CHP lideri Bülent Ecevit, 1970’lerde, meydanlarda, “ne ezen, ne de ezilen hakça bir düzen„ narasını, “özgürlükçü, gerçek demokrasi„ sözüyle noktaladıkça, ırkçı rejimin çarkları arasında çiğnenmiş Kürtlerden kimileri, bundan pay çıkarıyor, “bize acıdı, insanca yaşamamızı vaddediyor„ diye seviniyorlardı.
Hayal dünyası bu ya, beklentinin coşkusuna kapılan gençler, bir elde boya kutusu, ötekinde fırça dağlara hamle ediyor, ulu kayalıkların tepesine “Karaoğlan geliyor, umudumuz Ecevit„ sözünü nakşediyorlardı.
Sonra, Ecevit Başbakan oldu. “Özgürlükçü gerçek demokrasi„ sözleri kayalıklarda ışıldarken, ordu Kürdistan’da gösteri düzenlendi. Gösteride (tatbikat), yaylalara göçüp, konlarına (çadır) yerleşmiş Kürtler, temsili düşman, Türk ordusu da ona haddini bildiren rolde, “umudumuz Ecevit„ diyenler şaşkındı:
“Özgürlükçü demokrasi ise kırılacak düşman olarak gösterilmemizin adı, anlamı ne?„
TC rejiminin arlanamaz değişmezliğini bilmeyen, sokak sloganlarına umut bağlayanların hayal kırıklığıydı, bu. Sistem, kalıcılık üzere kendğini tekrarlıyordu. Malı götürüp, köşeyi dönmek isteyenler, zaman zaman “iyi polis„ rolü oynuyordu.
Ecevit’in üstlendiği rol, oyları avlama sürecinde iyi polislikti.
Her şeye rağmen, Ecevit karşısındakini kandırılıp, dolandırılmaya müsait görüp, ona göre numara çeken, kurnaz işportacı değildi. Ucuza aldığı bayat, küflü simitleri ısıtıp tazenin fiyatına satacak kadar utanmalıktan da gelmiyordu.
Okuyan, düşünüp şiir yazan, Hindistan özgürlük savaşının şairi Tagor’dan çeviri yapabilecek kadar, entelektüel birikimi, dolayısıyla utanması olan bir adamdı. Buna rağmen, “biz bize benzeriz„ çayırının otu, alıp götürene kadar iyi polis rolü oynayan, hatta demokratı.
Günümüzde, dünyasında gezinen tilkilerin cinsi, kafasında avcı kurnazlığının cibiliyeti bilinmesine, inandırıcılığı geride bıraktığı aldatmaca, oyalamanın yakıcı enkazı orta yerde durmasına rağmen, Recep kimi Kürtlerin yeni umududur.
Kürtler darbelendikçe, “devletin cici Kürdü„ olmaya aday kimilerinin, “umudumuz Recep„ avazına yeni sesler katılıyor. Garip bir ilişki sarmalı, izahı zor bir inanç körlüğüdür, birbirine dolanarak gidiyor.
Neye, neyin nesine bilinmez, kimileri sanki nimetlere hücum işareti almış gibi, bir ağızdan “o iş„ ya da “bu iş„ dedikleri Kürdistan davasını tatlıya bağlayacağını söylüyor, Kürtlerin var olma mücadelesini haksız göstermeye çabalıyorlar. …
Ve, sanki Kürtlerin yurdu işgal eden, malları, mülkleriyle birlikte onurlarını da talana açan rejimin günümüzdeki baş statükocu bekçisi, seçilmiş zaptiyesi o değilmiş gibi, Recep’e, asla hak edemeyeceği, yakışmayacağı barışı gömleği giydiriyorlar. Neredeyse yer yer şeklini de sergiledikleri üzere, topu birden teslimiyetin zavallılık fotoğrafıyla, önünde “hazırol„a geçip, el öpme kuyruğuna girecekler.
Hazıfaları da, tükenmişlikle çökük bunların. Çünkü, “bu işi çözecek umut„ bir kaç sene önce, kandırmaca, oyalamaca yollarında, ırkçı bakışın değiştirdiği köy ve yer isimlerinin iade edileceğini söylemişti. Hani nerede? Kürt dilini, kültürünü hangi rüzgar savunrdu?
Bir yerli halka, anadilinin okullarda seçmeli ders olabileceğini söylemek kadar küçültücü, onur kırıcı ne olabilir? Hakaret ne zamandan beri, Umuttur? Ki, seçmeli dersin adı da yok. Kürtçe telafuz edilmiyor.
İnsanların kendini kolayca ifade edebileceği dildir, mahkemelerde geçerli olan. Kürtler, bu hakkı TC kurulurken Lozan’da kazandılar. Bunların kendilerine de saygıları yok. Altına imza attıkları uluslararası anlaşmaya rağmen mahkemelerinde bilinmeyen dildir, Kürtlerin anadili…
Dün Silivri’de gördünüz. Recep rejiminde, Türk için ayrı Kürt için ayrı hukuk uygulanıyordu mahkemede. Avukatlar, duruşmaya alınmadılar. İçeriye girebilenler, yargıçların seyirciliğinde dayaktan geçtiler. Mahkemelerin aleniyeti (açıklık) geçerli değildi. Mahkemeyi takibe gelen tutuklu yakınları dışarıya atıldılar. Irkçı ayırımdır, bu..
Yeni “cici Kürt„ adaylarına anlatmak gerekiyor: Milyonlarca Kürt, onurlu bir barış için hayatını ortaya koymuştur. Onlar bir yerden gelen göçmen değildir. Yurdu işgal altında olan, kişiliği çiğnenen, onurları bin yerinden kırılan, evinde esir, buna rağmen kesintisiz darbelenenler onlar, fakat alay edilen de onlardır.
Türk’e siyaset yapma hak, cicileşmeyen Kürt’e suç. 10 bine yakın Kürt, seçilmiş 38 belediye başkanıyla, bu suçu işlemekten tutuklu. Partililer tutuklanarak, parti kapatma kurnazlığıdır, bu. Umutçular utansın ki, partilerin eğitim akademileri açması Türk’e serbest, Kürt yapınca terör ve bu akademide ders veren Büşra Ersanlı ile Deniz Zarakolu terör suçlusu…
Kayseri’de Türklerin dağ şenliği, ama Şırnak’da Türklerin geleneksel „pez bıri„ (koyun kırpma diyorlar onlar) şenliği yasak. Meralar mayınlı. Biz, bu rejime gönül bağlayan, cici Kürtlerin tatlı su umutlarını Şeyh Said başkaldırısında, Zilan’da, Dersim’de de gördük. O umutçular belki aradıklarını buldular, ama başı öne düşmüş tarihin mahçupları olarak kaldılar. Utançlarından ülkelerini terk eden…
Recep, dünün devamıdır. Umutçuların “bu iş„ dediği bir halkın geleceğini çözüme bağlamak istiyor:
Ama kandırma, oyalama, işporatcı kurnazlığının yetersiz kaldığı yerde de polis, ordu ve adliye gücüyle teslim alma…
Devletin cici Kürtleri ne der bilemem, fakat Recep’in, gördüğümüz çözüm formülü bu.
Umudumuz Recep!..