PKK Yürütme komitesi Üyesi Murat Karayılan, böylesi bir dönemde Kürtlerin ulusal birliğinin çok önemli olduğunun altını çizerek, ulusal birlik çalışmalarını üstlenecek bağımsız bir komisyon ve 2013’teki programının sürdürülmesi önerilerinde bulundu.
Kuşkusuz siyasi, diplomatik, toplumsal ve askeri alanda yaratıcı, sonuç alıcı bir mücadeleye ihtiyaç olduğunu, bunlar yapıldığında hiçbir şeyden korkmaya gerek kalmayacağını ve ileri gidilebileceğini belirten PKK Yürütme Komitesi Üyesi Murat Karayılan, BM, NATO, ABD ve Rusya’nın, hem Türkiye-DAİŞ ilişkisini görmezden gelmesini hem de Türk devletinin işgal ve soykırımı siyasetini mazur görmesini eleştirdi. Karayılan, ”Bölge devletleri Kürtlere yüz yıldır zulmediyor ama dünya duymadı. Bugün artık Kürt halkının, Kürdistan’ın sesi tüm dünyaya ulaşıyor. Ne kadar uluslararasılaşırsa o kadar Kürtlerin lehine olur” dedi.
PKK Yürütme Komitesi Üyesi Murat Karayılan, Stêrk TV’de Özel Program’a konuk oldu ve Serdar Yektaş’ın sorularını yanıtladı.
1 Kasım Dünya Kobanê Günü ve 2 Kasım Dünya Rojava Günü’nde ilk kez bu düzeyde, milyonlarca insanın Kürt halkının özgürlük mücadelesini sahiplendiğini belirten Karayılan, bunun yeni bir durum olduğunu söyledi. Bu süreçte Kürdistan halkının ulusal duygularının daha fazla geliştiğini, tüm Kürdistan’da büyük bir sahiplenme olduğunu kaydeden Karayılan, özellikle de Güney Kürdistan halkı bunda çok daha fazla rol oynadığını; Kobanê Direnişi döneminde Kuzey Kürdistan halkının, şimdi de Güney Kürdistan halkının bu sahiplenmeye öncülük ettiğini ifade etti.
Sürdüremeyeceklerini gördüler
Kuzey-Doğu Suriye’deki Arap, Asuri-Süryani ve Kürt halkının bir olup kenetlendiğini, birbirini yalnız bırakmadığını; hem savaşçılar, hem aşiretler hem de bütün halkın bu işgalci saldırıya karşı anlamlı bir duruş sergilediğini hatırlatan Karayılan, şöyle devam etti: ”Bunların tümü büyük bir etkiye yol açtı. Bir de Trump ve Erdoğan’ın hiç tahmin etmediği düzeyde tepki gelişti ve bu direniş sahiplendi. Sadece Kürtler tarafından değil, dünyanın dört bir tarafından, Amerika’nın kendi içinden, Amerika Kongresi’nden, çeşitli devlet sistemlerinden, Arap Birliği’nden, Avrupa Birliği’nden, Amerika, Avrupa ve birçok ülkenin işçilerinden, emekçilerinden, çiftçilerinden sahiplenme tutumu gelişti. Bunlar eğer bu şekilde devam ederlerse oy kaybedeceklerini gördüler. Bu yüzden de Trump halkın tepkisiyle karşılaştı, sıkıştı. ‘Kürtlere ihanet ettiniz, Kürtleri yalnız bıraktınız, Kürtler tüm dünya için savaştı ama siz Kürtleri Türk devletine hedef yaptınız’ denilerek ciddi eleştirilerle yüz yüze kaldı. Bu eleştiriler bizzat kendi sistemleri içinden gelişti. Bu nedenlerden dolayı bu süreci sonuca götüremeyeceklerini anladılar. Büyük ve kapsamlı bir komplo geliştirmek istediler ama bunun zemininin olmadığını da gördüler.
