15 yıldan beri Kürt halkı ile kader yoldaşlığı yapan Meike Nack amacının Kürt halkı ile Alman halkı arasında bir kardeşlik köprüsü oluşturmak olduğunu belirtiyor ve ekliyor:

 İnsanı özgür ve güzel kılan verdiği emektir. Halk olarak bu mücadeleden öğreneceğimiz çok şey var. Ben Kürt halkının sahip olduğu direnci ve umudu kendi halkıma aşılamak istiyorum.

 

M. ZAHİT EKİNCİ  / HAMBURG

Kürdistan özgürlük mücadelesi sadece Kürt halkına değil diğer başka insanlara da umut ve direnişi aşılıyor. Arjantin’den İngiltere’ye Hindistan’dan Ermenistan’a kadar birçok ulustan kişi, insanlığın kurtuluşunu bu mücadelede gördükleri için Kürt halkıyla beraber hareket ediyor. Meike Nack da bu insanlardan biri. 15 seneden fazladır Kürt halkı ile kader yoldaşlığı yapan Nack, amacının Kürt halkı ile Alman halkı arasında bir kardeşlik köprüsü oluşturmak olduğunu belirtiyor.

Hayata dair ilk soruları

Öğretmen bir anne ve babanın çocuğu olarak Berlin’de doğan ve iki yıl sonra Oldenburg’a taşındıklarını söyleyen Meike Nack, içinde doğduğu koşulları şöyle anlatıyor:

“Annem ve babam gençlik dönemlerinde sol gruplarla hareket ediyormuş. Yedi yaşıma girdiğimde ailem Panama’ya taşınınca benim için de yeni bir yaşam başladı. Panama’nın doğası çok güzel, toplum olarak çok fakirdiler. Ormanda kendi doğallıkları içerisinde yaşayan kabileler vardı. Panama aynı zamanda çocuk halimle ilk çelişkilerimi yaşadığım yerdir. Korkunç fakirliğin yanı sıra korkunç bir zenginlik vardı. Adaletsiz bir dağılım vardı. Örneğin Panama kanalı bu ülkede olmasına rağmen işletmesi Amerikalıların elindeydi. Yerli insanların yaşadığı ormanlık alanlar, kapitalistlere yaşam alanı oluşturma amaçlı talan ediliyordu.Panama kanalının olduğu bölgeye Panama insanının yaklaşması yasaktı. Bunlar hayata dair kendime sorduğum ilk sorulardı.”

Adapte olmakta zorlandım

Ailesiyle beraber yeniden Almanya’ya döndükten sonra bir süre adaptasyon sorunu yaşadığını belirten Nack, “Panama’da günlük kulanılan dil İspanyolca, eğitim dili ise İngilizceydi. İngilizce çok iyiydi ancak ana dilimi iyi konuşamıyordum. Öğretmenler beni geri görüyordu. Ülkemize mülteci olarak gelen insanların dil konusunda yaşadığı sıkıntı ve ezikliği bundan dolayı çok iyi anlıyorum. Lise eğitimimi bu yüzden bırakarak meslek eğitimi için Hamburg’a taşındım. Rutin ve sıradan bir yaşamdı benim için. 5 yıl meslek eğitimi ardından yaşadığım dünyayı daha yakından tanımak için sosyoloji okumaya karar verdim” diye anlattı.

Sol yapılarla da çelişki yaşıyordum

Meike Nack solcu bir aileden gelmesine rağmen solcu birçok insan ve grupla çelişki yaşadığını söylüyor:

“Oldenburg’da bir öğrenci grubu içerisinde yer alıyordum. Tüm anti faşist eylemlere katılıyordum. Irak-İran savaşını protesto etmek için bir seferinde askeri bir havaalanının etrafını 24 saat kuşatmıştık. Sol ve feminist gruplarla ortak hareket ediyorduk ama üniversite sıralarında solcularla sorun yaşamaya başladım. Kendine solcuyum diyen gruplar ya insanları beğenmiyor ya da küçümsüyorlardı. Aralarına yeni giren insanları  reddediyorlardı. Tüm bunlar bana itici geliyordu. Solculuk bu olamazdı. Yeni bir zihniyet bu anlayışlar üzerinden kurulamazdı. Kendimi onlara ait hissetmiyordum. Bu grupların çelişkilerime cevap olmadığını gördüm. Hep bir boşluk içerisindeydim.”

Öcalan’a yapılan hukuksuzluğu dinledi

Yaşadığı çelişkiler ve bunalımlarla mücadele eden Meike Nack’ın Kürt özgürlük hareketiyle tanışması da böyle bir döneme denk geliyor:

“Üniversitede hukuk dersimize giren Prof. Norman Peach, bir keresinde hukukun ihlaline bir örnek verdi. Kendisi Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın mahkemesine katılmıştı. Burada yaşanan hak ihlallerini ve hukuksuzluğu anlattı. Bunun yanı sıra Kürtlerin ve Kürdistan’ın tarihine ilişkin konuşma yaptı. Oldukça ilgimi çekmişti bu. Daha önce de üniversitede okuyan Kürt öğrencilerin olduğunu biliyordum. Ama bunların pek de yurtsever özellikleri yoktu. O esnada daha çok Filistin meselesine ilgi duyuyordum. Kürdistan hakkında biraz bilgi sahibi olunca Kürtlere fazla ilgi duymaya başladım. Ülkeleri dört parçaya bölünmüş ve hayatları trajediule dolu bir halk olduklarını öğrendim. Kürt öğrencilerin bu konuda bana verebileceği fazla bir şey yoktu. Herkes kendi dünyasındaydı.”

