
Asırlar boyu sömürgeci zulüm altında yaşamak zorunda bırakılan Kürdistan halkı, özgür yaşam savaşımında ilk defa sömürgeci boyunduruğu kırıp ulusal ve toplumsal parçalanmışlığı aşarak, varlığını koruma ve özgürlüğünü sağlama yönünde tarihi fırsatı yakalamış, öz iradesine dayalı kendi kendini yönetmeyi başarmıştır.
Yine tarihte ilk defa halkımız sömürgeciliğe karşı dört parça Kürdistan’da mücadele bütünselliğine ulaşmıştır. Sömürgeci devletler ise tarihin bu kavşağında ilk defa bu denli çelişki ve çatışma içerisinde olmuş, bu kadar ayrıksı durmuş ve farklı cephelerde yer almışlardır. Diğer bir tarihsel kazanım ise dört parça Kürdistan’da halkımız ve halklarımız aynı önderlik ve örgütlülük, aynı ideoloji ve felsefe etrafında ortak bir mücadele vererek zaferi bu denli içselleştirmiştir. Tarihte ilk defa Kürdistan halkı ülkemizde sömürgeciliği yargılama gücüne ulaşmıştır. Savaşarak, çok ağır bedeller ödeyerek kendini yeniden yaratan halkımız, her zamankinden daha fazla bu topraklarda demokratik toplum sistemini inşa etme doğrultusuna girmiş ve Rojava’da bunu layıkıyla başarmıştır. Sonuç itibariyle Kürdistan’da çok katı uygulanan sömürgecilik büyük darbeler almış, artık kendisini sürdüremez duruma gelmiştir. Geriye bu tarihsel perspektif doğrultusunda örgütlenmek ve mücadele etmek kalıyor.
Ulusal birlik kaybetmenin kapıları kapatılacak
Merkezinde ülkemiz Kürdistan’ın yer aldığı Üçüncü Dünya Savaşı’nın bütün yakıcılığıyla sürdüğü bu süreçte Kürt halkı için ulusal birlik yaşamsaldır. Kürdistan’daki savaşın kaderi ulusal birliğe bağlıdır. Kürt halkı bunu gerçekleştirmek zorundadır. Uluslararası koşullar büyük fırsatlar sunmaktadır. 20. yüzyılın konjonktürü dağılmış 21. yüzyılın konjonktürü ise henüz netleşmemiştir. Yeni konjonktürün istikameti ana hatlarıyla açığa çıkmıştır. Ve bu yeni konjonktürde Kürtler belirleyici bir pozisyondalar. Oluşmakta olan bu yeni konjonktürün kaderini ve kimliğini belirleyecek bir durumdalar. Fakat bu henüz tamamlanmış değildir. Eski konjonktürün devamında çıkarı olan politik odaklar da varlıklarını sürdürmekte ve hala etkin olabilmek için yoğun çaba içerisindedirler. Ancak ne sonuç almaları mümkündür ne de eski konumlarını koruyabilmeleri mümkündür. Kürtler açısından sorun gelip ulusal birlikte düğümlenmekte. Bu birlik başarılabilinirse hem tarihsel gelişmelere cevap olunacak, kaybetmenin kapıları kapatılacak, hem de kurtuluş ve özgürlüğü daha da yakınlaştıracaktır.
Bugün açığa çıkmıştır ki Kürtlerin en büyük ve yaşamsal sorunu demokratik ulusal birlik ve onun kurumsal ifadesi olan Ulusal Kongre’dir. Ulusal Kongre için bugüne kadar büyük emek ve çabalar sarf edildi. Ne yazık ki istenen sonuç henüz alınabilmiş değildir. Çünkü sorun sadece Kürtlerin iç dinamikleriyle sınırlı değildir. Hatırlanacağı gibi 20. yüzyılın konjonktürü Kürtler’in imhası, Kürdistan’ın paylaşılması üzerine kurulmuştu. Bu konjonktürü yaratanların asıl hedefleri Kürt halkını ulusal yok oluş sürecine sokmak, Kürdistan’ı da zihin dünyasından dahi silmekti. Nitekim Türk devletinin varoluşunun da dayandığı nokta bu gerçeğe dayalıdır. Fars ve Arap sömürgeciliğinin bu siyasete ortak oluşları emperyalist odaklarla birleştirilince sorunun derinliği açığa çıkmaktadır. Bu güçlerin ulusal birlikteliğimize düşmanca karşı koyuşları anlaşılmaktadır. Asıl anlaşılması ve aşılması gereken kendi iç dinamiklerimizden kaynaklı yaşanan sıkıntılardır. Bu sıkıntının ana kaynağı ihanet çizgisinin kendisini Kürdistani bir dinamik gibi ortaya koymasına dayanmaktadır. İç dinamikleri de zehirleyen, varlığının gıdasını sömürgecilikten alan ihanet çizgisini bu bağlamda değerlendirmek gerekiyor.
