Uçurum çiçeklerine ver derdim, içinde sevgiye dair ne varsa. O, dünyanın belki de el değmeyen tek çiçeğidir. Kirlettiğimiz dünyanın yalnız, mağrur, pak çiçeği. İstesek de dokunamaz, hoyratça koparıp dükkanlarda sergileyemeyiz uçurum çiçeğini.  Bir yanı uçurum ve geçit vermeyen kayalıklarla kaplı, bir yanı da umudunu yitirmeyen ve her an güne yakaran yamaçlarla çevrilidir.
Her sabah kendisini bir gelincik gibi süsler uçurum çiçeği, gün doğumuna inat birbiri üstüne kenetlenmiş kadife yapraklarını bir kuş göğsü misali toplar ve günle buluşmaya yakın nazlanır, kur yapar, sırtını yalçın kayalıklara dönerek o ulvi anı bekler. O büyük ateş topuyla buluşacağı anı. Gün, onun etrafında döner; o da güne edalı bakışlar fırlatır. Ama fazla dayanamaz, rakkase edasıyla etrafında yarım bir tur atıp ona hayat veren ışınlara açar kadife yapraklarını. Büyük buluşmadır bu. 
Uçurum çiçeği, bu rutin dansı her gün büyük bir heyecan ve sevgiyle yapar.
Ve kendisini koklayacak bir insan, kendisini bir gün şevkatle okşayacak bir el bekler hep. Kimseyle buluşmayacağını bile bile, büyük bir özveriyle ve hep aynı heyecanla.
Biz, doğadan ve hayvanlardan savaş uçaklarını, gemileri, deniz altıları, zehir üretimini ve her zıkkımı alıyoruz da bir uçurum çiçeğinin sabahtan akşama kadar süren dansından, onun sabırla, uçurumlara meydan okuyan, ama umudunu yitirmeyen ve karşılıksız sevdasından hiçbir şey almıyoruz.
Sanatımız, siyasetimiz, insan ilişkilerimiz belki de ekolojik paradigma denen sistemle yeniden dizayn edilmeli. Buna ne kadar ihtiyacımızın olduğunu anlamak için bugünlerde yaşadığımız olayların sadece bir günlük analizini yapmak yeterlidir.
Hiçbir ölçünün, hiçbir kriterin, hiçbir insani veya hayvani değerin kalmadığı ya da bu değerlerin ciddi zede aldığı anlar işte bu anlardır. Bu durumlarda insanı sığınak kabul eden de sadece doğadır, yani onun özü, hamuru ve sırdaşı olan doğa.
İnsan ne zaman kaybolduğunda vahşetinin içinde, gözüdönmüşlüğün doruklarına çıktığında, özüne yani onu var eden en temel unsurlara sığınmalı. Çünkü doğa insanı arındırır, başladınız yere geri getirir. Kirlenme uçurum çiçeklerinden uzaklaştıkça artar, yakınlaştıkça azalır. Dağ ceylanları işveli ve saf bakışlarını neye borçlu sanıyorsunuz?
Kendimizi doğanın merkezine koyarken hoyratça, onun küçük bir parçasından ibaret olduğumuzu ve bir o kadar da zavallı olduğumuzu unutuyoruz.
Uçurum çiçekleri kimileri için sabrın, kimisi için özverinin sembolüdür. Oysa bana hep yalnızlığı hatırlatır. Belki de ruhumla örtüşmesini istediğim yanıdır bu uçurum çiçeğinin.
Uçsuz ve bucaksızlığı, yurtsuzluğu hatırlatır bana uçurum çiçekleri. Bir de ülkemi hatırlatır bana, kır çiçeklerine bezenmiş, dikenli tellerle ayrılmış ülkemi. Kayalıkların dibinde, yalnızca dağ ceylanlarına kuçak açacak kadar gururlu ve kendisine kirli ellerin dokunmasına izin vermeyecek kadar asil...
Uçurum çiçeği...