
Yıllardır öncü konumunda Kürt kadınların sorunlarıyla ilgileniyorsunuz. Avrupa’da yaşayan kadınların savaş ve göçten kaynaklı yaşadığı sorunlardan söz edebilir misiniz?
Kürtler, Kürdistan’da yaşanan savaştan dolayı kurtuluşu Avrupa’ya çıkmakta buluyor. Kadınların çok az bir kısmı ekonomik sebepli göçü yaşamıştır. Zoraki bir gelişten kaynaklı ülkeye özlem duyuyor, kendi kültürünü yaşayamadığından dolayı içe büzülüyor, kapanıyor, büyük bir hayal kırıklığı yaşıyor. Bununla birlikte kapitalist sistemden ürküntü duyuyor.
Bu zoraki kalış, ağır psikolojik sorunlara yol açıyor. Yaşamı paylaştığı ailesini, komşularını geride bırakmış, koskoca Avrupa’nın içine düşmüş, derin bir yalnızlık içerisindedir. Parçalı bir ruh hali yaşıyor; agresifleşebiliyor, bazen ne yapacağını bilemez, yanlış kararlar verebilen bir duruş sergileyebiliyor. Doğal olarak terapiden terapiye koşturuyor, kendi ayakları üzerinde duramıyor, intihara bile teşebbüs edebiliyor.
Bu sorunlar kaynağını tek başına savaştan almıyor. Sistemden, bununla bağlantılı erkek yaklaşımlarından da kaynağını alıyor. Kadının kendi dilini konuşamaması, kaldığı ülkenin diline alışamaması, kendi kültürünü yaşayamaması bir sorunken, bir de sistemin aşağılayan, geri gören yaklaşımlarına maruz kalınca, kendisini hepten işe yaramaz hissediyor. Bütün bunlar kapitalist modernitenin yaratmış olduğu savaş politikalarının ürünüdür.
Kadının içinde bulunduğu travma hali olduğu gibi aileye, çocukları yetiştirme tarzına yansıyor. Savaş ve göçten kaynaklı bütün zorlanmaları çocuklar da yaşıyor. Dillerine, kültürlerine, tarihlerine, mücadelelerine yabancı bir şekilde büyüyorlar.
Kadın bir yandan travma yaşarken diğer yandan da sorunların üstesinden gelebilmenin arayışı; sisteme, egemen kültüre, eşine ve çocuğuna karşı yoğun bir mücadele içerisindedir. Yaşadığı bütün deneyimleri bir arayış gerekçesi haline getirebiliyor, özgürlüğe tutku düzeyinde bağlanabiliyor da. Daha çok ağır sorunlar yaşamış kadınlar çıkış yapabiliyor.
Savaşın yarattığı şöyle bir gerilik de var. Çocuğunu öz değerleriyle yetiştirmeyen kadınlar, çocuklarını koruma adı altında, mücadeleden, halk gerçekliğinden uzak tutabiliyor. Bu noktada kendi kendine zarar veren bir pozisyona girebiliyor. Şöyle ki; kültürler arası sıkışmışlığı yaşayan, dışlanan, benzeşmeye çalışan çocuk, uyuşturucu, fuhuş çetelerine veya cemaat tarzı gerici örgütlenmelere bulaşabiliyor. Çokça karşılaştığımız bir durumdur. Bu aileler daha sonra çocuklarının bulaştığı yoz yaşamdan nasıl kurtarılıp mücadeleye kazandırılacağına dair gelip bizden destek istiyorlar. Sistemlerin bizim gibi ulusal kurtuluş mücadelesi yürüten hareketlere karşı böyle tuzakları vardır. Ailelerimizin ahlaki politik toplum ölçülerinden uzaklaşmaları bize acı veriyor. Bu nedenle annelere çağrım, çocuklarını mücadele, örgütlülük ortamından uzak tutmamaları, bilinçlendirmeleri yönündedir.