Kürt halkının geliştirdiği direniş, yürüttüğü yol-yöntemler, özellikle de son 7-8 yılda Ortadoğu’da El Nusra, DAİŞ ve her türden gericiliğe karşı yürüttüğü mücadele ve savaş dünya kamuoyunu oldukça etkiledi. Bu yüzden de dünya kamuoyu Kürt halkına sahip çıktı. Kamuoyu çok büyük bir destek verip sahiplenince bu sefer, “gelin, anlaşalım” dediler. Amerika ve Türklerin yaptıkları anlaşmada Kürtlerin yararına hiçbir şey yoktur. ‘Ateşkes olsun’ dediler, QSD de sadece ateşkesi kabul etti ama ateş kesilmemiştir ve savaş devam ediyor. Bu anlaşmayla aslında kendi durumlarını kurtarmak; dünya kamuoyuna ‘biz de Kürtlere sahip çıkıyoruz’ mesajı vermek istediler. Zaten şimdi sözüm ona hepsi Kürtleri sahiplenme, koruma çabasına girişmiş durumda.
İlk aşamada başaramadılar
Amerika’dan sonra Rusya da T.C. ile anlaşma yaptı.
O anlaşmaların esas sebebi kendi çıkarlarını daha fazla koruma amaçlı olmasına rağmen “bu anlaşmayla Kürtleri korumak istiyoruz” diyorlar. Gerçekte oradaki demokratik sistemi ortadan kaldırmak istiyorlar.
T.C. ise halen kendi bildiğinde ısrar ediyor. T.C.’nin bu istemi, amacı şimdiye kadar gerçekleşmedi.
QSD’nin, halkımızın sergilediği direniş, dünya kamuoyunun gösterdiği sahiplenme tutumu ve kalleşliğe olan tepkisi bu komplocuların amaçlarına ulaşmasını engelledi. Fakat bu süreç halen devam ediyor, sona ermiş değildir. Şimdiye kadar olanlar için ilk aşama diyebiliriz ama devamı gelecektir.
Belki Girê Spî ve Serêkaniyê işgalciler tarafından işgal edildi ama Kürt halkı ve Kuzey-Doğu Suriye halkı tüm dünyanın sevgisini ve sempatisini kazandı, büyük bir destek aldı. Siyasi, askeri ve toplumsal direniş halen devam ediyor. Kuzey-Doğu Suriye’deki durum ve yaşananlar gösteriyor ki, dimdik ayaktadırlar, işgalcilerin planı başarıya ulaşmamıştır ve esasen halklar kazanmıştır. Başarısız olan onlardır. Kuşkusuz direniş bu temelde devam edecektir. Mevcut durum budur.
Artık dünya Kürtleri duyuyor
Bir taraftan Amerika, bir taraftan Rusya’nın anlaşmalar yapması da gösteriyor ki plan büyüktür. Çünkü bu dünyadaki en büyük güçler de bu işin içindedir. Kuzey-Doğu Suriye güçlerinin de yürüttükleri bir siyaset var. Rusya’nın alana gelmesi, Suriye devlet güçlerinin gelmesi, Amerika’nın gitmesi ve sonradan yine gelmesi, Kürt sorununu çok daha fazla uluslararası, devletlerarası bir düzeye getirmiştir. Zaten Kürt sorunu uluslararası bir sorundur. Uluslararası arası bir anlaşma olan Lozan Antlaşması sonucunda Kürdistan dört parçaya bölünüp inkar edilmiştir. Bunu örtbas ediyorlar. Bölge devletleri kendi aralarında Kürtlere yüz yıldır zulmediyor, vahşet yürütüyor ama dünya Kürtlerin sesini şimdiye kadar duymadı. Fakat bugün Kürt halkının, Kürdistan’ın sesi tüm dünyaya ulaşıyor. Eğer bugün dünya güçleri Rojava’ya gelmek durumunda kalıyorsa bunun çok fazla bir zararı olmaz. Kürt sorunu, ne kadar uluslararasılaşırsa o kadar Kürtlerin lehine olur.
