu bile yeter. Üç kadın kendi aralarında örgütlü olsa birbiriyle empati ve dayanışma geliştirseler toplum çok değişir. İlla bir masa olsun, kuruluş olsun değil. Van’da, Ceren Atlı evinde ölü bulundu diye binlerce kadının sokağa çıkması lazım. Binlerce kadın buna üzülmeli ve öfke duymalı. Bizim öfkeli halimizi de bitirdiler. Öfkelenmek de suç artık. Öfkelendiysen seni terörist ilan ediyor. Dolayısıyla kadınlar, o öfkeli hallerinin de kırıldığını fark ettiler. Hatta bir kadın öldürüldüğünde, kadınlar ‘bugün de bir kadın öldürüldü’ diyorlar. O kadar normalleşti artık. Oysa kadın örgütleri öfkeli bir gruptur. Refleksleri hızlı ve çabuk öfkelenen bir grubuz. Ama bu süreçte Kürdistan’da bunu kırdılar” diye belirtti.