Bazı sesler, toprağın ve suyun kokusunu taşır. Özellikle de Dêrsimli sanatçıların önemli kısmının sesine Dêrsim’in, Munzur’un ezgisi sinmiştir. Topraklarında yaşananlar, tarifsiz bir hüzün katar o sese; hüzne, amansız direnişin öfkesi, coşkusu eşlik eder. Şarkının konusu ne olursa olsun, bu değişmez. Doğanın güzelliği, uzak köydeki sevgili, kavgada can vermiş bir devrimci... Hepsi, Dêrsim’in toprağını, suyunu hatırlatan bir hüzünle birleşerek dolar hafızaya.

Özlem Gerçek’i, Grup Munzur’un solisti olarak tanıdık ilk. Munzur’un üretimleri, onun sesiyle kazındı hafızamıza. Kendine has sesiyle dikkat çekiyordu; her hikayeyi hüzünle buluşturan... Şimdi, ilk solo albümüyle müzikseverlerin karşısında: “Hem-Dil”, yine hüzünle bezeli bir albüm. Ama umutsuz değil; öfkesiz de... O da böyle tanımlıyor zaten: “Umutlu bir hüzün.”
Albüm, Kom Müzik etiketiyle çıktı. 10 şarkıdan oluşuyor; 3’ü Kirmanckî, 3’ü Kurmancî, 4’ü Türkçe... “Waxto Thal” ile “Yol” şarkılarının sözü ve müziği Özlem Gerçek’e ait.
Fazla uzatmadan, sözü albümün ve albümü yaratan derdin sahibi Özlem Gerçek’e bırakalım.

Albümün adıyla başlayalım. Neden ‘Hem-Dil’?

Zor zamanlardan geçiyoruz. Tarihte her şeyin bu kadar bir arada yaşandığı başka bir zaman var mıdır, bilinmez. Zulmün, direnişin, acının, barbarlığın, savaşın, barışın, hüznün, sevincin iç içe geçtiği zamanlara tanıklık ediyoruz. İçinden geçtiğimiz süreçte bölgemizde yaşananlar da ortada. Bundan kaçmak mümkün değil. İnsan farkında olsun ya da olmasın bu yaşananlardan payını alıyor, susarak ya da konuşarak, görerek ya da görmezden gelerek taraf oluyor. Doğru ile yanlış, iyi ile kötü her an her yerde, en başta da bireyin kendisinde karşı karşıya geliyor. Bölünmeler, ayrışmalar, karşı karşıya gelmeler kaçınılmaz ise ayrım noktalarının ne olduğu, ne olması gerektiği belirleyici hale geliyor.
“Hem-Dil” ya da “hemdil” Kürtçe, Türkçe ve Osmanlıca’da farklı anlamlar yüklenmiş Farsça kökenli bir kelime. Sözlük anlamı olarak fikirleri ve düşünceleri aynı olan, bir istekte buluşanlar denebilir. Aynı zamanda gönüldaş anlamına geliyor. Esasen arzuları, özlemleri bir olan ama sahte, suni ayrışmalarda karşı karşıya getirilen halkların dilleri, renkleri, inançları ne olursa olsun ortak arzu ve özlemlerimiz etrafında buluşmaları dileği, özlemi albüme bu ismi vermemde etken oldu. Albümde Kürtçe, Kirmanckî ve Türkçe eserlere yer verdik. Farklı dillerin zenginlik değil düşmanlık olarak dayatıldığı günümüzde aynı duyguları paylaşan, aynı geleceği arayan dillerin kardeşliğine vurgu yapmak, sesine ses katmak istedim.

Albümdeki şarkıların hikayeleri var mı?

Aslında her şarkının bir hikayesi var. Fakat bazı şarkıları üretirken, vücuda getirirken özel bir çaba ve duygu içine giriyorsunuz. Albümde meramımızı anlatmak istediğimiz şarkılar var. Mesela “Waxto Thal” Kirmanckî bir eser. Dêrsim 38’e, o yıkıma tanıklık etmemiş; tanık olanları sadece dinlemiş  biri olarak bende, bizde bıraktığı izlere dair bir hikaye var. Kaybolmaya yüz tutmuş bir dile yüreğimden geçenlerle uzattığım bir el olarak görüyorum ben. Anadilini sonradan öğrenmeye çalışan biri olarak vakit geçmeden el uzatmak istedim. ‘38 meselesi de öyle. Hakim iktidar, Dêrsim’i de, 38’i de kendi kirli iktidar kavgasında malzeme yapmaya çalıştı, çalışıyor. Sözde özür, sahte yüzleşme... Bizi ancak bizim gibi ezilenler anlar. Zalimlerin yardımına ihtiyacımız yok, bizi ancak biz kurtarabiliriz. Acılarımıza sahip çıktığımız oranda, gerçek bir hesaplaşmaya gidildiği oranda, dilimizi biz sahiplendiğimiz, koruduğumuz ve zenginleştirdiğimiz oranda, ona yürek ve el verdiğimiz oranda biz olabiliriz. Yoksa tekçi bir ideolojinin temsilcilerinin kendisinden olmayana el verdiği nerde görülmüş? İşte “Waxto Thal”, bizim kendi acımıza ve dilimize el verdiğimiz bir hikayeyle yüklü.
Kurmancî eserler ise sevda türküleri... Fakat sevdasını anlatırken dahi Wan’da üşüyen çocuklarla anlatıyor. Sevdasının ağırlığını ancak böyle, “Kürt” bir acıyla anlatabiliyor.  Anlatmak zor... Dinleyici her eserde biraz da kendi yaşanmışlıklarını katarak kendi hikayesini yaratacaktır diye düşünüyorum.