Bunun yanında bu tuzağın farkında olan ailelerimiz, sistemle karşı karşıya gelmekten korkmuyor. Türlü engellerle karşılaşmalarına rağmen kendi kültürel kimliklerini koruyabiliyorlar.
Toplumsal sorunlar en fazla hangi noktalarda öne çıkıyor?
Kadın ve erkek arasında ilkeli bir evlilik olmadığı zamanlar ille de sorunlar yaşanıyor. Özellikle ithal gelin ve damatlar gerçeği sosyal bir yara. Avrupa’ya, aileye, eşe uyum sağlamada zorluklar yaşıyor. Sözkonusu bir kadınsa, zaten hiç evden dışarıya çıkmıyor, sosyal imkanlardan yararlanamıyor. Ailenin çıkarına en ufak bir sorun çıktığında, geri gönderme, boşama, sokağa atma tehditlerine maruz bırakılarak boyun eğdiriliyor.
En çok karşılaştığımız sorunlardan biri de aldatma olaylarıdır. Kadın fiziki şiddete uğradığında etkisinden kurtulabiliyor ama aldatılma durumu karşısında daha çok yıkılıyor. Çünkü paylaşamıyor, yansıtamıyor. ‘Erkektir, başka bir kadınla da birlikte olabilir’ denilerek toplum ve sistem tarafından normalleştirilmeye çalışılıyor. Hele de kadınların ‘Erkek, erkek olduğu için aldatabilir’ demesi korkunç bir durumdur.
Kadın da bu durum karşısında ‘erkek aldatıyorsa kadın da aldatabilir’ tarzında çarpık bir algı ve intikam pratiğine girebiliyor. Bu, sistemin toplumu ahlaki olarak çökertmek için bilinçli uyguladığı bir politikanın sonucudur.
Cinsellik bizde bir tabudur. Diğer yandan bu konuda bir açlık da vardır. Manevi boşluk, tatminsizlik ile de alakalı. Sistem, mutluluğu sadece cinsellikte gören politika güdüyor. Aileler bunun farkına bile varmaz. Bunu demokrasi adı altında yapıyor. Her gün birşeyinizi yitirir hale geliyorsunuz.
Arayışı olan kadın bilinçlenmeye çalışıyor. Bilinçlenen kadın, örgütlenerek tüm bu şiddet biçimlerine karşı koyabilecek gücü kendinde bulabiliyor, kendine ait olabiliyor, kendi ayakları üzerinde durabiliyor, çözüm yaratabiliyor. Biraz kapalı bir toplum olduğumuzdan kaynaklı, kadın evde yaşadığı sorunları önceden dile getiremezdi ama şimdi ifade edebiliyor. Biraz bilinç kazanmış, özgürlüğü hissetmiş kadınların arayışı çok daha güçlü gelişiyor. Biz de kadındaki bu gücü gördüğümüz için kadına sonsuz inanıyoruz.
Ama halen ciddi sorunlar var. Çok açık dile gelmiyor birçok şey. Çocuktan, aileden, eşten kaynaklı toplumsal sorunlar var. Örneğin; baba devrimci, çocuk ise cemaat örgütlerine katılabiliyor ya da sistemin parçalama oyunlarına gelebiliyor. Yine en devrimci, demokrat dediğimiz arkadaşlarımızın, ailelerine karşı geri, egemenlikçi yaklaşımları olabiliyor. Kadının sosyal yaşantısını düzenlemesine engel olabiliyor. Bu konuda kadının bilinçliliği, örgütlülüğü çok önemli.
Bunun için ne tür mekanizmalara ihtiyaç duyuluyor?
Kadınların mevcut sistem içinde kendilerini ifade etme olanakları yok.
