“Beyazlara kin öğütleyen kimse ne kadar zavallıysa, ırkını beyazlaştırmayı düşleyen Kara Adam da o kadar zavallıdır.“
Frantz Fanon, Siyah Deri Beyaz Maske
ZABEL MİRKAN
Fanon, o zamanlar bir Fransız kolonisi, şimdiyse bir Fransız bölgesi olan Martinik’te doğdu. Melez bir ailenin çocuğuydu. Ailesinin durumu, yaşadıkları bölgeye göre, görece iyiydi ama orta sınıfa da mensup değillerdi. Yalnızca siyah öğrencilerin olduğu bir okula gönderildi, çünkü aile ancak oranın masraflarını karşılayabiliyordu.
Fransa, 1940’ta Naziler’in eline düştükten sonra, Fransız deniz güçleri Martinik’te durduruldu. Fransız askerlerinin adada kaldığı süre boyunca pek çok taciz ve cinsel saldırı vakası yaşandı, askerlerin içindeki ırkçı; siyahlarla bu kadar uzun süre aynı mekânı paylaşmak zorunda kaldığı için artık kendini gizlememeye başlamıştı. Bu dönem, Fanon’un üzerinde kalıcı bir etki bıraktı. Yabancılaşma duygusu günbegün pekiştiği gibi, artık karşısındakilerin kim olduğunu, ona ne gözle baktıklarını da biliyordu. 18 yaşına geldiğinde Martinik’ten ayrıldı ve Özgür Fransız Güçleri’ne katılmak üzere Dominika’ya doğru yola çıktı. Naziler yenildiğinde Fanon’un alayı tüm beyaz olmayan askerlerden temizlendi ve siyah asker arkadaşları, Toulon’a gönderildi.
FLN’ye katılış
1945’te yeniden doğduğu yere, Martinik’e döndü. Dönüşü kısa sürdü. Orada, yaşamı üstünde en büyük etkiye sahip olacak olan arkadaşı ve akıl hocası Aimé Césaire’in parlamento kampanyasına katıldı. Aimé Césaire’i, Siyah Deri Beyaz Maske kitabından hatırlayanlarımız olacaktır. Kitabın girişi onun cümleleriyle başlıyordu: “Ruhlarına sinsice korku ve dehşet salınmış, aşağılık kompleksi, küçüklük, kölelik duygusu ve umutsuzluk yerleştirilmiş milyonlarca insandan söz ediyorum...”
Diplomasını aldıktan sonra hekimlik yapmak üzere Fransa’ya geçti. Yazın, drama ve felsefe çalışacağı, kimi zaman da Merleau-Ponty’nin derslerine katılacağı Lyon’da eğitim gördü. 1951’de yeterlilik derecesini aldıktan sonra, Katalan François de Tosquelles gözetiminde psikiyatri stajı yaptı. Stajdan sonra Fransa’da, bir yıl daha ve sonra (1953’ten başlayarak) Cezayir’de psikiyatr görevine devam etti. 1956 yılında istifa edene dek, Cezayir’deki bir hastanenin başhekimiydi. Hekimliği boyunca onlarca hemşire ve stajyer yetiştirdi. Kasım 1954’te Cezayir devriminin başlamasıyla, Ulusal Kurtuluş Cephesi’ne (FLN) katıldı.
Sartre’ın tartışmalı önsözüyle açılan “Yeryüzünün Lanetlileri” kitabında Fransız güçlerinin Cezayirlilere yaptığı işkencelerin etkilerini derinlemesine tartıştı. Hekimlik süresi boyunca Cezayirlilerin kültürel/psikolojik yaşamını çalışmak üzere uzun yolculuklar yaptı. Bu yolculuklar, aynı zamanda özellikle bir FLN üssünü gizleyen alanı gitmesi için bir araçtı. 1956 yazında ünlü “Sömürge Bakanı’na İstifa Mektubu”nu kaleme aldı. Ocak 1957’de Cezayir’den kovuldu ve hastanesindeki ‘isyan yuvası’ dağıtıldı.
‘İbrahim Fanon’
Tunus’a dönüşünde kan kanseri teşhisi kondu. Tedavi için Sovyetler Birliği’ne gitti ve kısmen iyileşme yaşadı. Roma’da, Sartre’ı son kez ziyaret etti ve kan kanseri tedavisi için ABD’ye gitti. Washington’da 6 Aralık 1961’de, ‘İbrahim Fanon’ adıyla öldü. Cenazesi Tunus’ta ziyaretçilere gösterildikten bir süre sonra, Cezayir’de gömüldü.