‘Aşırı uyarlanma yasası’
Ulusal Kongre için KDP ile uzun süredir görüşmeler diyaloglar hatta kimi anlaşmalar yapılmış olmasına, bu konuda her türlü öneri ve teklif sunulmuş olmasına rağmen, istenen sonuç açığa çıkmamıştır. KDP’nin Ulusal Kongre çalışmalarına yaklaşımı eleştirisi konudur. KDP’nin bu kadar ulusal birliktelikten kaçınmasının nedeni, varlığını başka odaklara bağlamış olmasındandır. Fizikte “Aşırı uyarlanma yasası” diye bir yasa var. Bir organizmanın kendini sadece bir koşula göre uyarlamasına dayanır. Yaşaması o koşula bağlıdır. O koşullar ortadan kalkınca onunda yaşama fonksiyonları sona erer ve tasfiye olur. KDP’nin bugün yasadığı gerçeklik bu çerçeveye uygun düşmektedir. TC ile kurmuş olduğu ilişki kelimenin tam anlamı ile kaderini ona bağlama durumudur. TC’nin varoluş gerçekliği gözönüne alındığında KDP’nin niçin ısrarla ulusal birlikten kaçtığı ve bunu engellediği anlaşılmaktadır.
Kürtler olarak eğer bu süreçte, bunca olumlu koşullara rağmen ulusal birlik gerçekleştirilemezse, bunun bedelini çok ağır ödemek zorunda kalacağız. Varolmak ve özgür geleceği inşa etmek, biraz da bu gücü göstermemize bağlıdır. Yaşam gücü, bir organizmanın iç bütünlüğü sayesinde açığa çıkan bir durumdur. Kendi iç bütünlüğünü oluşturan organizmalar iradi bir kuvvet olabilirler. Yoksa hayatın sürükleneni olurlar. Bizim tarihimiz bunun en açık örneğidir. 2600 yıl önce Med Halklar Konfederasyonu sürecinde bunu başardık. Bu tarihsel mirasa bağlı olarak kendi bütünlüğümüzü başarmaktan başka seçeneğimiz yoktur.
Fraksiyonel siyaset düşmana hizmettir
Ulusal birlik için birçok çalışma ve kurumlaşmalara gidildi, 1999’da kurulan KNK, özü itibari ile bu ihtiyaç çerçevesinde oluşturuldu. KNK, bugüne kadar önemli calışmalar gerçekleştirdi, önemli mesafeler katetti. Nitekim günümüzde değişik hareket, kurum ve kuruluşlarla görüşme halindedir. İnsanlık ulusal birliktelikler konusunda sayısız deneyim ve tecrübeye sahip. İnsanlığın mirasından da faydalanmayı bilmek, ulusal toplumsal gerçekliğimize en uygun demokratik ulus modeline ulaşmak gerekmektedir. Unutulmaması gereken yegane şeyin bu olgunun halkımız için yaşamsal derecede önemli bir çalışma olduğudur.
Kürt Özgürlük Hareketi Kürdistan’ın tüm parçalarında halkın nezdinde ulusal birlik karakterini gerçekleştirmiştir. Parça veya parti çıkarına dayalı, yalnızca fraksiyonel siyaset yapanlar, objektif olarak düşmana hizmet eder konumda olurlar.
Demokratik toplum, özgür yaşam çizgisi, Kürdistan halkının ve halklarının temel mücadele ve yaşam doğrultusudur. Rojava’da açığa çıkan ve tarihsel temellere dayanan bu sistem, toplumsal dokumuza en uyumlu olan sistemdir. Her güç ve oluşum bu perspektif temelinde hareket etmeyi esas almak durumundadır.