O halde kendi sorunlarını çözebilecekleri, emeklerine sahip çıkabilecekleri, kendilerini güvende hissedecekleri kadın örgütlülükleri oluşturulmalı. Örgütlüyseniz her şey yapabilirsiniz ama örgütsüzseniz; katliamlara, şiddete açık pozisyondasınız demektir. Bu amaçla ‘Örgütsüz tek kadın dahi kalmamalı’ esprisinden hareketle, kadın meclisleri, kadın komisyonları, kadın derneklerini kurduk, daha da yaygınlaştırma hedefimiz var.
Kadın örgütlülüklerinin amacı, pratik işlevi ne olmalı? Mevcut kadın örgütlülükleri bu misyonun ne kadarını yerine getiriyor? Eksiklikler, başarılar ne düzeyde?
Kadın halk meclisleriyle sadece Kürt kadınların değil, diğer halktan kadınların da kapsanması amaçlanıyor. Avrupa’nın birçok yerinde kadın meclisleri var. 9-10 yıldır oluşturulan meclislerin daha fazla büyütülmesi, geliştirilmesi gerekir. Ancak bu noktada merkez yapılarla; genel meclislerle benzeşme durumu yaşanabiliyor. Ama kadın meclislerinin olduğu yerlerde toplumsal sorunlar daha fazla gündeme geliyor, çözüm noktasında daha fazla çaba gösteriliyor.
Kadınlar kendilerini bulmak için kadın meclislerinde yer alıyor. Çözümü kadın meclislerinde arayan, bulan bir yaklaşım var. Hangi komisyonda verimli olabiliyorlarsa orada yer alabiliyorlar.
Meclislerle kadınlara ulaşılan, kadın bakış açısını, iradesini yansıtan bir alan yaratılıyor. Meclis, biraz da kadın emeğini açığa çıkaran bir mekanizma oluyor. Kadın yaklaşımlarının yansıtılabildiği, egemenlikli bakış açısından uzaklaşıldığı, severek, isteyerek çalışıldığı durumlarda çalışmalar kesinlikle başarıyla yürüyor, komisyonlar işlevli kılınabiliyor. Planlı, örgütlü bir çalışma tarzı açığa çıkabiliyor. Kadın meclislerinin güçlü olduğu yerlerde genel çalışmaların başarı düzeyi de yükseliyor. Tersi durumda geriye gidiş, büzülme, inançsızlık, çalışmama, çalıştırmama durumu ortaya çıkabiliyor. Merkeziyetçi yaklaşıldığında, erkekle benzeşildiğinde başarısızlık kaçınılmaz oluyor.
Kadın, meclis çalışmasını artık bir hobi, boş zaman uğraşı olarak görmüyor. Kendini geliştireceği bir mekan, bir üretim alanı olarak görüyor. Bu edindiği inanç, ideolojik düzey ile alakalı. Yüreğinde büyük bir kadın inancı, sevgisi biriktiriyor. Kendine inancı gelişiyor. Bu yüzden moral alıyor. Bu yüzden meclisleşmenin olduğu yerlerde heyecan yaşanıyor.
Geniş kadın kitlelerine ulaşabiliyor musunuz? Kadınları örgütlenmeye çekebiliyor, harekete geçirebiliyor musunuz?
Avrupa’da yaklaşık iki milyon Kürt’ün yaşadığı söyleniyor. Bu oranın yüzde 50-60’ına ulaştığımızı belirtebilirim. Hepsine ulaşabilmek, ortak çalışma yapabilmek, ilişkilenebilmek önemli. Örgütlemeye çekmede elbette sorunlar yaşayabiliyoruz. Kadında siyaseti, örgütlemeyi kendi işi görmeyen, sorumluluktan kaçan yaklaşımlar var. Öte yandan Kürt Kadın Hareketi kadın emeğini sahiplenen, kadını harekete geçen bir başarıyı yakalayabilmiş durumda. Eylemselliklerde bu görülebiliyor. Yine eğitme, seminer, toplantı, bilinçlendirme vb. konularda yoğun bir katılım da var. İstediğimiz gibi olmasa da katabiliyoruz, geliştirebiliyoruz.
