Kudüs sorunu her şeyden önce İbrahim’i dinlerin geçmişi eskilere dayanan krizinin bir sonucudur. Bir tek Allah’a inanan ve peygamberler geleneği bir olan dinlerin içine düştükleri fakat çözemedikleri kriz, bir süredir milliyetçiler tarafından derinleştiriliyor. Trump’ın açıklamasını dini hassasiyetlere ulus devletin milliyetçi müdahalesi olarak okumak daha doğru olacaktır. 

Ulus devletlerin din anlayışları ile bu sorun asla çözülemez. Netanyahu gibi milliyetçi Yahudilik ve ya Erdoğan gibi faşist Müslümanlık ne fark eder? Dine dayalı milliyetçilik aynı zihniyet ve inancı paylaşsa da kendisi gibi olmayanı günahkar ve yanlış görür. Müslümanlar ve ya Yahudiler bu zihniyetle yönetildikçe Kudüs’ün kime ait olduğunun dinen ve ahlaken anlamı birdir. Milliyetçiler ve din istismarcıları ortak kutsalları kardeşçe paylaşmak yerine illede benim olacak diyerek diğerine yasaklar. Bu da kapitalist benciliğin, çıkarcılığın ve mülkiyetçiliğin dini söylemle dile gelmesidir. 

Kudüs Yahudilerindir diyenler ile Kudüs Müslümanlarındır diyenler aynı kişilerdir. İkisinin de dini-imanı birdir. Bunlar dindar değil, kutsalları iktidar için malzeme yapanlardır. Dinler arası düşmanlıktan din çıkartanlardır. Bunun için Kudüs mevcut zihniyetiyle kimin olursa olsun asla fark etmeyecektir. En başta Mümin Müslümanların bunu bilmesi hayırlara vesile olacaktır. Demokrat ve seküler Yahudiler bunu çok iyi bildiği için “hırsız Netanyahu istifa” çağrısı yapmaktadır. Siyonist milliyetçi Yahudiler ile TC ve İran Hizbullahçıları, El-Kaide ve İhvancı çizgideki Müslümanlarsa aynı şeyleri kendi dilinden ve dini söylemleriyle süsleyerek dile getirmeye devam ediyorlar. 

Bu tuzak ve aldatma altında tam olarak ne yatıyor bilmiyoruz. Erdoğan ve Netanyahu ikilisinin hırsızlıklarının belgelerle ortaya döküldüğü, Trump’ın Rusya ilişkileri nedeniyle koltuğunun tehlikeye düştüğü bir dönemde Kudüs gündemi bu iki hırsızın ve emlakçının işine yaradı. 

Bir de dini hassasiyetiyle bu gelişmeye bakan Kürtler var tabi. Bana göre Kürtlerin İslami hassasiyet ile Kudüs meselesinde tavır almaları dini olmaz. İslam, Kürtlerin Kudüs’e sahip çıkmasını kabul etmez diye düşünüyorum. Bunun için kişi olarak geçen Cuma Amed Ulu Cami avlusundaki açıklamayı bir münafığın Kürtleri aldatması olarak okunmalıdır diyorum. Evet Ulu Camiden bir münafığın sesi yükseldi. Çünkü;

Hem dini hem de siyasi olarak Kürtlerin statüsü Filistinlilerden daha kötü bir durumdadır. İsrail devleti Filistinlilerin dilini ve dinini yasaklamamıştır. İsrail devleti parlamentosunda Arapların kendi dilinde ve kimliğinde siyaset yapan partileri vardır. Filistin halk kimliği dünyada tanınıyor. Devlet olarak BM de gözlemcidir. Kürtlerin Filistinlilerin sahip olduğu bu hakların benzerlerini talep etmesi Müslüman bir devletin katliamları ile yanıtlanıyor. Dolayısıyla İslam’a göre kesinlikle İsrail TC den daha kolay af edilebilecek bir yerdedir. 

Kur’an, tüm varlıkları ve insana ait değerleri ve en başta da kavimlerin dilini ve kimliğini Allah’ın ayetleridir şeklinde tanımlamıştır. Allah’ın Kürtlere verdiklerini ben Müslümanın diyenler inkar ediyor. Kur’an’a göre bu ayetlerin inkarıdır. İslam dinine göre ayetler kelamullah, yani tartışmasız gerçek ve hakikattir. Aynı kutsal kitap “gerçeği inkar eden zalimdir” diyor. Zalimlerin yeri cehennemdir diye buyuruyor. Kürtleri bir halk olarak resmi kabul etmeyen ve onu yaşamaktan bilerek kaçan İslamcı deyimin en hafifi ile münafık oluyor. Münafık dini değerleri sahiplenemez. Sahiplenirse de kendi çıkarı için sahiplenmiş bir yalancıdan ötesi olamıyor. 

