Newroz’da milyonların huzurunda Kürt sorununun çözüm manifestosunu açıklayarak, büyük bir barışın kapısını yeniden aralayan PKK Önderliği, başlatmış olduğu sürecin ikinci etabına geçmesi için Türk hükümetinin adım atmasını bekliyor. Son görüşme notlarında “her şey karşılıklıdır, hükmet adım atmadan ikinci adım atmamız sözkonusu olamaz” diyerek, aynı zamanda önümüzdeki dönemin nereye doğru gideceğini de gösteriyor.
Önümüzdeki sürecin ‘iyi’ye doğru gitmeyeceğini, Başbakanın vurdum-duymaz ve oldukça oyalamacı tutumu devam ederse sürecin tamamen tıkanacağını sadece PKK liderliği değil, KONGRA GEL’in 9. Kurultayına katılan delege bileşenleri de Öcalan’la aynı noktada buluşuyor.
30 Haziran’da başlayıp 5 Temmuz’da sonuçlanan KONGRA GEL 9. Kurultayı çok önemli kararlarla sürece ilişkin önemli sonuçlara ulaşmış bulunuyor. Kurultayda yapılan sistem değişikliği de bu bağlamda ele almak ve buna göre bazı sonuçlara ulaşmak da mümkün.
Öcalan’ın oybirliği ile KCK Genel Başkanlığına seçilmesi ve yine 6 kişilik Başkanlık Kurulu’nun oluşturulması da sürecin hassasiyeti ile bağlantılı olduğunu belirtmek gerekiyor.
Öcalan yeni sürecin ideolojik, teorik ve politik boyutuyla, devlet ve hükümetle yapılacak görüşmelerde oluşturulması gereken stratejik hatla ilgilenirken, yardımcıları konumunda olan 6 kişilik Başkanlık Kurulu da süreçle ilgili çalışmaların pratik sonuçlarıyla ilgilenecek, Genel Kurulu ise tüm çalışmalardan sorumlu olarak faaliyetlerde bulunacak.
Kurultayın herkesin önüne koymuş olduğu somut görev ve yükümlülüklerin daha çok süreçle bağlantılı olduğu açığa çıkıyor. Öcalan’ın son görüşmelerinde dile getirdiği görüşleri, bir kez daha bu gerçekliğin altını çizdiğini vurgulamak gerekiyor.
“Biz görevlerimizin gereklerini yerine getirdik, sıra devlet ve hükümettedir. Hükmet ve devlet adım atmazsa süreç tıkanabilir” diyen Öcalan’ın görüşlerine olduğu gibi katılan KCK Eşbaşkanları Sayın Cemil Bayık ve Besê Hozat bundan birkaç gün önce bir Tv programında; “birinci adımı tamamladık, sıra ikinci adımda. Ama hükmet ve devletin atması gereken adımları bekliyoruz. Hiçbir şey tek taraflı olmaz. Başbakanın bizi oyalamasına gerek yok, çünkü Türk devletini çok iyi tanıyoruz” diyerek, süreçle ilgili tutum ve kaygılarını ortaya koymuşlardı.
Demek ki bazılarının dediği gibi süreç ‘iyi’ gitmiyor. Süreç nasıl ‘iyi’ gitsin ki? Başbakan sanki sürecin dışında, PKK liderliği ile yapılan görüşmelerden haberi yokmuş gibi bir hava yaratmaya çalışıyor. Hiçbir sorunu olmayan, her şeyin normal halinde yürüyen bir ülkenin başbakanı gibi konuşuyor, mitingler düzenliyor, gerektiğinde kızıyor, tepki gösteriyor, gerektiğinde de sürecin boşa çıkartılması için ne gerekiyorsa onu yapıyor. Yani başbakan süreci ciddiye almıyor, ciddiye almadığı için de süreç doğal olarak ilerlemiyor. Bırakalım ilerlemesi, süreç tıkanmak üzere. Ya Başbakan bunu görmüyor, ya da görmezlikten geliyor.
Bundan birkaç gün önce Sterk TV’de konuşan KCK Yürütme Konseyi eski Başkanı Murat Karayılan şunları belirtiyordu:
“…Tayyip Erdoğan bizi oyalamaya çalışıyor. Ve hatta kendisince askeri güçlerimizi geri çektirerek hiçbir şeyi yapamama tutumunu sergiliyor. Başbakan ‘geri çekilirlerse daha sonra geri gelemezler, gelseler bile en az bir yıl sürer, bir yıla kadar da ne olacağı belli olmaz’ diye düşünüyor. Ama yanılıyor. On yıldır bizimle savaşan Başbakan bizi hala tanımıyor. Gerekirse çekilmeyi durdururuz, çekilsek bile 4 ayda yeniden mevzileniriz…”
Son dört aydır devam eden barış sürecinde herhangi bir ‘yol kazası olmadı’ demek mümkün mü? Sürecin ilerlememesi, Başbakan ve hükümetin umursamaz davranarak sürece sahiplenmemesi başlı başına bir yol kazası olduğu kesindir. Eğer mutlaka kan dökülme anlamında deniliyorsa kan da döküldü. Lice’de Medeni Yıldırım’ın öldürülmesi kanlı bir yol kazasıydı aslında. Kısacası süreç ilerlemiyor, ‘iyi’ gitmiyor. Hükmet ve Başbakan’ın duyarsız ve vurdumduymaz tutumundan dolayı umut dolu günlerin sonuna yaklaştığımızı söylersek, herhalde ‘kötümserlikle’ suçlanmış olmayız.
Umut dolu günlerin sonuna(mı) yaklaşıyoruz