Kürt hareketine karşı savaş kararı, 30 Ekim 2014 günü yaklaşık on saat süren Milli Güvenlik Kurulu toplantısında alındı.
Devlet, yeni savaş konseptini, 'Kürtler Rojava'da statü kazanıyor. PKK uluslararası alana yerleşiyor. Başta Aleviler olmak üzere toplumsal muhalefetle giderek birleşiyor. Buna kayıtsız kalamayız’ saptamasına dayandırdı.
MGK toplantısının ardından 'İç Güvenlik Yasası’ gündeme getirildi. Bu yasalarla AKP, savaş ilan ettiğini kamuoyuna deklere etti. Kimsenin nefes alamayacağı faşist bir düzen ve başkanlık rejimine geçişi hedefleyen İç Güvenlik Yasası aslında Erdoğan'ın yeni anayasasıydı.
Bu ayın başında yapılan Yüksek Askeri Şura toplantısıyla ordunun ‘Saray Gladiosu’nun silahlı kuvvetlerine dönüşmesiyle birlikte artık bu dizayn sürecinin tamamlanmakta olduğunu görüyoruz.
O halde net konuşalım…
Başından itibaren ortada ne bir ateşkes ne bir çözüm süreci vardı. Tamil modelinden girip IŞİD’ten çıkan bir AKP iktidarına karşı PKK’nin tek taraflı yürütmeye çalıştığı bir çatışmasızlık süreci vardı. Türk devletinin asıl hedefi PKK’yi tasfiye ve imha etmekti. Elbette Kürt hareketi devletin oyalama, zaman kazanma hesabını yaptığını biliyordu. Ancak birden fazla cephede savaşmak Rojava’daki kazanımlar için riskliydi.
Şimdi yeni bir çatışma sürecindeyiz. Aslında Kürt Özgürlük Hareketi henüz savaş kararı da vermiş değil. Misilleme ve savunma ağırlıklı bir çatışma yaşanıyor.
24 Temmuz’dan bu yana Türk devletinin başlattığı kapsamlı bir saldırı var. Kandil’e son 20 yılın en yoğun hava saldırıları yapılıyor. Kuzey Kürdistan ve Türkiye kentlerinde 2 bin kişi gözaltına alınmış, yüzlerce kişi tutuklanmış bulunuyor. OHAL ya da sıkıyönetim demiyor, ama son iki haftada sekiz kentte AKP iktidarı toplam 37 bölgeyi ‘geçici güvenlik bölgesi’ ilan etti. Antep’te iki, Urfa’da üç, Şırnak’ta dokuz, Siirt’te iki, Hakkari’de üç, Dersim’de 14, Ağrı’da iki ve Kars’ta iki bölge ‘savaş alanı’ olarak açıklandı.
Türk devleti yeni savaş konseptini iki temel noktaya dayandırmış görünüyor.
7 Haziran’da, Kuzey Kürdistan’da Türk ulus devletçiliği iflas etti. Sömürgecilik ve kültürel soykırım rejimi kaybetti. Seçimlerin en önemli sonucu, Kürtlerin Türk sömürgeciliğinden koptuğunu ve demokratik özerklik çizgisini benimsediğini ortaya koymuş olmasıdır. Botan’da sıfır çeken, İstanbul’da üçüncü parti olan bir HDP var. Amed ve Serhad kentlerinde TC sadece plaka numaralarından ibaret kaldı. Alevi Kürtler CHP’den koptu!
Asıl mesele şu:
Devlet, silahlı bir Kürt hareketini siyasallaşmış bir Kürt hareketinden daha tehlikeli görüyor. Kürt hareketini 80’li yıllarda Güney Kürdistan sınırıyla, 90’lı yıllarda Botan’la sınırlamayı hedefleyen sömürgecilik şimdi Kuzey Kürdistan’a hapsetmek istiyor. Türkiye’ye, Sivas, Antep, Kars, Ardahan, Erzurum, Adıyaman gibi kentlere devrimci bir Kürt hareketinin yaygınlaşmasını istemiyor.
PKK ve HDP’ye karşı yeni savaş konseptinin diğer bir önemli nedeni de artık Türkiye’nin iç politikası haline gelen Rojava ve Suriye’den bağımsız düşünülemezdi elbette. Türkiye destekli IŞİD, Rojava’da üst üste ağır darbeler aldı. Til Abyad zaferinden sonra YPG/YPJ’nin Cerablus’u tehdit eder hale gelmesi devleti harekete geçirdi.
İçte ve dışta Kürtlere düşman olan devlet, 1924’ten beri Kürt, Alevi inkarı üzeri kurduğu stratejisinde ısrar ediyor. Devlet artık bir karar aşamasına gelip dayanmış bulunuyor. Ya Pakistanlılaşacak ya da Kürtlerle barışacak.
PKK, 90’larda serihildanlar başladığında hazırlıksız yakalanmıştı. Halk ayaklanması konusunda henüz tecrübesizdi. Nitekim sonraki yıllarda, "Serihildan döneminde devrimi kaçırdık" diyerek özeleştiri verdi.
Şimdi devrimci halk savaşı ve serihildan hareketi konusunda muazzam bir birikim ve deneyime sahip olan Kürt Özgürlük Hareketi, Kuzey Kürdistan’da yeni bir süreç başlatıyor.
Devletin başlattığı özel savaşa karşı her köyün, mahallenin, kasabanın ve şehrin kendi meclisini kurduğu, demokratik özerklik temelinde öz yönetimini oluşturduğu bir sürece giriyoruz. Artık devletin hiçbir vali, kaymakam ve temsilcisinin meşrutiyeti tanınmayacak. Nitekim geçen hafta Şırnak, Silopi ve Cizre’de bunun ilk işaretleri verildi. Kısacası ufukta yeni kantonlar görünüyor. Bakalım, ilk nereye nasip olacak?