
Cenevre savaş hukukunu göre savaşan tarafların birbirlerine karşı kimyasal silah kullanmallarını, sağ ya da yaralı elle geçirilen esirlere gayri insani muamele yapılmasını, ölülere işkence yapılarak teşhir edilmesini yasaklamış ve savaş suçu saymıştır. Bunun yanında bir devletin kendi sınırları içerisindeki herhangi bir azınlığa ve topluluğa karşı aşırı güç kullanamayacağını verilecek cezanın insan onuru ve haysiyetini rencide etmeyeceğini açıkça belirtmiştir ve bu hükmün ihlali halinde suçu işleyenler hakkında UCM’de yargı sürecinin başlatılacağını hükme bağlamıştır. Cenevre savaş hukukunda bu tür eylemlerin cezalandırılmasının belki de en önemli sebebi sanıkların toplumun ya da toplumların vicdanlarını derin bir şekilde yaralamış olmaları ve toplumun güvenliğini ciddi şekilde tehlikeye düşürmüş olmalarıdır. Bunun yanında sanıkların kendilerinin üstünde kendilerini yargılayabilecek bir gücün olamayacağı düşüncesinin önüne geçilmesidir. Bilindiği üzere bu suçlarda zaman aşımı süresi işlememktedir. Böyle bir maddenin varlığı sanıkların uzun bir zaman suçtan kaçsalar bile dahi bir gün yargılamalarını sağlamaktır.
Türkiye’de Kürtlere karşı yürütelen savaşta Cenevre Savaş Hukuku kurallarının ihlal edildiği artarak devam eden somut vakıalardan görülmektedir. Son otuz yıl açısından bakıldığında Türk devletinin terör ve terörist diye tanımlamaya çalıştığı Kürt halkına ve gerilasına karşı hertürlü savaş dışı kurallara başvurduğu görülmektedir. Bu güne kadar yürütülen kirli savaşta 40 binin üzerinde Kürt katledilmiş, 17.000 kişi faili meçhul cinayetlere kurban gitmiştir. (Resmi kaynak verilerine göre) Bununla birlikte zorunlu göçe zorlanan milyonlarca insan ve boşaltılan binlerce köy. Devletin meseleyi “Terör” kavramıyla açıklanma çabası bu soykırım ve bir halkın kimliksizleştirme suçunu uluslararası platformlarda gizleme çabasından başka bir şey değildir. Bu güne kadar terör nedeniyle cezaevindeki tutuklu profiline bakıldığında; bu kişilerin milyonlarca kişi tarafından seçilen milletvekili, belediye başkanı, belediye meclis üyeleri oldukları ayrıca öğretim görevlisi profesörler, sendikacı, öğrenci, yazar, gazeteci, avukat, doktor vb. Tüm bunlar Türk devletinin siyasi soykırımının sonucunda cezaevinde tutulan şahıslar ve bunların yakalanıp tutuklanması da tam da Cenevre Savaş Hukunun suç olarak tanımladığı şekliyle olmuştur. İnsanlık onuru ve şerefi ayaklar altına alınarak zorla evlerinde, makamlarından, okul ve iş yerlerinde bulundukları pozisyonları hiçe sayılarak göz altına alınmış ve tutuklanmışlardır.
Türk devletinin PKK gerillalarına karşı defalarca kez kimyasal silah kullandığı ve son operasyonlarda da kimyasal ve yasak silahları (NAPALM) kullandığı tespit edilmiştir. Dolayısıyla bu silahları kullanan ve kullanma talimatı veren siyasi ve askeri unsurların Cenevre Savaş Hukuku kurallarını ihlal ettiğinden birinci derece sanık sıfatıyla yargılanmaları gerekir.
Bir konuya dikkat çekmekte yarar olduğunu düşünüyorum. Kürt ve Kürt kurumlarının işlenen bu soykırım ve hukuksuzluk karşısında bir çalışma başlatarak sorumlular hakkında Hollanda’nın Lahey şehrindeki Uluslararası Ceza Mahkemesine bir başvuruda bulunarak bu kişilerin yargılanmaları istenebilir. Hatırlanacağı üzere Muammer Kadafi’nin öldürülmesiyle ilgili olarak ailesinin avukatları İnsan hakları yüksek komiserliğinden Kadaffi’nin öldürülmesi şekliyle ilgili olarak bir soruşturma yapılmasını istemiş ve sorumluların yargılanmasını talep etmiştir. Ben bu durumun ciddi bir hukuki sonuç yaratacağını ve birçok olayda emsal teşkil edeceğini düşünüyorum.
Uluslararası hukuk, uluslararası suç ve ceza kavramı bu gün bile tam anlamıyla çerçevesi çizilmiş değildir. Uluslararası yargılamanın mantığında somut olaylardan evrensel hukuki sonuçlar çıkarmak ve toplumların can ve mal güvenliğini, onur ve şerefini ulusal ve uluslararası alanda korumaktır. Bu kıyastan bakıldığında, Türkiye, İran, Suriye ve Irak (eski devrik yönetimleri) hükümetleri Kürtlerin canına, malına, onur ve şerefine karşı yıllardan beri saldırıda bulundukları ve onlara karşı katliamlar gerçekleştirdikleri görülmektedir. Saddam hükümetinin yargılanıp cezalandırılması Kürtler açısından önemli sonuç olmakla birlikte bununla yetinilmeyerek, uluslararası hukuk alanında daha fazla baskı kurmaları gerekmektedir. Bu böyle bir başvuru karşısında Uluslararası Ceza Mahkemesi kurumun ciddiyetin test edilmesi bakımında da etkili bir yöntem olacağını düşünüyorum.
* Sorbonne Üniversitesi, Uluslararası Ceza Hukuku ve Uluslararası Ceza Mahkemeleri alanında araştırmacı