Şimdilerde siyasi gündemin tartışıldığı bütün programlarda, platformlarda, sokakta, yazı köşelerinde, velhasıl her yerde, en çok dillendirilen kavramların başında gelmektedir umut kavramı. “Süreçten umutluyum” veya “umudum yok” diyen diyene. Elbette yıllardır akan kanın durması için güçlü bir iradenin başlatmış olduğu böylesi bir süreçten umut-var olmak ve bu anlamda boşluğa düşen, yalpalayan, güçlü olduğunu göstermeye çalışırken, zayıflığını bir türlü gizleyemeyen iktidara cesaret vermek, eski kirli politikalara başvurmak istediğinde onu oradan kaydırmak, doğru noktaya çekmek açısından önemlidir. Ama kendi başına sadece “umutlu olma” pozisyonu başlatılan sürecin sağlam bir sonuca ulaşmasını sağlayamaz.
“İnanç, bilginin bittiği yerden, umut yapılabileceklerin tükendiği noktadan sonra başlar” yaklaşımı anlam verilebilecek bir yaklaşım değildir. Hele hele Kürt sorunundan kaynaklı yıllardır ezilenler, dışlanıp sömürülenler için hiç değildir. Bunların sadece Kürt olması gerekmiyor. Demokrasi içinde kendilerini ifadeye kavuşturacak olanların hepsi için geçerlidir. Nitekim devlet bugüne kadar Kürt sorununu çözmeye yaşamadığı için bütün ezilenler, emeği sömürülenler, dışlananlar da sorunlarını bir çözüme kavuşturamadı. Bu anlamda, Kürt sorununun çözümü aynı zamanda bütün bu kesimlerin de demokrasi zeminin de sorunlarını ifade edebilecekleri, çözebilecekleri imkanı yaratmış olacaktır. Öyleyse bu durumda, sadece umut ederek bir şeylerin gerçekleşmesini beklemek; ancak tarihin ve an’ın hakikatini bilmemekle izah edebiliriz.
AKP’nin yapmak istediği az-çok bilinmektedir. “Umudu kendine ekmek yapan fakirin” ezilenin, sömürülenin umudunu sömürmektir. Bu tarihsel hamleyi AKP başlatmamıştır. Bunu Kürtler ve dostlarıyla beraber tüm yok sayılanlar, geri bırakılmışlığa itilenler başlatmıştır. O halde bunu anlamlı ve adil bir çözüme-sonuca ulaştırmak da en başta bunların görevidir. Şurada-burada umutlu olduğumuzu dile getirmekten ziyade, “umut olma” yolunda daha kararlı ve güçlü başlangıçlar, birliktelikler ve ittifaklar yapmak gerekir ve bu temelde yeniden bir oluş ve güçlü bir konumlanma sürecine sokulmak gerektiği ortadadır. Paradokstan kendimizi ancak bu şekilde kurtarabilir ve biraz aşabiliriz. “Umut etmek” yerine “umut olma” noktasındaki çabalarımız, bu sürecin varacağı noktayı belirleyecektir.
Şakran 4 Nolu T Tipi Cezaevi