Bayrak mitingi yapanlar başta olmak üzere herkes şunu iyi bilmeli ve hiç unutmamalı:
Ezilenlerin HDP’de birleşip seçimlere girmeleri, birincisi savaşa karşı barışçı siyasetin; İkincisi de bütün ezilenlerin eşit-özgür ortak bir vatanda “yeni yaşam” tercihinin en açık ve kesin ifadesidir. Bu tercih geniş halk kesimlerinin de desteğini almıştır. Erdoğan ve AKP devletinin her türlü saldırılarına, provokasyonlarına karşın, 7 Haziran’da, HDP yüzde 13.1 ile barajı aşmış ve AKP’nin tek parti-tek adam diktasına son vermiştir. Siyasi çözüm için yeni meclisin önünü açmıştır.
Ne var ki Erdoğan ve AKP, iktidarı terk etmek istemiyor. Statükoyu sürdürmek isteyen tüm şer güçlerinin desteğiyle Erdoğan ve AKP halkın iradesine karşı yeni bir savaş başlattı. Aslında bu savaşı 7 Haziran seçimlerini kaybedeceğini anlayınca, Dolmabahçe mutabakatını çöpe atarak başlatmışlardı. Seçimi kaybettikten sonra entegre bir imha savaşı başlattılar. Seçimlerden hemen sonra başlayan siyasi cinayetler, Suruç’ta onlarca insanın hayatını hedef alan bir katliam boyutuna ulaştı.
O günden sonra da hem haftalardır Kandil bombalanıyor, hem de Dersim’den Varto’ya, Amed’e, Şırnak’a ve Cizre’ye kadar sivil halka katliamlar yapılıyor. 1 Kasım’da yeniden seçim kararı alan Erdoğan, hem HDP’ye oy veren halktan intikam alıyor, hem de yeni seçimde onların iradesini gasp etmek istiyor. Bu tehlikeli ve hukuk dışı saldırıların gerçek nedeni bu darbeci kafadır. Türkiye Erdoğan ve şürekasının acımasız ve hayasız bir darbe girişimi karşısındadır. Darbeciler bugüne kadar döktükleri kanla, başarılı olursa neler yapacaklarının ipucunu da veriyorlar.
Herkes iyi bilir ki, bütün darbelerde önce bayrak mitingleri yapılır. Her yer, en büyük bayraklarla donatılır. Her fırsatta hem daha uzun bayrak direği hem de daha büyük bayrak yarışı yapılır. Bayrak asmayanlar dövülür, linç edilir. Sanki bütün pisliklerini bayraklarla örtmek isterler.
Belli başlı sivil örgütleri kapatılır ya da işlevsiz hale getirilir. Yöneticileri ya öldürülür ya da zindana tıkılır. Memleket mezar sessizliğine büründürülür. Bu sessizlik üzerine diktatörlerin naraları patlar. Diktatörler vatanı yeniden kurtarır, yeniden fetheder. Büyük kahraman-vatan kurtaran Şaban için artık bütün yollar açılır. O bütün haşmetiyle geçerken, bütün halk “hazırol”da, selama durmalıdır.
Ama bu defa işler ters gidiyor. Halkın direnişi darbecilerin oyununu bozuyor. Dersim’den Varto’ya, Van’a, Lice’ye, Silvan’a, Sur’a ve Cizre’ye kadar yayılan sivil halkın canıyla kanıyla kahramanca direnişini görüyoruz. Bu direniş kanlı savaş lobisinin oyununu bozmuştur. Önümüzdeki süreç bu mücadelenin süreceği ve kesin sonuca ulaşılacağı bir süreçtir. AKP çetesi azınlık diktasını sürdürebilmek için her yola başvuracaktır. Her türlü kanlı saldırı ve katliamlar gündemdedir. Hedefleri de sadece Kürtler değil tüm ezilenlerdir. Yani işçiler, emekçiler, Aleviler başta olmak üzere, TEK-TEK-TEK kafasına karşı olan tüm farklılıklardır. Amaçları halkı sindirmek ve her yola başvurarak 1 Kasım seçimlerini kazanmaktır. Bu demokratik bir yarışı kazanmak değil, halkı bastırarak iradelerini gasp etmektir. Bunu beceremezlerse de, darbe yöntemleriyle seçimleri geciktirmek ve yaptırmamaktır.
Hayati bir dönüm noktasındayız. Türkiye, ya tekçi-ırkçı Osmanlı Ocakları çetelerine teslim olacak ya da bütün ezilenlerin eşitliğine, özgürlüğüne dayalı yeni bir yaşama merhaba diyecektir. Kürdistan halkının birçok yerde yaptığı öz yönetim çağrıları sadece kendi geleceklerinin kararı değildir. Bütün ezilenlere de kendi geleceklerine karar verme çağrısıdır. Bu çağrılarda birleşen ezilenler Erdoğan-AKP diktasına son verecektir.
1 Kasım seçimlerine “Sana savaş yaptırmayacağız” diyerek giren HDP ve barış bloğu güçleri ezilenlerin en büyük umududur. Bütün sol güçler ve bütün ezilenler HDP etrafında kenetlenerek darbecilere en büyük darbeyi indirmeli, dikta heveslilerine kesin olarak dur demelidir.