Öyle dönemler var ki; halkların tarihsel, toplumsal, askeri, siyasal, diplomatik bütünlüğünü ve birliğini istemin dışında zorunlu kılar. Kısacası tarih emreder. “Ya özgürce yaşayacaksın ya da yok olacaksın” noktasıdır bu.
Kürt halkını dört bin yıllık kolonileştirme ve son iki yüzyıllık en kirli soykırım çabaları içerisinde olan güçler bu emellerini her anlamda yürütme çabalarından bir adım geri durmadılar. Kürtlerin ortak coğrafyalarını parçaladılar. Kardeş ile kardeşi, ana ile oğulu tel örgüler ve duvarlarla birbirine hasret kılan bir barbarlıkla parçaladılar. Kendi kirli siyasetleri ve ekonomik çıkarları uğruna yaşatmadıkları katliamlar kalmadı. Kürt halkı içinde kalmak zorunda bırakıldığı ülkelerin yönetimlerinin en ucube politika ve siyasetlerine kurbanı edilmeye çalışıldı. Sürgünler, zindanlar, idamlar hep başında sallandırıldı. Başını kaldıran tarihte eşi benzeri görülmeyen yaptırımlara layık görüldü. Bu da yetmezmiş gibi işbirlikçi, hain güç ve kesimler de bu kirli siyasette en ucuz malzeme olarak kendilerini sunmaktan bir an bile tereddüt etmemiş, kendi halklarını en kanserli uru haline getirmişlerdir. Dolayısıyla emperyalist güçlerin ve yerel devletlerin elinde hep bir tuzak olarak kullanılmışlardır. En pis işler bu insanlık garebetlerine verilmiştir. Ve Kürt halkı beden ve ruh olarak ne kadar çabalasa da bu hastalık üreten urun bünyede yaratığı olumsuzluk nedeniyle hep tökezlemiş kendi özünü, demokratik taleplerini ve en önemlisi de birliğini sağlayamamış, ortalık yerde kurbanlık bir pozisyonda bırakılmıştır.
Bu açılımı şu nedenle yaptım. Tüm Kürdistan parçalarında toplumun ortak talebi en acilinden ortak birlik istemi ve ihtiyacıdır. Bu nedenle başta sanatçı ve aydınlarımızın başlattığı ve inanıyorum ki giderek gelişecek olan ulusal birlik çağrıları ve yürüyüşleridir. Toplumun her kesimi artık bu parçalanmışlığı, acıları, zulümleri kadermiş gibi hep yaşamaya dur dediği tarihsel bir emirdir.
Kürt halkı 20’inci yüzyılda en alçakçasından kaybettirilen bir geleceğin içinde yer aldı. Parçalandı. Dağıtıldı. 21’inci yüzyıl böyle olamayacağı ilk çeyreğinde kendini gösterdi. Yarım bırakılan Kürt halkının yok edilmesi TC’nin önderliğinde DAİŞ’in taşeronluğunda kökten sökülmeye, katliamla yok edilme Kürt coğrafyasında devreye girdi.
TC ve onun uluslararası emperyalist güçlerle olan yaşamsal bağı, ülkeyi en karanlık dehlizlere iterek gelecek açısından en korkunç hesaplaşmaları halklar bağlamında tohumunu ekti. Buna en güçlü desteği veren de Kürtlerin ulusal birliği yaratmasını engelleyen yada önünde düşman politikalarını yürüten Kürtlerin işbirlikçi kesimleridir.
Son süreçlerde Güney Kürdistan’ın Kelar, Germiyan mıntıkalarına DAİŞ’in saldırması tesadüf mü yoksa bilinçlice mi? Irak-Kürdistan sınırında bu durumların açığa çıkması ve peşmergelerin öldürülmelerine ne demeli? Hiç şüphe yok ki çok bilinçlice seçilen bir alan. Özünde Barzani hükümetini tamamıyla kapana kısma, TC‘ye kayıtsız şartsız teslimiyet oyunu değil de nedir? Yüzyıllardır sürdürülen kirli oyun devrededir, bunu yapana da uluslararası güçlerle TC’nin kendisidir. Kerkük, Musul ve Tilefar hattını kontrol etme ve giderek zaten elinde oyuncak konumuna gelmiş bir Güney Kürdistan yönetimini tamamıyla ele geçirmektir. Artık bunları görmesi gereken bir düzeyi yakalamıyorsa Federe Kürdistan Yönetimi, mevcut haliyle elindekini de kaybetmeyle karşı karşıya kalacaktır. Elzem olan dışarıya kendisini teslim etmek değil kendi ulusal birliğini oluşturarak bölgede ciddi bir irade olmasını bilmektir.
Kürtler tarihsel ve toplumsal gerçeklikleri temelinde yaşadıkları acıları artık bir kazanıma dönüştürmek zorundadır. Nereye kadar sürecek Kürt işbirlikçi kesimin Kürt halkının özlem ve umutlarını ucuza pazarlama ve satma yaklaşımlarına sesiz kalmak ya da kendini onun güdümüne sokmak!
