Dünya'nın dikkatleri daima ateşin en yoğun yandığı yerlerde olur. Değişimin, devinimin olduğu yerlerde. Bugün dünyanın en sıcak alanı, tarihte "kutsal topraklar" olarak bilinen topraklardır. Yani bizim topraklarımız. İşte bu yüzden dünya medyasının bütün dikkatleri bu toprakların üzerinde. Zira bu topraklarda yaşayan topluluklar "yenilik" arayışlarını mücadeleye çevirdiler. Artık çağdışı kalmış olan rejimler değişimlere ayak diretiyor. Ancak günümüzün üretim ve iletişim araçları gözönüne alındığında ve yine uyanan toplumsal gelişmişlik hesaba katıldığında, ne yaparlarsa yapsınlar eskimiş rejimler bitişlerini engelleyemeyecek. Atalarımızın yılların biriken tecrübesiyle dile getirdikleri gibi; "Artık ok yaydan çıkmıştır!"

Bir dönemler Doğu ve Batı medeniyetleri arasında kıyas yapıldığında, sahiden de "kutsal topraklar" olarak adlandırılan Ortadoğu ve özellikle de Mezopotamya "medeniyetin beşiği" olarak bilinirdi. Hala da öyle. Ama ne var ki bugün inancı ve etnik kökeni ne olursa olsun, fırsatını bulan insan yığınları hızla buralardan kaçıyor/kaçırtılıyor. Peki insanlar neden üzerinde doğup büyüdükleri toprakları terk etmek istiyor? Neden insanlar evini tarlasını, köyünü, kasabasını, şehirlerini ülkesini terk etmeyi göze alır? Neden açık; umutsuzluk! Artık oralarda "gelecek" göremiyorlar. Savaşın kanı her şeye sıçrıyor. Birey veya toplumun ümitsizliğe kapıldığı an her şeyin bittiği andır. Bu anlardan sonra umudu yeniden diriltmek için yollar aranır, yollara düşülür…  Bu yolculukta birçok risk göze alınır. Başı sonu belli olmayan o upuzun menzil boyunca başa gelebilecek olanlar görmezlikten gelinir. İşin ucunda ölüm de olsa artık geriye dönüş düşünülmez. Bedeni dışında kendisine ait olan her şeyi toprağa gömerek ayrılık adımı atılır. Çaresizlik ve çaresizliğe teslimet vardır. 

O topraklara musallat olan zulüm yönetimleri, karanlık rejimler elbette bu sonuçların farkında ve tüm bunları bilinçlice dayatıyor. O topraklarda ortaya çıkardıkları savaşta kar paylarını hesaplarken, halkı kendisine ait olan her şeyden uzaklaştırmayı hedeflerler. Kendi eserleri savaşlarda öldüremediklerine cehennem hayatıyla göçü dayatır, geride bırakılan her şeye göz koyarak yerleşirler. Amaç; bıktırmak, topraktan koparmak, köle durumuna düşürüp kendisine biat ettirmek. Ortadoğu rejimleri kendilerini yenilemediğinden geleceğe yönelik hiçbir umut vaat etmiyorlar. Halkların istemlerine reformlarla cevap vermek yerine, zulmün dozajını arttırarak; Mısır, Tunus, Libya, Yemen, Irak, Suriye, Lübnan, Türkiye vb. ülkelerde görüldüğü gibi yeri geldiğinde kitlesel katliamlara bile başvuruyorlar. Yeri geldiğinde askeri, siyasi ve ekonomik alanlarda beraber olduklarını suçlarken, diğer yandan onlarla işbirliği yapmak için de birbirleriyle yarışıyorlar. 

Bugün ölümleri göze alarak Avrupa'ya gelmek için göç eden yüzbinlerce insanın dramını ne ile izah edebiliriz? Bundan kimi sorumlu tutacağız? Ülkesini terk edip yollara düşen insan selini mi? Buradaki baskıcı despotik rejimleri mi? Yeraltı ve yerüstü zenginlik kaynaklarıyla büyük güçlerin iştahını kabartan sömürge durumunu mu? Bütün hepsinin toplamını mı? Kimi, hangi gücü sorgulayacağız? 

Buna verilecek cevap ne olursa olsun, göç edenler ve bu duruma son vermek isteyenler için direnmek dışında bir seçenek yok. Despot rejimlere son vermek, umutsuzluğu umuda çevirmek örgütlü, bilinçli bir direnişle mümkün. Bugün karartılan Doğu'nun güneşinin geleceğimizi aydınlatması için bu şart. Güneş hep doğudan doğdu, bu değişmedi. Bu topraklarda yepyeni bir güneşin doğmakta olduğu görülmelidir. Tarihte olduğu gibi, bugün bu topraklarda yeni bir umut filizlenmektedir. Kürdistan Özgürlük Hareketi, Ortadoğu halklarının aydınlığıdır. Bugün kaos ortamının hakim olduğu bu topraklar yeniden irdelendiğinde, halkların huzur ve güven içerisinde yaşayabilecekleri tek yaşam umudu, Kürdistan Özgürlük Hareketi olmaktadır. Bu sadece bir söz veya ütopya değil. Pratikte de bu umudun adım adım gerçeğe tanıklık ediyoruz. 

Bitirirken, dünyada hep direnenlerin kazandığının altını çizmek istiyorum. Her savaş muhakkak surette müzakere ile taraflar arası "hak tescili" ile sonuçlanır. Örneğin geçtiğimiz yıllarda İrlanda'da İRA ve Shinn Fein, İspanya'da ise, ETA ve Hery Battasuna ile müzakereler yapıldı. Bu alanlarda hepten sorun çözülmediyse de taraflar arasında bir sonuca varıldı. En azından akmakta olan kan durduruldu. Karşılıklı olarak yürürlükteki yanlış politikalar gözden geçirildi. Bugün Kolombiya'da, Kolombiya Devrimci Savaş Güçleri olan FARC (Fuerzas Armadas Revolucionarias de Colombia) ile müzakere yapılmaktadır. Sözüm o ki, günümüz Ortadoğu'sunda Kürdistan Özgürlük Hareketi, sorunları çözecek yönetim tecrübesine ziyadesiyle sahiptir. Başta Türkiye olmak üzere, bütün bölge toplulukları bu gerçekliği görmeli ve Kürt hareketinden yararlanmalıdır. Türkiye'de rejim tıkanmıştır. Bu tıkanmışlığı aşmanın tek yolu PKK ile diyalog ve müzakeredir. Kürdistan Özgürlük Hareketi'nin müzakere sürecine sunacağı somut bir perspektifinin olduğunu biliyoruz. Bunu kamuoyu, "Dolmabahçe Deklarasyonu" olarak bilmektedir. KCK'nin barış çağrıları her defasında onların zayıfladığına yorumlandı. Ama olsun. Kimin ne düşündüğü önemli değil. Önemli olan halktır, halklardır. Anadolu halklarının ortak talebi, bir an önce müzakerelere dönülmesidir. Bunun aksini düşünmek, halklar arasına telafisi imkansız olan zehirler ekmek olur. Zira her kayıp olan hayat, yiten her can, mevcut yarayı daha da derinleştirecektir. Öyleyse vakit kaybetmeden masaya dönülmesi, tüm halkların yararına olacaktır.