Kredi derecelendirme şirketi Standard & Poors (S&P), Türkiye’nin kredi notu görünümünü “durağan”dan “negatif”e düşürdü; “yatırım yapılamaz” düzeyde olan “BB” notunu ise değiştirmedi. Hemen ardından merakla beklenen uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch’in kararı da açıklandı. Fitch, Türkiye’nin kredi notunu düşürdü. Türkiye, “yatırım yapılabilir” seviyede bulunan son notunu da kaybetti. 

S&P’den yapılan açıklamada, Merkez Bankası’nın uyguladığı para politikasının “yetersiz kalabileceği” uyarısı yapıldı. S&P ayrıca Türkiye ekonomisinin 2016 yılında yüzde 2.0 ve 2017 yılında yüzde 2.4 büyüyeceğini öngördü.

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch de Türkiye’nin kredi notunu bir basamak düşürerek, yatırım yapılabilir seviyenin altına çekti. Türkiye’nin BBB- olan notu, BB+ seviyesine düştü. Böylece Türkiye 2012’de tam 20 yıl sonra yeniden kazandığı yatırım sınıfı notunu kaybetmiş oldu.

Fitch açıklamasında, “Siyasi ve güvenlik alanındaki gelişmeler ekonomik performansı ve kurumsal bağımsızlığı zayıflattı” denildi. Fitch’in açıklamasında, ekonomik büyümenin 2016 yılının ikinci yarısında keskin bir şekilde düştüğü ve Türkiye’nin son yıllardaki performansının altında olduğu belirtildi.

Fitch, 2016 yılının 3. çeyreğinde yüzde 1.8 olarak gerçekleşen daralmanın ardından bir kıpırdanma beklendiğini ancak bu kıpırdanmanın Türkiye’nin içinde bulunduğu siyasi ve güvenlik koşulları, kısa vadede TL’nin değer kaybı ve düşük iç talep nedeniyle zayıf kalacağını vurguladı. Fitch ayrıca başkanlık sistemine yönelik eğilimin gerçekleşmesinin Türkiye’ye denetim ve dengelerin zayıfladığı bir sistem getireceğini savundu.

Fitch, Kasım 2012’de Türkiye ekonomisindeki olumlu gelişmeleri gerekçe göstererek ülke notunu yatırım yapılabilir seviyeye yükselten ilk kurum olmuştu. Ardından Moody’s Mayıs 2013’te benzer bir adım atmış ve Türkiye’ye fon girişi hızlanmıştı. Düşük riskli varlıklara yatırım yapan emeklilik fonları gibi büyük fonlar, bir ülkeye yatırım yaparken en az iki kurumdan yatırım yapılabilir seviye notu olmasını istiyor.

Dünya ölçeğinde yatırımcıların esas aldığı üç kredi derecelendirme kuruluşunun Türkiye hakkındaki notları ise şöyle:

* S&P: 27 Ocak 2017 - Negatif BB (Yatırım yapılamaz)

* Moody’s: 23 Eylül 2016 - Durağan Ba1 (Yatırım yapılamaz)

* Fitch: 19 Ağustos 2016 - Negatif BB (Yatırım yapılamaz)

Yapay çabalar sonuçsuz

Türkiye’nin kredi dereceleme şirketleriyle ilişkisi, 1989 sonrasında başladı. Dış sermayeye açılma, içerideki banka ve şirketlere döviz tutma ve borçlanma kapısını açtı; yatırımları ve ekonomik büyümeyi beraberinde getirdi. Sermaye hesabının serbestleştirmesiyle bireylerin, şirketlerin ve bankaların serbestçe döviz tutmasına, borçlanmasına, sermayenin serbestçe girip çıkmasına kapı açıldı. 

İlk not 5 Mayıs 1992’de Moody’s tarafından hem de ‘yatırım sınıfı’ bir not olarak geldi, ancak Ocak 1994’te kaybetti. 1994’ten 2012’ye uzanan çok uzun sürede Türkiye’nin notu bir basamak ileri, bir basamak geri iniş çıkışlarla seyretti. 