Gerek Kobanê direnişi, gerek Efrîn işgali gerek Serêkaniyê ve Girê Spî işgalleri; parçalanmış, yok edilmeye bırakılmış bir halkın ruhsal anlamda dikenli tellere, soykırım katliam ve birbirinden suni anlamda koparılmalarına rağmen, beyinleri ve yüreklerini hiç kopmadığı ve aslında Kürt halkı nezdinde bir olduğu gerçeğini en çarpıcı bir biçimde açığa çıkarmıştır.
Ulusal birlik temelinde tarihsel sorumluluğu yerine getirmeyen parti, kesim, güç yada adına ne denilirse denilsin taraflar tarihin en lanetli sayfalarında yerlerini alacakları kesindir. Bu saatten sonra hiçbir gerekçe ulusal birlik önünde engel olamaz. İster kendini büyük gören yada bir şey sanan kim olursa olsun eğer ulusal birliğe gelmiyorsa onlara rağmen yapmak ve tarihin yüklediği onurlu duruşu yerine getirmek en değerli çalışma olacaktır. Gelmeyenlerde çok fazla ısrar çözüm getirmez, çünkü gelmeyenler yerel ve uluslararası güçlerin dün olduğu gibi bu günde çalak yalayıcıları olduklarını bir kez daha ispat edeceklerdir. Kendi iradeleri yoktur. Söz söyleme hakları da yoktur. Bunu aşarak ulusal bütünlüğü her renk ve seslerin çeşitliliğinde geliştirmek makus talihi yırtarak toplumun emrettiği görevi yerine getirerek tarih yazmaktır.
Ulusal birlik çalışmaları dünya, bölge, Ortadoğu ve Kürdistan somutunda yaşanan birçok soruna, çözümsüzlüğe en anlamı özgür, demokratik ve eşit bir düzeyi açığa çıkararak çözen ve geliştiren bir yapı ortaya koyacaktır. Kürtler herşeye rağmen bu günlere geldi. Rojava Devrimi nasıl yaşanması gerektiğini açığa çıkara halkların demokrasi ve özgürlük alanı oldu. Bunu sahiplenmemek, ona değer biçmemek en basitinden kör ve sağır olmaktır.
Ulusal birlik çalışmalarını her anlamda ısrarla ve sürdürmek bu birliğin içinde yer alacak olan güçlerle Kürt halkının iradesini temsil etmek, ortak savunmadan ortak siyaset ve diplomasiye kadar ortak devletlerde birliği oluşturmak dünya halklarının da umut kapısıdır. Serêkaniyê direnişinde bu en çarpıcı bir biçimde açığa çıkmıştır.
Bunu görmeyenler, anlamayanlar kaybetmeye mahkûm, tarihin lanetliğiyle ödüllendirileceklerdir. Bunu görerek birlik çalışmasını yürütenler başta Kürt halkı olmak üzere insanlığın bölgemizdeki umutla beklediği demokratik özgür yaşam özlemini inşa edeceklerdir.
Onuruna ve özgürlüğüne düşkün Kürt halkının kazanımlarını güçlendirmek ve geliştirmek hiç şüphe yok ki direnişle gelişir ve kökleşir. Bu tarihsel aralıkta Ulusal Kongre ve ulusal birlik çalışmaları en anlamlı çalışmadır. Her şeye rağmen sonuç alması gereken bir dönemeçte bulunmaktayız. 20’nci yüzyılda kaybettirilen ve parçalatılan bir halk gerçekliği ortaya çıkmıştı. Çıkarılan dersler ve yaratılacak bir özverili duruşla 21’inci yüzyıl Kürt halkı şahsında halkların özgürlük ve barış yüzyılı olacaktır. Bunu gerçekleştirmek Kürt siyasetini yürütenlerin ortak çabasında yatmaktadır. Zaman ve mekan bunu emretmektedir. Yapmamak, bu konuda çaba harcamamak, halk vicdanında en gerekli cevabı alacaktır. Parçalar özgülünde birlik sağlanarak ondan sonra diğer parçalarla ortak birlikler mi oluşturulur? Tüm parçalardaki örgüt ve siyasetlerle ortak bir anlayış geliştirerek ulusal birlik çaltısı mı yaratılır? Elbette yol ve yöntemleri zenginleştirilebilir. Ama hangi yöntem ve tutumla olursa olsun Ulusal birliği “Ya başaracağız ya başaracağız” şiarı ile ele almalıyız. Toplumun gelmiş olduğu arif ve ön açıcı talebine cevap olmamak yeniden yaşanan acıların kat be kat fazlasını yaşamaktan geçer. Ve bunu artık ne tarih, ne toplum ne de ahlak ve vicdanı olanlar kabul edebilir. Hesabı çok ağır olur.