Uçlarda yaşayan bir nesil geliyor!

Toplum/Yaşam Haberleri —

3 Eylül 2021 Cuma - 21:30

 Uzman Psikolog Masum Aydın

Uzman Psikolog Masum Aydın

  • "Umarım yanılırım ama, uçlarda yaşayan bir neslin gelmesi muhtemel görünüyor. Bu kadar kaosun içinde büyümüş bir çocuğun yetişkinliği; bağımlı, aciz, güveni düşük, irade geliştirmeyen, acılarla dolu bir hafıza ile boğuşan, diğer insanları tehdit olarak gören, yıkıcı, tatmin olmayan bir neslin gelmesi kaçınılmaz gibi görünüyor.’’

MIHEME PORGEBOL

 

Küresel bir felaketler çağında yaşıyoruz. İklim krizi kaynaklı felaketlerden tutun da en olmaz sebeplerden ötürü binlerce insanın yaşam hakkına kast edilen lokal savaşlara; açlık, yoksulluk, politik baskılar, etnik yıkımlar, ekolojik felaketler ve daha bir sürü yıkıma aynı anda tanık olabiliyoruz. Bu felaketlerden bütün dünya ve bütün insanlık etkileniyor ancak; en çok etkilenenin ötekiler olduğunu söylemek yanlış olmaz. Fakat bir de ötekilerin ötekileri var; toplumu ve bireyi ilgilendiren kararlarda söz alamayan, kendi taleplerini duyuramayan, gözetilmeyenler... Yani çocuklar. İçinde yaşadığımız çağı çocuklar açısından gazetemize değerlendiren  Uzman Psikolog Masum Aydın, gelecek neslin acılarla dolu bir hafızayla boğuşan bir nesil olacağını söylüyor.

 

Başarılı bir kimlik oluşumunun yolu

Toplumsal hayattaki karar verme, söz söyleme ve inisiyatif alma gibi etkinliklerinin çocuklar için her dönemde farklı anlamlar taşıdığını söyleyen akademisyen ve uzman psikolog Aydın, sağlıklı bir çocukluk ile yetişkinlik arasındaki bağa şöyle dikkat çekiyor:

* 3-6 yaş dönemindeki çocuk eğer belli bir dozda da olsa söz söyleyemezse, kararlarına saygı duyulmazsa ve çocuğa inisiyatif verilmezse, o çocuk ilerleyen yaş dönemlerinde bağımlı, karar vermede güçlük çeken bir  kişiliğe sahip olacak, en önemlisi de bağımsız bir birey olamayacaktır. Aldığı kararlar olumsuz sonuçlanırsa kendini suçlu hissedecektir. Suçluluk duygusunun verdiği acıdan dolayı inisiyatif almamayı tercih edecektir. Sonuç olarak da kendi kaderini birinin eline verip teslim olmayı seçecektir.

* 7- 12 yaş çocukları için de karar verme, söz söyleme ve inisiyatif alma etkinlikleri yetişkinler tarafından desteklendiğinde bir başarı hikayesi ve başarılı bir kimlik oluşumu daha mümkün olmakta. Aksi durumda ise yüksek olasılıkla, o çocuk yetişkinlikte kendini başarısız, değersiz biri olarak tanımlayacaktır.

 

Çocukları korumayan Çocuk Hakları Sözleşmesi

Bu bağlamda çocukları ve onların haklarını tanımlayıp korumaya dönük bir Çocuk Hakları Sözleşmesi olduğunu hatırlatan Aydın, bu sözleşmenin kağıt üzerinde bir koruyucu melek gibi göründüğünü ancak gerçekte çocukları korumadığının da altını çiziyor. Aydın, her ne kadar bu sözleşmenin bazı coğrafyalarda çocukları koruduğunu bilsek de genel anlamda korunması gereken çocukların korunmadığını  belirtiyor.

 

Önce korku, dehşet ve panik öğreniliyor

Sözleşmeler ve yasaların çocuklar için gittikçe daha önemli bir hale geldiği felaketler çağında çocukların yaşadığı güvenliksiz ortamlardan nasıl etkilendiğini sorduğumuz Aydın, "Afetler ve savaşlar gibi felaketlerin her gelişim dönemindeki çocuğun dünyasına yansıması farklı bir şekilde olur" diyerek, felaketlerin çocuğun gelişimine olumsuz etkilerini şöyle özetliyor:

* 0-2 yaş arasında tamamen güvenlik ihtiyacı olan bir çocuk için aslında dünya ile bir bağ kurma arayışında bir felaket ortasında kalan ebeveyn, maalesef çocuğa o güveni sağlayamıyor. Örneğin, acıktığında doyurulamıyor. Belki annesi korkudan sütten kesilmiştir. Belki ebeveyn çok sıcak veya çok soğuk hava koşullarında onu dış faktörlerden koruyacak bir imkana sahip değildir. Belki de savaş koşullarında çocuğun altı saatlerce veya günlerce temizlenemiyordur. İşte bu çocuğun dünya ile olan ilk temasında maalesef kötü ve güvenilir olmayan anı izleri olacaktır. Bu da yetişkinlikte dünya ile ilgili tasarımını güvenilmez olarak etkileyecektir. Bu aynı zamanda kendilik tasarımını da bu şekilde olumsuz etkileyecek, 'Ben kendine güvenen biriyim' veya 'Ben kendine yeten biriyim' diyemeyecektir.