Albüm nasıl bir süreçte olgunlaştı ?

Uzun yıllardır müzikle ilgileniyordum zaten. Profesyonel anlamda da iki albüm çalışmasında yer aldım, grupla birlikte. Kolektif temelde müzik yapmanın yarattığı özgünlükler çok fazla. Bu yönüyle müzikal yolculuğum, esasta politik bir eyleme eşlik eden kolektif bir yaratım alanı olarak vardı. Her yönüyle benim açımdan bir olgunlaşma, var olma dönemidir bu süreç. Grupla yollarımız ayrılınca müziğe devam etmek fikri yoktu ilk zamanlarda.  Bir süre bekledim; fakat evde hep bir üretim halindeydim yine de. Müzisyen arkadaşların, dostların ve kardeşimin ısrarı, desteği, verdikleri cesaret, motivasyon ve kendime inanmamla işe başladık. Dünyada yapılabilecek en iyi işlerden, en iyi uğraşlardan biri, kanımca müzik. Özellikle bir kadın olarak zaten kendimizi ifade edebildiğimiz, var edebildiğimiz alanlar çok sınırlı. Erkek egemen iktidar hayatın her alanında psikolojik ve fiziksel olarak varlığımıza dokunuyor sürekli. Biraz da bu yüzden ve başka bir sürü toplumsal meselenin bir sonucu olarak kendimi var etme mücadelesi olarak da görüyorum bu yolculuğu.
Müzik yolculuğuma bireysel olarak devam etme kararını verdiğim andan itibaren de albüm çalışması başladı. Öncesinde çeşitli okumalar, araştırmalar yapıyordum zaten. “Nasıl bir müzik yapmak istiyorum” sorusunun cevabını verdiğim anda albüme adım attık. Biriken bestelerin değerlendirilmesi, elenmesi, repertuar çalışması, arşiv çalışması derken bir senelik yoğun bir çalışmayla Hem-Dil ortaya çıktı.

Albümün genelinde hüzün göze çarpıyor. “Serê Malan Darek Le” dışında neşeli notaları göremiyoruz pek. Hatta onda bile sizin sesinizden yayılan bir hüznün varlığından söz etmek mümkün, neden hüzün?

Ben hayatımızda devam eden mutlulukların çok kısa sürdüğüne tanık oluyorum. “Neden Hem-Dil” sorusunu cevaplarken biraz da bundan bahsediyordum. Dünyanın dört bir yanında çok fazla acı var. Yaşadığımız coğrafyada hele bu bambaşka bir hal alıyor. Televizyonu açıyoruz, kirli siyaset, kan, gözyaşı, kadın cinayetleri, çocuk ölümleri...  Bencilce yaşanan mutlulukların pazarlandığı programlar...  Sokaklar kendine yabancılaşmış insanlarla dolu. İnsanların yüzlerinde, gözlerinde yaşam ışığı göremiyorum çoğunlukla. Ve ben dünyadan, sokaktan, emekçi halktan uzakta, kendi dünyasında yaşayan biri değilim; hiç olmadım da. O nedenle genelde umutlu bir hüzün barındırıyorum içimde hep. Bu anlamda hüzne olumsuz bakmamak lazım. Acının, hüznün insanı güçlendiren tarafları var. Aynı zamanda sizin gibi hissedenlerle birleştiren bir tarafı. Hüznün, kederin özüne varırsak bizi güçlendirir diye düşünüyorum ben. Tüm bunlar üretimlerimize, söylediğimiz türkülere, onların seçimine yansıyor. Bizleri dinleyenler de zaten kederli insanlar. Çünkü ezilen halkların tarihi hep bu duygularla dolu. Hoş, eğlenmeyi de seviyoruz; ama mutluluklarımız kısa süreli, yaslarımız, acılarımız ise alabildiğine uzun. Bilinçli bir tercihten ziyade hissettiğim duygularla ilgili, yaşadığımız dönemle ilgili galiba. Halay çekmeyi ve söylemeyi de çok severim ama bu albüm biraz hüzünlü oldu, evet.

Anlattıklarından sonra sormak farz oluyor. Müzik ne ifade ediyor sizin için?

Müzik bir dünya... Duyguların, düşüncelerin ifadesinin biçimlendiği, ortaya çıktığı, başkalarına ulaştığı ve çoğunlukla ortak bir duyguya büründüğü bir sanat dalı. Bu benim çok ilgimi çekiyor. Söylediğiniz bir türkünün farklı farklı hayatlarda ortak bir duyguya dönüşmesi... Bir de oldukça popüler bir alan. Bu dünyada yaşanan haksızlıklarla, insana reva görülen insan dışı yaşamı ortaya çıkaranlarla derdim var. Biraz da bu yüzden insanlarla ilişkilenmek istiyorum. Türküler, şarkılar bunun çok etkili ve güzel, estetik biçimlerinden biri. Müziği seviyorum, türküleri seviyorum, Kürtçe türküleri seviyorum. Üretmeyi, yazmayı çok seviyorum. Tüm bunlar bir araya gelince güçlü bir motivasyon kaynağı oluyor.



OSMAN OÐUZ