Kürtlerin davası meşrudur
Çünkü Kürt halkının varlık sorunu, meşru bir davadır. Kürt halkının Kürdistan’ın dört parçasında talep ettiği şeylerin tümü meşrudur. Dünyanın birçok yerinde bu mesele çoktan halloldu. Amerika’da, Rusya’da, Avrupa’da bunlar çoktan çözüme kavuştu. Halkların, ulusların dil hakkı, kültür hakkı ve kendi kendini yönetme hakkı en doğal haklardır. Her ulusun en tabii hakkıdır. Kürt halkı da bu meşru hakkını talep etmektedir. Lakin Kürt halkının bu haklı talebine ‘terör’ denilmekte, üzerine şiddetle gidilmekte ve bu da Kürdistan’da büyük trajedilere yol açmaktadır. Kürt sorunu, ne kadar uluslararasılaşırsa Kürtlerin bunda bir zararı olmaz. Kuşkusuz siyasi, diplomatik, toplumsal ve askeri alanda yaratıcı, sonuç alıcı bir mücadeleye ihtiyaç vardır. Eğer bunlar olursa hiçbir şeyden korkmaya gerek yoktur ve ileri gidilebilir.
Parti çıkarları bırakılmalı
Halkımızın en önemli ve temel sorunu ulusal birlik konusudur. Bu konuda şimdiye kadar birçok şey söylendi. Eskiden Kürdistan’da birçok lehçe, mezhep, din vardı, bunun sonucunda Kürt halkı bir parçalanmayı yaşadı. Sonra partiler gelişti ve aynı tarz partilerde de sürmektedir. Bunun temelinde yatan esas neden partilerin ulusal çıkarlar yerine partisel çıkarlarını esas almasıdır. Oysa partisel çıkarlardan önce ulusal çıkarların esas alınması gerekiyor. Özellikle de Türk devletinin Rojava’ya dönük işgal saldırısının olduğu bu günlerde Türk devletinin Yeni Osmanlı kurma, Misak-ı Milli sınırının tümünü işgal etme, Türkiye’yi genişletme temelinde Irak, Suriye, Libya ve en çok da Kürdistan üzerinde somut hesapları vardır.
Ortak strateji olmalı
Son 4 yılda yaşananlar PKK olarak bizim söylediklerimizi doğruladı. Türk devletinin başına gelen bu yeni iktidar farklıdır, İttihat Terakki siyasetini esas almaktadır ve Kürt halkının tüm kazanımlarını hedeflemektedir. Bu artık netleşmiştir. Bu soykırım siyaseti karşısında Kürt halkının da ortak bir stratejisi olmalıdır. Dünya alem fikirleri ne kadar farklı olsa da bir araya gelebilmektedir. Dünyada birbirine en karşıt olan iki güç Rusya ve Amerika’dır ama birçok kez onlar bile bir araya gelip birlikte iş yapabilmekteler.
Birlikte batar ya da kazanırız
Kürtler olarak hepimiz aynı gemideyiz. Batarsak hep birlikte batarız, kazanırsak hep birlikte kazanırız. Ama buna rağmen ulusal birliğimizin gerçekleşmeyişinin hiçbir izahı yoktur. Özellikle bu dönemde önemli bir fırsat vardır. Rojavayê Kurdistan şahsında, orada direnen değerli direnişçiler sayesinde bugün Kürt halkının sesi tüm dünyaya ulaşmaktadır. Dünyadaki mevcut sistemin tümü bunun üzerinde durmaktadır. Bu önemli bir fırsattır. Eğer biz Kürtler ortak bir strateji ve siyaset geliştirirsek, Türk devletinin geliştirdiği yeni işgal dalgasını kırıma uğratırsak o zaman Kürt halkının kazanımları kalıcı hale gelir ve Kürt sorunu hal olma yoluna girer. O zaman Türkiye’de de Kürt sorununu çözmek zorunda kalırlar. Eğer böyle yapmazsak, parçalı bir duruş sergilersek, ortak bir siyasetle, çağdaş ve akilane bir stratejiyle bu soykırım konsepti karşısında durmazsak ve onlar kazanırsa gerçekten de Kürtlerin hiçbir şeyi kalmaz. Ortada hiçbir kazanımımız kalmaz. İşte görüyoruz, Kürt halkının Kuzey Kürdistan’daki kazanımlarına dönük açık bir saldırı var. Her gün halkımızın birkaç belediyesine el koyup gasp ediyorlar.
