Savaşın anatomisi yapılabilinse, Ortadoğu’nun payı bütün savaş tarihini geride bırakır. İkame rejimlerin uygarlık bilincinden yoksun yönetimleri, bu kozmopolit ve geniş coğrafyaya kayıp bir asır yaşatmanın bedelini herkese, her şeyle ödetmeye devam ediyor.

Batı blokunun savaşı ihraç stretejileriyle doğu blokunun şiddeti ithal becerisi küresel kaosu her yönüyle beslemeye devam ediyori. Göçertme, sansür, şiddet, din, dil, sermaye, politik sulta ve etnik ayrımlarla büyüyen savaş güncesi hem siyasal hem de insanı yeni krizlerin de kumandasını elinde tutuyor. 

Kısacası Ortadoğu’da kuş uyur ama savaş uyumaz. Bu uykusuzluk halidir ki başka ülke ve milletlerin gündemini belirleyen olgulara kör ve lal olur. Kaç kişi ölmüş klişesinin avuçlara tutuşturulduğu düşünülürse, şiddetin ev ve sokaktan ziyade elde dolaşımını, kim nasıl anormal bulabilir? Ancak dünya dönüyor ve kimi haberler azınlıkta kalan barışçıl yaşama gayretini sürdürüyor.

Bu teşfik duygusunun önemli araçlarından biri Ekim ayında açıklanan Nobel ödülleridir. Bu yılki Nobel ödülleri tüm dallardaki sonuçlarıyla ilginçti. Özellikle Türk olduğunu Nobel vasıtasıyla ıspatlama gereği duyan ve bunu bayraklı şölene dönüştüren Aziz Sancar’ın sevinci unutulmamaya değerdir. Ancak dünya edebiyatı için Nobel ödülü ve beraberindeki trendin bir yıllık edebi ve kültürel çalışmalara katkısı önemlidir. Dünya genelinde Nobel ödülünün bir kıstas olduğu düşünüldüğünde Nobeli kazanan yazarla, Nobel’in ilgisini çekmiş dil, kurgu ve kültürel temanın derecesi değerlenir. Açıkçası kültür endüstrisi ve edebiyat yazımının toplumlara arzı her şeyiyle önemlidir.

Bu yılki edebiyat ödülünün Belaruslu Svetlana Aleksiyeviç’e verilmesi edebiyatın teknoloji ve tüketim endüstrisi karşısında ayakta kalma ve yazım özerkliğini pekiştirmesi adına destekleyici bir gelişme oldu. Zira Aleksiyeviç’in Çernobil faciasından yola çıkarak yazdığı kurmaca dışı tekniği, gelecek dönemde yazım dünyasında epeyce ilgi yakalayacağa benziyor. Anı, gözlem ve denemenin gerçeklerle beraber yazıldığı bu tekniği aslında edebiyatın teknik karşısındaki arayışının yeni versiyonu saymak abartı olmaz.

Dünya edebiyatı modern edebiyat düzleminde ufak çaplı denemeler yaptığına göre, Kürtler açısından edebiyatın durumu nedir sorusu da zamanını bulmuş oluyor. Özellikle modern dönem Kürt edebiyatına katkı veren ve eserleriyle ufuk açtıran pek çok Kürt şair ve yazarın Ekim ayında aramızdan ayrılması bu tartışmanın yerindeliğini vurguluyor. Bugün kitleselleşen Kürt realitesi için kitlesel bir okur-yazarlık, siyasi inşanın dizayn gücü olacaktır.

Küremiz uzun zamandır ekonomi ve siyaset arasında biçimlenen sistemlerin egemenlik savaşına tanıklık ediyor. Bu açıdan tarihin önem hanesi daha çok düşünsel kazanımlarla belirlenir. Elbette medeniyetler bulunduğu coğrafyanın maddi-manevi zenginliği ve bunu rasyonel kılma becerileriyle tanımlanır. Ancak kültür, dil ve sanatsal yapının iç ve dıştaki becerisi iktidar olgunluğunu öne çıkarır.

Ne yazık ki bütün bu total hareketlilik içinde Kürtlerin yüzyıllara dayanan bir gerileme ve pek çok dalda etkisiz olma süreci mevcuttur. Kuşkusuz bunu siyasi tarihten bağımsız düşünmek imkansız. Ancak günümüzün temel aracı olan iletişim ve düşünce ağlarını hesapladığımızda tarihsel mirasın modern düzleme aktarılışının Kürdistan’da yaşanan değişim sürecinin anlaşılması için Kürt yazım dünyasına ciddi sorumluluklar yöneltildiğini görüyoruz.

Bügün siyasi ve ekonomik sebeplerle dünyanın dört yanına dağılmış ve dağılmaya devam eden bir Kürt hareketliliği söz konusu. Özellikle Kürt hareketliliğinin Batı Avrupa merkezli olması bugünkü siyasal-sosyal dengeler açısından önemlidir. Bir kıstas olarak batılılaşma ve gerçekler dünyasında Kürtlerin takınacağı düşünsel, kültürel kararlılık Kürdistan’ın gelecek dönemi açısından ciddi şanslar sunabilir. Kürtlerin üçüncü kuşak olarak bulundukları ülkelerde dil, ekonomi, eğitim, yerel siyaset alanında kısmı entegrasyon tecrübelerini Kürt dili ve edebiyatına aktarmaları siyasal tanınmışlığı kültürel saygınlıkla pekiştirir.

Bu açıdan edebiyat ve sanattaki sansür, asimlasyon, sürgün ve baskılarla direnci kırılmış Kürt dili ve kültürünün özgürlük dünyasına yeniden arzı için tarihi miras ve onun emektarlarının topluma tanıtılmasının siyasal kazanımların bir diğer yanını tarif ettiğini bilmek gerekiyor. Siyasi başarıların anlaşılması düşünsel devamlılık ve bilinçli, güçlü kuşakların yaratmasıyla mümkün olur. Bu vesileyle Ekim ayında yaşamını yitiren Cegerxwîn, Nurettin Zaza, Mehmed Uzun, Gülnaz Karataş, Sebri Botanî, Arjen Arî, Ordiaxanê Celil ve Osman Sebri’yi saygıyla anıyoruz. Ve Kürtlerin üçünü yol alternatifleri neden edebiyatla başlamasın diyoruz.