Bugüne kadar Avrupa genelinde örgütlenmelere dair hangi projeleri hayata geçirdiniz? Ne tür gelişmelere yol açtı?
Avrupa Kürt Kadın Hareketi TJKE olarak bugüne kadar 17 Kürt kadın meclisinin ilanı gerçekleştirildi. Bu meclislerin alanlara ve semtlere yayılması için bölgelerde çalışmalar başlatılmış durumda. Halen oluşturulması gereken alanlar var. Bazı alanlarda da kadın komisyonları, inisiyatifler var. Niceliğe, örgütlenme düzeyine, zemine göre oluşturuluyor örgütlülükler.
Kadınların olduğu her yerde meclis projesi var. ‘Ulaşmadık kadın kalmamalı’ esprisiyle çalışmamızı yürütüyoruz. Birkaç bölgede daha kadın meclisi oluşturma yonünde çabamız var. Ayrıca vakıflar, akademi ve kooperatifler üzerinden de örgütlenme çalışmaları yürütülüyor. Yani Kürt kadınlar, bulundukları yerlerde ihtiyaçlarına denk bir şekilde örgütlenebiliyor ve buna göre yapılar oluşturabiliyorlar.
Kadın örgütlülüğünüzün amacı sırf resmi bir statü kazanmak mıdır?
Öncelikli amacı; resmi bir statü kazanıp kazanmaması değil, kadınların yaşamış olduğu kölelik, sömürü ve kapitalist modernist sistemlerden ne kadar koparılıp kopartılmadığı, ne kadar bilinç kazandırılıp kazandırılmadığı, ne kadar örgütlülüğe çekilip çekilmediğidir. Zaten şiarımız da “Örgütsüz tek bir kadın kalmamalı”dır. Kadınlara ulaşamadığınız, sorunları ifade edemediğiniz taktirde resmiyet tek başına bir anlam ifade etmiyor. Dolayısı ile resmiyet ya da adına meşruluk denilen şey bizim için; kadınların özgürlük ideolojisi ve yaşam felsefesini benimsemeleri yüreklerini ve beyinlerini buna açmaları ve bu değişimi, dönüşümü yaşamda yaratmak için mücadele etme azmini ve gücünü kazanmalarıdır. Ancak bunun yanısıra kurumlarımıza resmiyet kazandırma çabamız da var. Birçok kadın kurumu resmi bir statünüz yoksa muhatap almayabiliyor. Ancak biz olaya bir amaç olmaktan ziyade, ihtiyaç olarak bakıyoruz. Resmiyet, daha fazla örgütlenme ve mekan olanaklar boyutuyla imkan yaratıyor, yasal ilişki sağlayabiliyor. Bu yüzden bu boyutu da asla küçümsemiyoruz.
Resmiyet kazanan kadın örgütlenmelerinin bir üst çatısı mevcut mudur? Hangi çatı altında bir araya getiriyorsunuz?
Şimdilik yok. Ancak gevşek bağları olan bir sistem düşünebilinir. Üst meclisleri veya koordinasyonlar biçiminde olabilir. Çünkü kurumların kendine göre özgünlükleri var. Kadın örgütlülükleri resmiyet kazandıktan çok sonra olabilir. Şu anda meclislerin yasallaşmasıyla ilgili çalışma yürütüyoruz.
AB devletlerinin resmiyet kazanmak isteyen Kürt kadın örgütlerine yaklaşımı nasıl?
Bütün ülkelerde altyapı çalışmalarımız sürüyor. Zemin yoklaması yapılıyor, tüzükler hazırlanıyor. Devletlerin direkt ret düzeyinde bir yaklaşımları yok, ancak Kürtlere ve onların temsili özgürlük hareketine mevcut yargı ve yaklaşımlardan dolayı zorluklar çıkarılabiliyor. Bunları aşarak, önümüzdeki ilk aylara kadar yasallaşma çalışmalarında bir sonuca ulaşmayı hedefliyoruz.
SOZDAR DERSİM/KÖLN