Biz üç kadın beraber uzun yıllar aynı hapishanede geçirmiştik. Aslında birlikte büyümüştük. Birçok ortak anımız, ortak hayatımız oldu. Belgeseli çekerken birbirimizle konuşmak zor olmadı ancak o yıllara tekrar dönmek ve o yıllarda pek konuşamadığımız duygularımızı paylaşmak biraz acıtıcı oldu.
SUNA ALAN / LONDRA
Tülin Dağ, üniversite öğrencisiyken siyasi nedenlerle hapse atılan onlarca insandan sadece biri. Dağ, arkadaşlarıyla birlikte 10 yıl boyunca yaşadıklarını ‘Bir Adım Ötesi’yle nasıl belgeselleştirdiğini anlattı.
”Bir Adım Ötesi” belgeseli gençlik yıllarını hapishanede geçirmiş üç kadının hayatlarını konu alıyor. Politik nedenlerle on yıla yakın hapis yatan yönetmen Tülin Dağ, özgürlüğüne kavuştuktan sonra ailesi ve arkadaşları dışında tanıştığı insanların 90’lı yıllardan ve hapishanelerden pek haberdar olmadığını fark ederek böylesi bir çalışmaya başlıyor.
Çekim sürecinde hatıraları arasında yolculuk yapan Dağ, filmin acılarını sağalattığını söylüyor. Yönetmen Tülin Dağ ile cezaevi sonrasında çekmeye karar verdiği filmi, filmin hayatıyla kesişen yanlarını konuştuk.
Bir belgesel film çekme düşünceniz nasıl oluştu?
Cezaevinden sonra üniversiteye başladığımda ailem ve arkadaşlarım dışında tanıştığım insanların ‘90’lı yıllardan ve tabiki hapishanelerden haberdar olmadığını fark ettim. Bu durum beni çok şaşırttı. Bu nedenle bir belgesel yaparak ‘90’lı yılları kendi hayat hikayemiz üzerinden anlatmak istedim. Belgesel hapishanede gençlik yıllarını geçirmiş üç kadının hayatları üzerinden, hem içeride yaşadıklarını hem de dışarıda yaşadıklarını anlatıyor. Belgeselin konusuna karar verdiğimde birçok kadınla konuşmak ve kadınların deneyimini anlatmak istedim. Ancak çeşitli nedenlerden dolayı kadınlara ulaşmam zor oldu ve en son üç kadınla belgeseli yapmaya başladım.
Biz üç kadın beraber uzun yıllar aynı hapishanede geçirmiştik. Aslında beraber büyümüştük. Birçok ortak anımız esasında ortak hayatımız olmuştu. Birbirimizle konuşmak ve bireysel deneyimlerimizi anlatmak hiç zor olmayacaktı diye düşünüyordum. Aslında birbirimizle konuşmak zor olmadı ancak o yıllara tekrar dönmek ve o yıllarda pek konuşamadığımız duygularımızı paylaşmak biraz acıtıcı oldu. Duygularımızın yeniden canlanması, zaman zaman bize acı veren durumlara gülmemiz, neden bu belgeseli yapıyorum sorusuna cevap bulmamı da sağladı. Çünkü belgesel acılarımızı sağaltacaktı. Belgesel gösterimlerinden sonra duygularımızı paylaşmanın ne kadar iyileştirici ve bütünleştirici olduğunu fark ettim. Hapisten sonra hissettiğimiz o yalnızlık hissi yok olmuştu.
Film izleyenlere nasıl bir mesaj veriyor? Ya da böyle bir amaç taşıyor mu?
Belgeseli yaparken hiçbir mesaj kaygısı duymadım. Bu belgeselle topluma bir mesaj vermeliyim diye yola çıkmadım. Sadece yaşadığımız hayatın başka hayatlarla kesişmesini ve bizim yalnız olmadığımızı bilmemizin önemli olduğunu düşündüm. Genelde izleyiciler de kendi hayatlarıyla ortak yanlar bulduklarını söylüyordu. Orada izledikleri sadece bizim hayatımız değildi, hapishanede hayatlarını geçirmiş tüm kadınların hayatını ve belki de daha da önemlisi, kendi hayatlarını izliyorlardı. Beni en çok bu etkilemişti. Belgesel bu nedenle en önemli mesajını veriyordu. Paylaşarak güçlenecektik. Öyle de oldu. Belgesel aracılığıyla tanıştığım ve ortak işler yaptığım, dostluklar kurduğum çok güzel insanlar var hayatımda.
Çekim süreci nasıl geçti?
Politik tutsakların F tipi hapishanelere karşı sürdürdükleri ölüm oruçları direnişleri sonucu 19 Aralık 2000 yılında ‘Hayata Dönüş Operasyonu’ yapıldı. Birçok hapishane boşaltıldı ve tutsaklar F tipi hapishanelere götürüldü. Belgeseli çekmeye başladığım 2011 yılında uzun yıllar kaldığımız Bayrampaşa/Sağmalcılar Cezaevi boşaltılmıştı ve yıkılmak üzereydi. İstanbul’un tam ortasında olan, uzun yıllarımızı geçirdiğimiz bu hapishaneyi dışarıdan hiç görmemiştim. Çekimlerin bir kısmını da bu hapishanede çekmeye karar verdim. Belgeselde hapishanenin yıkık görüntüleri ve orada canlanan anılarımızı da tüm yalınlığıyla kullanmak istedim. Öyle de yaptım.
