Üzerinden geçen 14 aya rağmen, TBMM çatısı altında kurulan Uludere alt komisyonunun raporu yeni bir “fasafiso” durumudur. Olayın kendisi vicdanlarda böyle tanımlanamayacağına göre bu tanımlamanın altına imza atanlar, tarih ve toplum önünde “fasafiso” pozisyonuna razı olmuşlardır.
“Kasıt yok, sorumlu yok” cümlesi ile özetlenebilen bir raporu yazmak için 14 ay çalışmak elbette ayrı bir taktir konusu.
34 kişinin katledilmesini bu anlayışla değerlendiren bir siyasi iradenin, çözüm sürecinde yaşanabilecek provokasyonlara karşı bir tedbir geliştirmesi söz konusu olabilir mi?
Bu rapor komisyondan bu haili ile çıktığında, sadece komisyon üyelerini değil temsil ettikleri siyasi iradeyi bağlayacaktır. Türkiye parlamenter düzeninde özellikle grup ve parti disiplini kavramına yüklenen anlam, liderlerin belirleyici gücü bu dikkate alınarak değerlendirme yapılmalıdır. Tek başına böyle bir raporun onaylanması bile, çözüm iradesinin ne kadar zayıf olduğunu, niyetin ne kadar sorunlu olduğunu göstermeye yeter.
Türkiye demokrasi ve insan hakları fotoğrafında silinmeyecek düzeyde iz bırakacak bir vakadan bahsediyoruz. Cezasızlığın siyasi irade tarafından da onaylanması, aslında sorunların hala sistematik ve yapısal boyutta olduğunun göstergesidir.
Roboskî’de analar ağlamaya devam ederken, ne geçmişle yüzleşmenin ne tarihi hesaplaşmanın inandırıcılığı olamaz.
Bu rapora imza atanlar göğüslerini siper etmiş ve arkalarındaki iradeyi korumayı tercih etmişlerdir. Bu fedakarlığın bir karşılığı olabilir elbette. İnsanlık vicdanında “yalancı şahitlik” damgasını yemeyi göze aldıktan sonra hangi ödül siyasetçileri onurlandırabilir? Milletvekilliğini gelecek dönemde de devam ettirmek, hatta ilerde daha üst mevkilerde görevlendirmeyi hak etmek gibi mükafatlar dahil hiçbir pozisyon böyle bir zillete ortak olmayı meşrulaştıramaz.
Hele geçmişte insan hakları savunuculuğu yapmış isimlerin devleti koruma adına bu sabıkayı sicillerine yazdırmayı göze almaları, Türkiye siyaset ahlakı açısından da endişe vericidir.
Uludere fasafiso mu?
Türkiye’yi 28 Şubat ortamına sürükleyen en önemli dönemeçlerden birisi Susurluk olayına verilen “fasafiso” tepkisi idi. Devlet içindeki yapılanmaları ciddiye almayanların, sonra mağdur durumuna düşmelerinden şikayetçi olmaları çok anlam ifade etmez.