Biz AKP’nin içine yuvarlandığı krizden söz ediyoruz ya... Başkalarının da hali duman. Anlatmaya çalışacağım:

Ulusalcı “Kürdistan devriminin düşmanı” olduğu için, “islamcı Cemaat’in” ve “emperyalist ABD’nin” yanında saf tuttu, böylece “laiklikten ve bağımsızlıkçılıktan” istifayı bastı.
Liberal ise AB’ci ve Amerikancı olduğu için, bunlar AKP’yi devirme kararı verince, Kürdistan devriminin düşmanı Cemaat’in yanında hazırola geçti. Böyle olunca da “liberallikten istifa etmiş oldu...
Cemaat ve ABD, bu ülkenin “cuntacılarıyla”, “liberallerini” aynı cephede birleştirdi...Tekrar edeyim: Ulusalcı Kürdistan devriminin düşmanı olduğu için ABD’ci ve Cemaatçi oldu; liberal ise ABD’ci olduğu için Cemaatle birleşerek Kürdistan devriminin düşmanı haline geldi.
Bundan ala kriz mi olurmuş?
“İnsaf” diyeceksiniz. Haklısınız. Elbette ne ulusalcılar “emperyalizmin işbirlikçiliğini”, ne de liberaller “Kürdistan devrimi düşmanlığını” “öznel” olarak benimsemiş değiller. “Nesnel” halleri böyle.
Kriz de zaten, aynı zamanda ne halt edeceğini bilememe hali demektir. Bir kere krize girdiniz mi, şaftınız, ekseniniz, aksınız, dingiliniz kayar, imamenizi de kıblenizi de şaşırırsınız, feleğin vurduğu sillelerle şimşir topaçlar gibi fır fır dönmeye başlarsınız, içiniz dışınıza çıkar... Ulusalcı “kahrolsun PKK” diye koşarak ABD malı “darbe markalı” arabada Cemaatle kucaklaşır; liberal aynı “Made in USA” arabada, ulusalcıyla sarmaş dolaş oluverir. Krizdir. At iti it izine karışır. Atın önüne et, itin önüne ot konur, birinin kişnemesi, ötekinin uluması bir birine karışır.
Allah insanı krize düşürmesin.
Böyle zamanlarda herkesin yaşanan tecrübeden ders alması gerekir.
Alın elinize şu AKP’nin perme perişan halini. Besbelli ki, hem ulusalcılar, hem de liberaller, AKP’nin başına gelenlerden ders çıkarmamışlar.
AKP’yi bu hallere “Kürdistan devrimine düşmanlık” getirmedi mi? Sırf bu nedenle Cemaatle aynı USA marka arabaya binmedi mi? Bu nedenle KCK siyasi soykırımını Cemaatle birlikte örgütlemedi mi? Şimdi ne diyor AKP? “Cemaat Erdoğan’a çözüm sürecini baltalamak için saldırıyor”. Kısmen doğrudur da, neden doğrudur? Erdoğan çözüm sürecini sonuca götürdüğü için mi doğrudur? Yoksa tam tersine yıllardır oyalama ve Rojava Devrimini bastırma yolundan yürüdüğü için mi doğrudur?
Yanıt kolay... Cemaatin paralel devleti Erdoğan çözüm sürecini “sonuçlandırdığı” için değil, tersine sonuçlandırmadığı için darbeye teşebbüs edebiliyor. Eğer çözüm sonuca ulaşsaydı, Kürt halkının kimliği, dili, o kimlik ve dilde kendi kendini yönetme hakkı tanınmış olsaydı, İmam Efendi, bu kazanılmış hakları ortadan kaldırmak için darbe teşebbüsüne cesaret edebilir miydi? Siyasetin Anayasasında şu yazar: Kazanılmamış hakları zorbalıkla önlemek belki bir süre mümkün olur; ama kazanılmış hakları zorbalıkla kaldırmaya kalkışmak, ona teşebbüs edenleri  perişan eder...
Şimdi ne oluyor? Kendi yanlışı yüzünden yönünü kaybeden AKP, krizin sisli ve tehlikeli virajlarında yakasını kurtarmaya çalışıyor. O da “çözüm sürecini sonuçlandırmış olmamanın” başına açtığı belanın giderek farkına varıyor. Varıyor ama, yine aynı “çerçi” kurnazlığı. ÖYM’leri ve TMK’yı kaldırmaktan söz ediyor ama, süte su, bulgura taş karıştırma kurnazlığından vaz geçmiyor; ÖYM’leri Ağır Cezalara, TMK’yı da TCK’ya sokuşturmaya kalkışıyor.
Krizsiz ortamlarda çerçi kurnazlığı tepki çeker ama, yine de ahaliyi “oyalama” imkanı vardır. Aynı şey kriz koşullarında sökmez.
Dün KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık, Öcalan’ın, PKK’nin ve Kürt halkının bu kriz koşullarında ne kadar büyük bir sorumluluk gösterdiğini anlayan herkese çok iyi anlattı. Şimdi aynı sorumluluğu AKP göstermeli, “süte su, bulgura taş” karıştırmamalı. Kendi evi yanan, düşman saydığı komşu Rojava’ya benzin sıkmamalı.. Vesselam...