Ancak bu çekimleri yapmak hiç kolay olmadı. Çekimleri yapmak için oraya tek başıma gitmeye karar verdim. Kameraman arkadaşımla birlikte hapishaneye gittik. Hapishane İstanbul’un Bayrampaşa ilçesinin neredeyse merkezinde ana caddenin hemen kenarındaydı. Cadde üzerinde arabalar vızır vızır geçerken, kaldırımda insanlar oraya buraya koşuşturuyordu. Hapishaneyi ilk gördüğümde ‘biz yıllarca bu kalabalığın ortasında herkesten habersiz mi yaşamıştık?’ sorusu geldi aklıma.
Birçok insan hatıralarının olduğu mekanları gezmeye cesaret edemez. Neler hissettiniz?
Bahçesinden içeri yürümeye başladığımda askeri hizadaymış gibi duran blokların koğuşlar olduğunu anladım. Çok büyük bir alan üzerinde birçok bloktan oluşan hapishane üzerinde kargalar uçuyor, içinde sokak köpekleri dolaşıyordu. Kamerayı kullanan arkadaşım içeri girmeye kararlı olup olmadığımı sordu. Ben ‘tabiki girebileceğimi, onca yıl içerde kalmış birisi olarak bunu yapabileceğimi söyledim.’ Çok emindim. Yıllarım orada geçmişti. İçeriyi görmek için sabırsızlandığımı hatırlıyorum. Bir taraftan çekim yapıyorduk bir taraftan da içeri doğru ilerliyorduk. Birden önümde uzanan upuzun bir koridor gördüm. Burası hapishanenin ilk giriş kapısıydı ve koğuşlar bu koridora açılıyordu. Bu koridordan ilerlersem koğuşları görebilecektim. O uzun koridora bir süre baktım ve hiç beklemediğim bir anda gözlerimden yaşlar boşaldı. O anda hapishaneye girdiğim o anı tekrar yaşadım. Bir adım daha atarsam sanki bir daha dışarı çıkamayacaktım. Tıpkı hapisten çıktıktan sonra yıllarca süren rüyayı yaşar gibi oldum. Rüyamda bir polis eve gelip benim hapiste iki gün daha kalmam gerektiğini söylüyor ve beni hapse götürmek istiyordu. İki gün daha. Buna inanamıyordum. O iki gün hiç geçmeyecekti ve ben hiç dışarı çıkamayacaktım. Yapamayacaktım, içeri tekrar giremeyecektim. O koridordan tek başıma ilerleyemedim.
O gün çekimi tamamlayamadan geri döndük. Daha sonra hapishane çekimlerini yapmak için kadınlardan biri gelmek istediğini söyledi, diğer kadın ise gelip bir daha hapishaneyi görmek istemedi. Ben ve Şermin ikimiz tekrar gittik ve hapishanedeki çekimleri tamamladık. Oraya gitmek ve yıkıntılar içinde o hapishaneyi görmek bu defa beni olumlu etkilemişti. O günden sonra o rüyayı bir daha görmedim. Hapishane belki de o zaman tam olarak hayatımdan çıkmıştı.
Filminize geri dönüşler nasıl?
Belgesel Türkiye’de ve Avrupa’da çeşitli film festivallerinde gösterildi. Her gösterimi izleyicilerle birlikte ilk günkü heyecanımla izledim. Gösterimler sonunda izleyicilerin yanıma gelip elimi sıkıca tutarak gözlerimin içine bakmaları, bana hep yeniden sinema alanında bir şeyler üretmem için güç verdi.
Belgesel Londra’da da SOAS Üniversitesi’nde ‘The Centre of Gender Studies’ (Toplumsal Cinsiyet Araştırmaları Merkezi) bölümünde gösterildi. Ardından 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar günü vesilesiyle Day-Mer’in Stoke Newington’daki şubesinde ve Babel Art House’ta gösterildi.
Londra Toplum Merkezi’nde de geçtiğmiz günlerde Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele ve Dayanışma günü vesilesiyle gösterildi. Bu vesileyle belgeselin daha çok kişinin hayatına değmesini umuyorum. Bu nedenle belgesel gösteriminin birçok kişiye ulaşmasında bu röportajı yapma imkanı verdiğiniz için size de çok teşekkür ederim.
Tülin Dağ kimdir?
Hapishaneden sonra sinemaya olan ilgim ve yarım kalan üniversite hayatımı tamamlamak üzere ‘Sahne ve Gösteri Sanatları Yönetim’ ve ‘Sinema ve TV’ eğitimi aldım. Üniversite sonrası amatör bir ruhla ve bağımsız olarak sinema alanında üretimlerde bulundum. Aynı yıllarda çeşitli sivil toplum kuruluşlarında gönüllülük yaptım ve profesyonel olarak çalıştım. ‘Sivil Toplum Yönetimi ve Sosyal Projeler’ üzerine yüksek lisansımı tamamladım. 2016 yılından beri Londra’da yaşamaktayım.