
EYLEM KAHRAMAN
“Şiirin orta hallisi veya kötüsü için kurallar, ustalıklar bir ölçü olabilir; ama iyisi, yükseği, harikuladesi aklın kurallarını aşar. Onun güzelliğini tam olarak görenler, bir şimşeğin ihtişamına benzer bir pırıltı görmekle kalırlar. Büyük şiir muhakememizi tatmin etmez; allak bullak eder.” Montaigne
Türkiye’de inanılmaz bir kitap sıkıntısı var ve kitaptan hiç de hoşlanmayan bir zihniyetin şu an iktidarda olması dolayısıyla bunun bir süre daha devam edeceği açıkça görülüyor. Devletin yayınevleri üzerinde uyguladığı baskılar yüzünden ya kitaplar basılamıyor ya da basılan kitaplar okurla buluşamadan yasaklanarak toplatılıyor. Bütün bunların yanında özellikle şiir kitapları hakettiği değeri göremiyor, ama yine de çok değerli şiir kitapları okurlarla buluşmaya devam ediyor.
Gerilla yazar-şair Abdurrahman Çadırcı’nın daha önceden hem Avrupa’da hem de ülkede basılan ve okurların büyük ilgisiyle karşılaşan şiir kitabı “Dağların Şarkıları” geçtiğimiz günlerde Aryen Yayınları tarafından yeniden basılarak şiirseverlerle buluştu. Kitabın önceki baskısı, yazar ve şairin diğer tüm kitapları gibi yasaklanarak toplatılmıştı.

Yoldaşlık ve dağ
“Dağların Şarkıları,” dağların yüreğinden bir çığ gibi kopup gelmiş can yakıcı efsunî ezgileri büyük bir orkestra eşliğinde, hiç alışılmadık bir biçimde fısıldıyor kulağımıza. Bütün edebi eserler gibi ilk dizesinden belli ediyor kendisini ve iki dizelik ilk şiirceden anlıyoruz ki hemen, okuduğumuz bir şiir kitabı değil, dağda yoldaş olmanın ve birlikte hakikatin peşinde koşmanın edebi bir manifestosudur.
Çadırcı’nın şiirlerini yazarken beslendiği en önemli kaynak Kürt Özgürlük Mücadelesi’dir. “Dağların Şarkıları”nı oluşturan şiirlerde belirgin olan temalar yoldaşlık ve dağ yaşamıdır ve arka planında derin bir tarih ve felsefe bilinci ile mücadeleye güçlü bir inanç ve büyük bir bağlılık vardır. Anlam ve derinlik olarak dağın acısı, hüznü, umudu ve direnişiyle yoğrulmuştur tüm şiirler ve ardı sıra, damağınızda estetik bir tat bıraka bıraka, bazen durgun, bazen de deli bir ırmak gibi köpüre köpüre akıyor. Ve neredeyse her şiirde Kürdün kabuk tutmayan yaralarının derin izleri vardır;
“Zamanımız yoktu
eğilip
iki damla gözyaşı bile dökemedik
her saat başı yanıbaşımızda düşen
o genç insanların geniş alınlarına
vurduk
dört nala giden atlar gibi
vurduk geçtik yanlarından
o çıplak göğüslerini
rüzgâra bırakarak...”
Bestler’de kardelen olmak
Dağ ve gerilla edebiyatının öncüsü Çadırcı, dağın tüm gerçekliğini bütün çıplaklığıyla seriyor gözler önüne. Dağların dipsiz uçurumlarından, sarp kayalarından, derin vadilerinden sesleniyor bize. Bazen kendinizi bir dağın zirvesinde özgürlük halayında, bazen derin vadilerde çığ altında buluyor ve mücadeleye daha bir sıkı sarılıyorsunuz;
“Biz
karlı dağlarda kışın vurulduk ve
kar tipileriyle derin vadilere taşındık
şu vadiler dolusu karların altından
çıkmak için, baharı bekliyoruz.
Baharda, Bestler dolusu kardelen olup çıkacağız biz...”
Çadırcı’nın özgürlük savaşçılarının ağzında kutsal bir ayet gibi dolaşan “Benevok Çiçekleri” adlı şiiri gerillalarca o kadar çok beğenilir ki, Kürdistan dağlarında hep boynu bükük yaşayan ve “ağlayan lale” olarak bilinen çiçeğe dağın çocukları onu teselli etmek istercesine “Benevok” ismini takar;
“Gittiler
güneşi avuçlarında eritenler
güneşe giden yolu yürekleriyle
döşemeye
geride bekleyen hazin bir ulusu
güneşe taşımaya gittiler...”
İflah olmaz bir arayışçı
Çadırcı ne bir aziz, ne de bir derviştir. Sıradan bir şair hiç değildir. Kendisini batılın bütün zerrelerinden arındırmış iflah olmaz bir hakikat arayışçısıdır O ve hakikat, onun yüzyılların sabrıyla damıtılmış şiirlerinde yüzümüze mukaddes bir ışık gibi çarpıyor;
“Mezar taşına
kitabe diye koymam
koymam muhammed’in el yazması ayetlerini
her zirvede bir beytini katan
gerillanın aşk türküsünü yazarım…”
Ardından, kutsal bir vasiyet gibi ekliyor;
“Bırakın
mermer taşı mezar yapmayın bize
o kaya gibi yüreklerimizle
ancak şu dağ parçalarına sığarız biz...”
Dağlar ölüm yeri değil, yeniden doğuşun, bir halkın dirilişinin simgesidir. Gılgameş’ın, Lokman Hekim’in ve daha nicelerinin delice aradığı ölümsüzlük saklıdır dağların bağrında ve bu gerçeği; “Ölmek içim yaşarken siz / yaşamak için ölürüm ben!” diyerek dile getirir gerilla şair.
Savaşı şiir gibi yazmak
Çadırcı’nın her dizesinde karşı konulamaz bir çağrı vardır köylerde, kentlerde ve “büyük”şehirlerde hakikatin peşinde şaşmadan ilerleyenlere;
“Bizimkiler
savaşı
şiir gibi yazarlar dağlarda
sevgiyi
nefretten
bal gibi süzerler
dağlarda...”
“Dağların Şarkıları” tılsımlıdır aynı zamanda; zira her bir dizesi, yüreği Kürdistan için çarpan bir dağlının yüreğinden koparak gelmiştir: Bana diyorlar ki;
şiirlerin neden ağlıyor?
Neden ağlamasın ki?
Ülkemde şehirler ağlıyor
Ülkemde nehirler ağlıyor
Ülkemde nergisler ağlıyor!..
Duyun duyun bu sesleri!
Her tarafta kurşunlanmış cesetler…
Bana diyorlar ki;
şiirlerin neden ağlıyor?
Neden ağlamasın ki?
Ağzımda mezarlar inliyor!
Ağzımda mezarlar inliyor!!
Ağzımda mezarlar inliyor!!!”
“Dağların Şarkıları”nı okuyun mutlaka...
Künye: Dağların Şarkıları,
A. Rahman Çadırcı,
Aryen Yayınları
Avrupa baskısı: Mezopotamya Yayınları