8 aralık Cuma günü başta Arap kanalları olmak üzere neredeyse tüm Müslüman ülkelerin TV kanallarını takip etmeye çalıştım. Hepsinde ABD başkanına ve İsrail devletine tepkiler ve uyarılar vardı. Her halk kendi dilinde açıklamasını yaptı, sloganlarını attı. Sadece ve sadece Amed Ulu Cami de toplananlara konuşan münafık adam kendi halkının diliyle konuşmadı. Yani yaklaşık bir buçuk milyar Müslümanın hepsi kendi dilinde tepki verdi. Kiliseden camiye dönüştürülmüş bir yerde “biz Selahaddin’in torunlarıyız” iddiasında bulunanlar, Allah’ın kendilerine verdikleri dili inkar ederek bunu yapmadı. Bu açık Allah’ı inkardır. Kürtlerin durumu ortadayken Kudüs için Kürtlere çağrı yapanlar inkarcılardır. İkincisi O münafık Kudüs davasında Erdoğan’a destek olacağını söyleyerek açıklamasını bitirdi. Peki Ulu Caminin yanı başındaki Dört Ayaklı Minareyi, Kurşunlu Camiyi, şehitliklerdeki cami ve Cemxaneleri yakan ve yıkan Erdoğan değil miydi? Askerlerinin göğsüne Enfal suresinden ayet yazdırıp Sûr’u ve diğer Kürt kentlerini tıpkı Şaron gibi yok eden bu adam değil miydi? Ulu Camide konuşan münafık! Sabra ve Şatilla ile Cizre bodrumları arasında tek bir farkı söyle de sana inanalım. Sen Erdoğan’a destek çıkarak Ariel Şaron’a destek oldun. İkisini de onayladın.

Kürtlere Kudüs için çağrı yapanlara sorum şu; Siz Kürtler katledilirken neredeydiniz? Müslümanlığınızı Trump mı aklınıza getirdi? Müslüman ayrım yapmaz. İslami olmak adaletli olmaktır. Adil Allah’ın adıdır. Adaletli olmayan her kim olursa olsun dinen Müslüman olamaz. Kürt iseniz önce Kürt olarak Müslüman olun. Katil bir adama destek olunarak Kudüs’e sahip çıkan katilin suçlarına ortaktır. Zulme sesiz kalan dilsiz şeytandır. Destek olup yanında yer alan zalimin kendisidir. 

O konuşmayı yapanı tanımıyorum. Hizbullahçıysa, geçmişten tek bir ders almamış ve muhtemelen İran ve TC derin devletlerinin yeni derin işleri için görev talep etti. Yok eğer başka bir guruptansa Kürtleri günaha çekmek isteyen bir yalancıdır. Ya da Türk Özel Harp dairesinin her hangi bir elemanı mıdır? 

Kimliği yasaklı, kendi ana dilinde ibadet edemeyen, dini tüm hizmetleri MİT ve Polis tarafından kontrol altında tutulan, adları ve kutsal mekanlarının isimleri değiştirilmiş, her gün camilerde kedilerine küfreden imamların arkasında namaz kılmaya zorlanan bir halk, önce Müslümanlığın gereklerini kendisi için yerine getirmelidir. Dini hassasiyeti önde olan demokrat Kürt Müslümanlar, mümin olarak bu çelişkiyi görerek tavır almalıdır. 

Kudüs tüm dinlerin kutsalıdır. Siyasi başkent olmamalıdır. Kürtlerin bu sözleri söyleme hakkı dünyadaki diğer tüm Müslüman halklar gibi halk kimliklerinin tanınmasıyla mümkün olur. Kimliği olmayan başkasını kurtaramaz. 

Kürtler PKK ile Filistin davasında İsrail’e karşı ondan fazla şehit ve bir o kadar yaralı ve esir vererek tavrını ortaya koymuştur. Melun, münkir ve münafıkların artık mümin Kürtler içinde yeri yoktur ve olmamalıdır.

Sonuç olarak Müslüman Kürtlere çağrım ve önerim şudur; Kudüs’e destek MİT ve Polisin kontrolündeki camilerde namaz kılmamayla başlar. Unutmayın ki İsrail’in en büyük destekçisi TC’dir.