dördüncü yıldönümünde
o görkemli umut kalkışının,
belki gidenlerin özlemiyle
belki yola katık olma bilinciyle
ayrıldı aramızdan
o umut gülüşlü
o kırmızı fularlı,
o suikastçı kız...
Geç kalktığımdan sabahın yedisinde beni almak için gelen minibüse koşar adımlar ve uykulu gözlerle binmiştim. Şoför mahalinin arkasındaki üç koltuk da dolu olduğundan arkaya geçmiş, uyku sersemliğini atmaya çalışıyordum. Yana yatmış haki renkli berenin altından sarkan bir tutam sarı saç, yanında duran orta yaşlı kadın arkadaşıyla konuşmak için döndüğünde gördüğüm al al yanaklar hiç yabancı gelmiyordu bana.
2014’ün Haziranında Kürdistan dağlarında aradığım, bulup da sohbet etmek istediğim kırmızı fularlı kızı serin bir Rojava sabahında, yetişmek zorunda olduğum bir toplantıya gitmek için bindiğim minibüste bulma ihtimali o kadar uzaktı ki...
ama Rojava o kadar olmazı olur kılmıştı ki..
göz açıp kapayana kadar geçmişti normal zamanlarda bitmez gibi gelen yol.. o yıllardır tanışıyormuşsun gibi hissettiren yüce duygunun yarattığı tebessümler eşliğinde yeniden buluşma ümidi ve temennilerini sıralayıp ayrılmıştık birbirimizden..
çok geçmemişti daha.. 5 Kasım’da görüştük ikinci kez umut gözlü kızla.. Rakka hamlesinin başlayacağı gün, harekete geçecek ilk operasyon kolunda gördüğümde epey şaşırmış; bu kadar kısa sürede bu kadar önde görev alacak kadar kendini eğittiğine şüpheyle yaklaşmıştım..
iyi ki ters bakmayı beceremiyordu; kısacık bir an bulutlandı sadece gözleri bu şüphelerimi dillendirdiğim sorular karşısında.. askeri aracın yanındaki silahına uzanıp omzuna atınca şaşkınlığım daha da arttı.. Zagros denilen uzun menzilli suikast silahı, hafif rüzgarla savrulan sarı saçları, yana yatmış askeri beresi...
o kadar çok şey anlatıyor, o kadar kelimesiz bırakıyordu ki..
tek akıl edebildiğim fotoğraflamaktı o anı.. kızdı ilkin, “yüzüm çıkmasın ama” diye de uyardı.. tamam demekten başka çarem yoktu..
Beş gün sonra DAİŞ’ten alınan köydeki çocuklarla, sonrasında silah arkadaşlarıyla şakalaşırken gördüm üçüncü kez.. yoğun toz fırtınası altında gözlerimizi dahi açamazken, O yine bildik, tanıdık güler yüzüyle karşılıyor kendine yönelen her bakışı.. dilini bilmediği çocuklarla oynuyor, tozun sarıp sarmaladığı saçlarını önemsemiyor, iliklere işleyen soğuğu umursamıyordu.. varsa yoksa sevgiyle bakan gözler, varsa yoksa hoş sohbet..
en son dinlenmek ve daha şiddetli çarpışmalara hazırlanmak amacıyla kaldıkları noktada karşılaşmıştım suikastçı kızla.. ikram ettiği çay eşliğinde, kendi gibi güler yüzlü arkadaşlarıyla sohbet etmiş, DAİŞ karşısında elde ettikleri başarıların anılarını dinlemiştik..
Ayrı dünyalarından çıkıp ortak hedeflerinin Rojava’da birleştirdiği o genç yüreklerin iradesine, özgürlük aşkına, fedakarlığına ilk tanıklığım değildi bu şüphesiz. Yıllardır Kürdistan’ın değişik parçalarında bir araya gelebilmiş yüzlerce savaşçıyı, özgür insanı tanımak, bir nebze de olsa ortak anlara sahip olma şerefine nail olabildiğim için sevinçliyim.
Yitip gidenlerin daha da coşkulu kıldığı serüvencilerin gözünde biz izleyenler, geleceği yaratma mücadelesine tanıklık ettiğini iddia edenler nasılız bilmiyorum. Fakat onların bizim gözümüzdeki anlamlarına bu sayfalardaki sınırlı anlatımlarla ulaşamayız.
“Öyle ya da böyle bedenim size geri dönecektir” düşüncesindeki bir insanı nasıl anlatabiliriz ki hem?
Kırmızı fularıyla, o güzel gülüşü, öncü duruşu ve kavgaya çağıran sesiyle son kez seslenmiş zaten bizlere:
“Benim Rojava topraklarında verdiğim savaşı bu topraklara yayın. İnsanlığın uyanışına atılacak o adımlara bir adım da siz olun.”
Nur içinde yat umudun kızı..