 

Kürt kadınlar dünyasını değiştirdi

Meike Nack Kürt kadın özgürlük mücadelesi ile tanışmasını ise şöyle anlatıyor:

“Devrimcilerin ve sosyalist enternasyonalistlerin gittiği bir mekan var Hamburg’da; bu merkeze gelen Kürt kadınlar gördüm, bana oldukça ilgi gösterdiler. İlk kez tanışmamıza rağmen onlardan birisiymişim gibi samimi ve içten davrandılar. Alman solcular hep somurtkan ve ciddi, bunlar ise hep gülümsüyorlardı. Aradığım tüm soruların cevabı sürekli gülen bu kadınların bakışlarında gizliydi sanki. 15 gün sonra tekrar buluştuğumuzda “merhaba Meike heval” dediklerinde neye uğradığımı şaşırdım. Ben çoğunun ismini unutmuşken hiçbiri benim ismimi unutmamıştı. Daha sonra Sakine Cansız ile tanıştım. Herkesin ona çok büyük bir saygı gösterdiğini gördüm. Ne yazık ki çok istememe rağmen dil problemi nedeniyle kendisiyle ciddi diyaloglarımız olamadı. Sadece karşılıklı gülümsüyorduk. Daha sonra da Kürt kadınlarla beraber ortak etkinlikler düzenledik.”

 

İsabetli bir karar verdim

Arayışlarına cevap bulan Meike Nack bundan sonra Kürt kadınları ile beraber mücadele etme kararı verdiğini belirtiyor.

“Beni tereddütsüz yüreklerine basan bu kadınları sevdim. Mücadelelerini kendi mücadelem bilerek görev yaptım. Kürdistan’a iki kez delegasyon halinde gittik. Newroz ve 8 Mart için gittiğimizde Kürtlerin yaşamına yakından tanıklık ettim. Amed, Batman ve Kızıltepe’ye gittik. Polisin 13 kurşunla katlettiği Uğur Kaymaz’ın ailesini ziyaret ettik. Kadınların kendi emekleriyle yarattığı mücadeleyi ve kurumları gördükçe bunlarla beraber ortak hareket etmekle ne kadar isabetli bir karar verdiğimi düşündüm. Kürt kadınlar sistemin onlara dayattığı yaşamı reddedip Anka kuşu gibi kendilerini yeniden yaratmışlardı.”

 

Tohumu ülkeme yaymak istiyorum

Büyük bir moral ve motivasyonla Kürdistan’dan dönen Meike Nack Hamburg’da kurulan Nujiyan Kadın Meclisi’nde yer aldı, daha sonra farklı alanlarda çalıştı. Mücadelenin bir parçası olmakta kararlı olduğunu vurgulayan Nack, şunları ifade ediyor:

“Elimden geldiğince birşeyler yapmak istedim bu mücadele için. Meclis çalışmalarının yanı sıra altı yıl UTAMARA’da çalıştım. Bu benim için çok zengin bir deneyim oldu. Günlük ilişkilerden ziyade komünal bir yaşam vardı. Birçok kadın için burası bir kurtuluş gibiydi burası. Acılar ve hüzünler kadar birçok kadınla sevinci, coşkuyu ve kadın olmanın dayanılmaz mutluluğunu yaşadım. Kürt kadının diasporada yaşadıkları sorunları birebir gözlemledim.

Burası aynı zamanda kendi kendimi sorguladığım bir yer oldu. Feminist ve solcu bir Alman kadını olarak dogmatik yanlarımın olduğunu gördüm mesela. Bu insanlarla beraberdim ama birbirimizi ne kadar anlayabiliyorduk. Tüm bunların üstesinden gelmek için Kürtçe öğrenmeye karar verdim. Zorlu ama bir o kadar da istediğim bir sınav olacaktı. Bunun için Maxmur’a gittim ve bir seneye kadar burada kaldım. Bir yandan halkın sorunlarına yardımcı olmaya çalışırken, bir yandan da dil öğreniyordum. Maxmur yaşamı Kürt halkının nelere kadir olabileceğinin oldukça güzel bir örneği. Özlemini ve hayalini kurduğum bir yaşamın içerisinde olduğum için çok mutluydum orada. Dil öğrendikten sonra Rojava’ya giderek Kadın Vakfı’nda çalışma yürüttüm. Burada da insanların devrime olan inançlarına tanıklık ettim. Sonuç olarak şunu söylemek isterim. İnsanı özgür ve güzel kılan verdiği emektir. İnsan isterse her şeyi başarabilecek güçtedir. Yeter ki umudumuzu diri tutalım. Ben Kürt özgürlük mücadelesinin sahip olduğu direnci ve umudu kendi halkıma aşılamak istiyorum. Halk olarak bu mücadeleden öğrenebileceğimiz çok şey var. Yaşım belki 43 ama Kürt özgürlük mücadelesinde çok şey yaşadım ve çok şey gördüm. Yaşadığım tüm bu güzeliklerin tohumunu kendi ülkemde yaymak ve aynı zamanda Kürt ve Alman halkının arasında bir sevgi köprüsü olmak istiyorum.