Ekonomi yazarı Uğur Gürses’e göre; 2005’te AB çapası ile daha iyi bir noktaya taşındı. Ama 2008-2009 küresel krizi ardından ‘iyi not’ almak zorlaştı. Sonunda Kasım 2012’de Türkiye yeniden Fitch ile yatırım sınıfı nota çıktı. İşin doğrusu Türkiye 2005-2008 arası dönemde alabileceği notu, 2009 sonrası gelişmiş ülkelerden akan ve nereye gideceğini bilemeyen paraların sağladığı bir ‘doludizgin piyasaya’ borçluydu. Şimdi 2012’ye göre Türk şirketleri çok daha borçlu, üstelik döviz borçlusu. Hem de ekonomik durgunluk var. 2012 sonrasında risk unsurlarıyla baş etmede, yönetmede daha sorunlu bir tablo; hem siyaseten, hem de ekonomik olarak. Küresel koşulların Türkiye aleyhine geliştiği bir konjonktür var.

Çok borçlu şirketler, ekonomik yavaşlama ile bu borçlarını geri ödemekte zorlanacaklar. Döviz kurunun arttığı, ekonomik durgunluğun derinleştiği bir dönemde bu risk çok büyük. Borç geri ödeme kapasitesi azalıyor. Türkiye’nin mevcut döviz borçlarını rağmen döviz arzının azaldığı, kur baskısının arttığı bir dönemde; yavaş yavaş kamunun, özel kesimin kur risklerini kıyıdan köşeden üstlendiği bir mecraya girdiği de kayıtlara yansıyor. Dolar kuru 4’e dayanmışken, bir kesime yılbaşında geçerli 3.53’lük kur üzerinden geri ödeme seçeneği sunulması böyle bir durum. Ama çok tehlikeli bir kapı. Çok yüklü döviz borcu olan bir ekonomide yine yapay biçimde faizi düşük tutma çabası sonuç vermez.

Daha da durgunlaşacak

Ekonomist Uğur Civelek’e göre Türkiye’nin kredi notu “çöp seviyesine” düşürüldü. Kur son 3 ayda yüzde 20 oranında değer kazandı. Türkiye’nin 46-47 milyar TL öz kaynak erimesi anlamına geliyor. Döviz, enflasyon, işsizlik, faiz yukarı doğru hareketlenecek; ekonomi daha fazla durgunlaşacak. Hükümet öz kaynak erimesini ve sonuçlarını görmezden geliyor. 

Krizin ayak sesleri

Borsa ve borçlanma senetlerine yatırım yapanlar zaten büyük ölçüde Türkiye’yi terketmişlerdi. Ancak Türkiye ekonomisinin üç önemli yumuşak karnı krizin habercileri. Prof. Dr. Hayri Kozanoğlu, mevcut tabloyu Cumhuriyet’e şöyle özetledi:

* Fitch’in de raporunda belirttiği gibi Merkez Bankası’nın döviz rezervleri böyle sıkıntılı bir dönemi atlatabilecek bir düzeyde değil. Kullanılabilir net rezervi 30 milyar dolar civarında.

* Yenilenmesi gereken yurt dışı fon ihtiyacı. Bu da bir yıl içerisinde vadesi dolacak olan borçlarla 163 milyar dolar. Buna olası cari işlemler açığı 32 milyar dolar da eklenince toplam miktar 195 milyar dolara ulaşıyor. 

* Üçüncü ve belki de en hassas noktayı da şirketlerin 312 milyar dolar seviyesine ulaşmış borçları oluşturuyor. Bu miktar, 2012’den bu yana, 87 milyar dolar artış durumda. Özellikle yurtiçi bankalara olan 172 milyar dolarlık döviz borçu çok ciddi bir risk nedeni. 

Kamu borcu aldatmasın

AKP hükümeti, kamu borçlarının sırılı olduğunu öner sürerek önemli bir risk bulunmadığını iddia ediyor. Kozanoğlu, “Oysa yakın dönemde yaşanan küresel kriz sırasında Avrupa’nın kamu borcu en az olan iki ülkesi İspanya ve İrlanda idi. Bu iki ülke özel sektör borçları nedeniyle ciddi bir bankacılık krizine sürüklenmişlerdi” diye konuştu. Ekonomi yazarı Uğur Gürses de İspanya’nın, 2008 küresel krizi patlamadan önce, kamu borçlarının kabaca milli gelirin yüzde 30’una, bütçe açığının da milli gelirin yüzde 2’sine yakın bir ülke olduğu, krizle birlikte özel kesim borcunun kamu borcu haline dönüştüğü ve yüzde 100’e yaklaştığını hatırlattı. 

Referandumda ‘dur’ denilmeli

Hem Fitch hem de S&P’un raporunda Meclis’ten geçen anasaya taslağının onaylanması halinde denge ve denetim mekanizmalarını ortadan kaldırdığını, demokrasi ve buna bağlı olarak ekonomi için büyük bi risk oluşturduğuna dikkat çekildiğini vurgulayan Kozanoğlu, yurt dışı borçlanmalarının giderek zorlaşacağını, referandumda bu gidişe dur denilmezse ekonominin daha ciddi bir krize sürükleneceğini dile getirdi.