* 3-6 yaş döneminde felaket içinde büyüyen bir çocuğun kontrol ihtiyacını sabote edecektir. Çünkü bu dönemde çocuk bir şeyleri kontrol etme isteği ile büyür ve kontrol etmek onun gelişimini pozitif yönde etkiler. Ancak felaket içinde büyüyen bir çocuğun nerdeyse tüm kontrol ihtiyacı elinden almış oluyor. Ebeveyni de maalesef ona bu kontrolü sağlama gücüne sahip değil. Tek kontrol edilebilir şey eğer mümkünse yaşamaya devam etmek oluyor. Bu da kendi başına çok yeterli olmayacaktır. Böyle yetişen bir çocuk yetişkinlikte takıntılı, mükemmeli arayan ama bir türlü bulamayan -ki zaten bulamayacaktır-, sürekli tamamlanmamışlık hissi ile yaşayan, diğer insanlara veya etrafa sürekli şüphe ile yaklaşan biri olacaktır. Bu dönemde çocuklar birçok şeyi model alma yoluyla öğrenir. Felaket bölgesinde bakıcı da dehşet içinde olduğu için çocuğun öğrendiği şeyler modelden yola çıktığımızda korku, dehşet ve paniktir" ifadeleriyle felaketlerin çocuğun gelişimine olumsuz etkilerini aktarıyor.

 

Çocuğun ahlaki yargılarını yerle bir eder

Çocukların gelişimi için en önemli süreçlerden birinin anısal hafızanın oluşma süreci olduğunu  da vurgulayan Aydın, "Felaketler psikolojik travmaları doğuruyor. Psikolojik travmalar ise belleği yani hafızayı olumsuz etkiliyor. Bu da yetişkinlikte ya travmatik bir anısal belleğe ya da gerçekten ciddi bellek sorunlarına davetiye çıkarır. 7-12 yaş dönemindeyken felaket içinde bulunan bir çocuğun hem duygusal düzeyde olumlu bir benlik algısı oluşturmasını, kendini değerli ve başarılı hissetmesini engeller hem de ahlaki yargılarını yerle bir eder. Zarar gören biri zarar vermeye yönelebilir. Çıkar ahlakı üzerinden kemikleşmiş bir ahlaki yargı geliştirebilir" diyor.

 

Feryadı duymazdan gelmek travmayı derinleştirir

İçinde yaşadığımız çağı tüm dezavantajları ve felaketlerin boyutunu göz önünde bulundurarak gelecek nesli değerlendiren Aydın "Umarım yanılırım ama, uçlarda yaşayan bir neslin gelmesi muhtemel görünüyor. Bu kadar kaosun içinde büyümüş bir çocuğun yetişkinliği; bağımlı, aciz, güveni düşük, irade geliştirmeyen, acılarla dolu bir hafıza ile boğuşan, birinden medet uman veya ötekinin acısına yüz çeviren, sadece ben iyiyim ötekiler kötü diyen, diğer insanları tehdit olarak gören, yıkıcı, tatmin olmayan bir neslin gelmesi kaçınılmaz gibi görünüyor" diyerek endişelerini aktarıyor.

Bu çağı daha travmatik yapan şeylerden birinin iletişim kanalları olabileceğini de söyleyen Aydın, "Çünkü herkes feryadı duyuyor ama duymazlıktan geliyor. 50-100 yıl öncesinde iletişim bu kadar fazla değildi. O zamanlarda 'Sesim duyulmadığı için yardıma gelemiyorlar' denebiliyor, felaketlerle beraber ortaya çıkan travmalar kişi üzerinde daha az etki yapabiliyordu. Ama şimdi 'Sesim duyulduğu halde yardıma gelinmedi' düşüncesi yerleşiyor. İşte felaketleri daha travmatik yapan ve bana distopik bir tablo çizdiren de bu. Yoksa insan beyni tüm güçlükleri kendisi ve içinde bulunduğu dünya için işlevsel ve pozitif kılmaya dönük mükemmel denilebilecek bir donanıma sahiptir" sözleriyle travmaların toplumsal etkileşim içerisindeyken nasıl şekillendiğine değiniyor.

Aydın, Tüm bunların önüne geçmek ve daha sağlıklı çocuklar yetişmesi adına ulus devletlerin hiç olmazsa imza attıkları sözleşmelere riayet etmeleri gerektiğini söylerken bunun da ancak "şimdilik" yeterli olabileceğine değiniyor.

 

 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.