Yaşamı boyunca ve ölümünden onyıllar sonra da kolonicilik-karşıtı hareketlere ve özgürlük hareketlerine ilham oldu. İran’da Ali Şeriati, Güney Afrika’da Steve Biko ve Küba’da Che Guevara gibi isimleri derinden etkiledi. Fanon; Filistinlilere, Tamillere, İrlandalılara, Kürtlere, Kara Panterlere dek birçok ulusal harekete yol gösterdi. Ki zaten kimilerine göre Üçüncü Dünya’nın Marx’ı, Fanon’dan başkası değildir.
Fanon’un Hayaletleri
Aralık 2018’de İthaki Yayınları etiketiyle bir Fanon kitabı yayımlandı: “Fanon’un Hayaletleri” kitabının editörü Fırat Mollaer. Mollaer, yüksek lisansını Siyasi ve Sosyal Bilimler, doktorasını Genel Sosyoloji ve Metodoloji programlarında tamamladı. Doktora ve post-doktora çalışmaları için Columbia Üniversitesi’nde araştırmacı olarak bulundu. Siyasi, sosyolojik, felsefi ve edebi düşünceyle ilgilenmekte; çalışmaları siyasal-sosyal teori, siyasal düşünceler, modern Türkiye’de siyasal düşünceler, post-kolonyal teori ve kültürel çalışmalar etrafında toplanmaktadır. Kitabın ismi ise Derrida’nın “Marx’ın Hayaletleri”nden mülhem. Mollaer kitabın önsözünde çalışmayı şöyle tanıtıyor: “Bu kitap, altbaşlıkta ifade edildiği gibi, Fanon’la konuşmayı sürdürme arzusunun ürünü. Kitabı oluşturan makalelerin anafikri, Fanon düşüncesindeki eleştirel potansiyelleri ortaya koymak biçimden ifade edilebilir.” Yine Mollaer’in yazısıyla başlayan kitapta Barış Ünlü, Abdurrahman Aydın, Judith Butler ve Immanuel Wallerstein gibi isimlerin makaleleri var.
Yeni hayaletler
Ranciére’in “Siyasalın Kıyısında” kitabından bir epigrafla açılan Mollaer yazısının başlığı “Yeni Hayaletler”. Şöyle diyor Ranciére: “Cezayir’in unutulması, toplumsal kimliklerin çatlayarak siyasal özneleşmelere meydan vermelerine aracı olan fay kırıklarından birinin unutulmasıdır.” Fanon’un hayaletlerinin bazen Filistin’de bazen ise Fransa’da bir isyanda görüldüğünü söyleyen Mollaer, sonrasında ise Fanon’un düzenin “saklı”sı olduğu savunusuyla devam ediyor. Sartre Fransa’nın entelektüel yüzü, hatta direkt kendisi olmuşken Fanon bir şekilde saklılığa itilmiştir, diyen Mollaer makalesini Haneke’nin “Saklı” filminin çözümlemesiyle devam ettiriyor. Haneke’nin filmdeki burjuva ana karaktere yüklediği anlamı, sömürgeciliği ve Cezayir’i tartışan Mollaer, bu bölümü saklı olanın doğasının açığa çıkmak olduğunu ve bastırıldığında da geri döndüğünü vurgulayarak bitiriyor. Hatta şöyle diyor: “Hayaletler onları doğuran şartlar ortadan kalkmadıkça işlerini tamamlayıp ayrılmazlar.”
Mollaer’in makalesinden sonra “Türklük Sözleşmesi” kitabı ve çalışmasıyla bizleri uzun süre bu mefhum ve tartışma üzerine düşünmeyi sevk eden Barış Ünlü’nün kaleme aldığı Fanon biyografisine sıra geliyor. İmkânsız bir hayat ile devrimci bir hayat arasında başlığını seçtiği yazısında Fanon’un değişen ve dönüşen hayat hikâyesini anlatıyor Ünlü. Kitaptaki makalelerden en ilgi çekenler ise şüphesiz Butler ve Wallerstein tarafından kaleme alınan makaleler. Butler, şiddet ve şiddetsizlik başlığında ele alıyor Fanon’u, “Sartre, Fanon Hakkında Konuşuyor” başlığıyla. Sartre’ın “Yeryüzünün Lanetlileri” için yazdığı önsözden bahseden Butler, Sartre’ın bunu hangi düşünceyle yazdığını açıyor. Ve nihayet Wallerstein. Kitabın kapanış makalesini kaleme alan Wallerstein ise günümüzde Fanon nasıl okunur, Fanon bize ne anlatmaya çalışır gibi konuları açıyor. Yazısının başlığı “Fanon’u 21. yüzyılda Okumak”. Kitabı kapattığınızda emin olduğunuz tek şey ise Fanon’un bundan sonraki yüzyıllarda da okunacağı ve düşüncelerinin yine insanlara ışıklı bir yol göstereceği. Hem ne diyordu Sartre? Fanon’u okuyun, kendine gelen insanı göreceksiniz...
Fanon’un Hayaletleri
Editör: Fırat Mollaer
İthaki Yayınları 2018