NE OLUYOR?

Türkiye’nin yatırım yapılabilir ülke statüsünden çıkarılmasının maliyeti var.

Döviz yükselince: Türkiye dövize bağlı bir ülke. İhraç ürünlerinin üçte ikisinin girdileri ithal, bunları dışarıdan dövizle alıyor. Döviz yükselince, doğalgaz, petrol, emtia gibi maliyetler yükseliyor. Maliyetlerin yükselmesi enflasyonu tetikliyor; bu da faizin yükselmesini zorunlu kılıyor. Yüksele faiz de büyüme, tüketim ve yatırımı olumsuz etkiliyor. Şu anda enflasyon yükseliyor, ekonomi küçülüyor. Dışa bağımlılık ve dış ticaret açığı veriyoruz. Türk ekonomisine güven yok. Siyasetten gelen belirsizlik bunu besliyor.

Fitch notu indirince: Artık Türkiye yatırım yapılabilir ülke statüsünden çıkıyor. Türkiye’ye yatırım azalacak, yatırımı olanlar çıkmayaca çalışacak. Fonlar, iki derecelendirme kuruluşu tarafından yatırım yapılabilir olma şartı arar. Büyük fonlarda ve emeklilik fonlarında sadece yatırım yapılabilir ülkeye para aktarılır. Yavaş yavaş seyreden fon çıkışı hızlanacak. Bankaların borçlanma faizleri ve reytingi Fitch’in notuna çok bağlı. Bankaların borçlanma maliyeti artacak. 

Merkez Bankası oynayınca: Merkez Bankası üstünde hem siyasi hem de ekonomik baskı var. Erdoğan, faiz yükselterek müdahale etmesini istemiyor. Faiz artırmak kolay değil ekonomi küçülürken ama bir taraftan da kur var. Kur gittiği zaman da, ileride daha fazla faiz artırmak zorunda da kalabilir. Merkez Bankası yapabileceğinin minimumunu yaptı, risk aldı. Yani, sonuçta özellikle politika faizine dokunmayarak. Çünkü, şöyle: Üst bandı 8.50’den 9.25’e çıkardı, fakat politika faizini 8’de bıraktı. Enflasyon yükselmeye devam edeceği için faizi daha da yükseltmek zorunda kalacak.

Döviz rezervi azalınca: MB’nin resmi rezerv varlıkları, bir önceki aya göre yüzde 7,2 azalışla 106,1 milyar dolar olarak gerçekleşti. Bu dönemde alt kalemler itibarıyla döviz varlıkları bir önceki aya göre yüzde 7,4 azalarak 90,6 milyar dolar, altın cinsinden rezerv varlıkları yüzde 6,8 azalarak 14,1 milyar dolar oldu. Bu brüt rezerv, tüm Türkiye’deki bankaların koyduğu rezerv karşılıkları. Yani, bankalar mevduat topluyor, mevduatın bir kısmını Merkez Bankası‘nda tutuyorlar. Net rezerv de, bunları çıkarıldığı zaman Merkez Bankası’nın tamamen kendi parası, kendi rezervi. Kendi rezervi yaklaşık 23-24 milyar dolar, 24 milyar doların altında. Bu da düşük bir rezerv. Genellikle bu rezervin 6 aylık ithalatı karşılaması istenir iktisatta. Şu anda ancak iki aylık ithalatımızı karşılıyor. Net rezerv, diğer ülkelere göre ve standartlara göre çok daha düşük.

Böylece Merkez Bankası çok rahat kura müdahale edemez, daha çok faizle müdahale etmesi gerekiyor. 

Referandum aşılınca: Evet denilirse bambaşka bir siyasal sistem olacağı için yurt dışı yatırımcılar bunu olduğu gibi yorumlayacak. Hayır olursa, erken seçim ihtimali olabilir, bu da piyasalarda bir tansiyon yaratacaktır. Evet çıkarsa, 2019’a kadar acaba beklenebilecek mi, yoksa 2019’dan önce bir seçim kararı alınabilir mi? Bu siyasi belirsizlik sürdükçe piyasalarda ekonomi pozitif olunamıyor. Ekonomik durum tamamen siyaset kaynaklı. Savaş, devlet içi çatışma, OHAL’in bu kadar uzatılması, seçim belirsizlikleri... Piyasalar negatifi fiyatlıyor.





 HABER MERKEZİ