Güney Kürdistan’ın kazanımlarına da göz dikmiş durumdalar. Irak’ta yeni bir anayasa tartışması var. Türk devletinin bu bölge üzerinde hesapları vardır. Kerkük’ten ne kadar kişiyi götürüp eğittiği söyleniyor, Sünnileri örgütlemeye çalışıyor, DAİŞ ile ittifak halinde bu bölgelerde hazırlıklar içinde olması hesaplarının olduğunu gösteriyor. Tüm bunlar tehlikenin büyük olduğunu göstermektedir.
Bıçak kemiğe dayandı
Tüm Kürt parti liderlerine, kendini sorumlu görenlere çağrıda bulunmak istiyorum: Artık tehlikeyi görmeliyiz, bıçak gelip kemiğe dayandı. Eğer bu dönem aşılırsa o zaman Kürt halkı bugünkü gibi sesini her yere duyuramaz. Bugün Kürtlerin elinde büyük bir fırsat vardır. Kürt halkının haklı davası bugün dünya gündemindedir. Eğer ortak ve doğru bir siyasetimiz olursa bu soykırımcı sömürgeci faşist saldırı dalgasını bertaraf edip Kürtlerin önünü açabilir, halkımızın kazanımlarını kalıcı kılabiliriz. Bunun imkan ve zemini vardır. Eğer bunu gerçekleştirmezsek o zaman her şey elden gider. O yüzden bunu ciddiyetle ele almalı, üzerine düşünmeli ve önemle üzerinde durmalıyız.
Soykırım dalgası kırmalıyız
Hepimiz birlik olmalı ve bizi yok etmek isteyen bu soykırım dalgasını kırıp parçalamalıyız. Türk devletinin etkisi oldukça Kürtlerin Suriye Anayasası’nda yer almasına izin vermez. Zaten T.C.’nin esas amacı budur. Artık hakkaniyetli olmalıyız, hakikatleri görmeliyiz, kendimizi kandırmamalıyız. Çünkü gerçekler göz önündedir.
Bağımsız bir komisyon olsun
Tüm bunlardan dolayı ulusal birlik temelinde önemli bir adım atmalıyız. Şimdi mektup vb. şeylerin gidip geldiğini biliyorum. Bu temelde bir önerim vardır: Şimdi KNK var, KNK aracılığıyla Kürdistan’da tarafsızlığıyla tanınmış aydınlardan, yazarlardan, sanatçılardan bir komisyon oluşturulsun. O komisyon tüm Kürt partileriyle görüşmeler yapsın, herkesin ulusal birlik çizgisinde buluşmasını istesin. Her kim ki ulusal birlik çizgisine gelmezse onlar açıkça eleştirilsin ve onlara karşı tutum alınsın.
Hazır olan program sürsün
Şunu da öneriyorum: Ulusal birlik programı hazırdır. 2013 yılında geliştirilen ulusal birlik programı tam da son aşamaya gelmişken durduruldu. Eğer tüm taraflar o programı kabul ederse yeniden ve sıfırdan başlamaya gerek yoktur. Çünkü bir alt yapısı vardır ve o temelde bazı toplantılar yaparak bu süreci tamamlayabilirler. Esasen ulusal birliğin zemini vardır ama bunun için partiler ulusal çıkarları parti çıkarlarından üstün tutmalı, herkes mevcut tehlikeleri görmeli, sorumluca yaklaşmalı, fırsatları da hesaba katmalıdır. Ortak bir siyaset ve ulusal bir siyaset geliştirirsek sonuç almamızın imkanları vardır.
PKK fedakarlığa hazır
Güney Kürdistan’da 2017’de referandum süreci gelişti, bundan önemli dersler çıkarıldı, bir tecrübe oldu. Tüm devletler buna karşı çıktı. Fakat o zaman Kürt halkının arkasında şimdiki gibi dünya kamuoyu desteği yoktu. Kamuoyunun bu desteğini de arkamıza alarak Kürtler olarak bazı adımlar atabiliriz. Bunun imkanları vardır. Bu yüzden belirttiğim temelde tarafsız bir heyetin kurulması çağrısında bulunuyorum. Artık Kürt halkının parçalı olma sorunu aşılmalı ve ulusal birliğimizi kurabilmeliyiz. PKK olarak bu konuda üstümüze düşen her türlü fedakarlığı yapmaya hazırız.”
BEHDİNAN