Tarifsizdir o. Ne anlatmak istediğin için kurduğun cümlelerde, ne yazmak istediğin kelimelerde karşılık bulur. Yeri gelir çığlık, yeri gelir alev olmak istersin yıllardan beridir içinde biriktirdiğin tarifsiz olan o sese… Sonrası mı? Sonra olmaz deyip susarsın, beklersin… Sen susarsın, beklersin ama o susmaz her gün biraz daha büyür yüreğinde... Günü gelir artık bastıramazsın yüreğindeki o sesi, sen konuşmasan da, sen anlatmazsan da, o dökülür bedeninden bir ırmak misali… Sen susarsın, biz görürüz onu senin gözlerinde, sen susarsın biz hissederiz onu senin gülen yüzünde, sen susarsın ama biz anlarız senin eriyen ama baş eğmeyen bedeninde yükselen o sesi… Senin için isyandır o ses, ama umuttur o, senden bize, senden daha adı konulmamış yarınların çocuklarına emanet edilen…

Yüzündeki gülümsemenin, yüreğinden dökülen her sözcüğün, umutsuzluğa, karamsarlığa en önemlisi vurdumduymazlığımıza karşı açılmış bir isyan olduğunu belki de hiçbirimiz anlamadık ta ki; o bedenini Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki mutlak tecridin kırılması gerektiğine olan inançla açlığa yatırdığı ana dek…

Avrupa’da yaşayan her Kürt’te verilmiş bir sıcak selamı vardır onun. Kimisi misafir etmiştir evinde, kimisi uzun uzadıya yaptığı konuşmalarını dinlemiştir Heval Mustafa’nın. ‘Gelecek’ için hepimizin bir koşturma cabası içerisinde olduğu Avrupa’da, o daha doğmamış çocuklarımıza özgür bir gelecek bırakmanın inancıyla yürüyordu aramızda biz fark etmeden en önemlisi kendisi için tek bir şey bile istemeden. Kimi zaman yılların ona verdiği tecrübe ile bir bilge edasında yaptığı konuşmayı, kimi zaman ise dostça yapılan sıcak bir sohbetten arda bıraktığı güzel anıları anlatır onu tanıyan herkes. O güzel olana bağlılığıyla bir şeyler bıraktı onu tanıyan herkeste. Ama belki de hiçbirimiz sormamıştık ona, kendi hikayesini. Zaten sorulsa da kendinden bahsetmeyecek kadar mütevazidir, o. Çoğumuzun benle başlayıp benle biten cümleleri veya ben yaptım, ben ettim diyerek kendini bir yerlere kabul ettirme cabası içerisinde olduğu hastalıklı süreçte, o sadece inandıklarının en güzel sadeliğiyle yürüdü ve yürüyor aramızda.

   

Ne zaman ki; o bedenini birbirinden değerli 13 yoldaşıyla birlikte Strasbourg’da bir amaç uğruna açlığa yatırdığında, biz duymaya ve hissetmeye başladık onun kendisinde saklı kalan hikayesini ve aramızdan geçerken bize anlatmak istediklerini. Evet, yaşamını Kürt halkının özgürlük mücadelesine adamış ve direnişçi arkadaşlarının onu “Kürt halkının bir Çınar’ı” olarak tanımladığı isimden, Mustafa Sarıkaya’dan bahsediyorum. “Zamanın ve zorluğun kimilerini farklı yerlere sürüklediği 40 yıllık bir tarihte, zindanlara, sürgünlere rağmen o hep mücadeleye başladığı ilk gün ki, umudunu ve inancını koruyarak en önemlisi mütevaziliğinden hiçbir şey kaybeden kaldı dimdik ayakta” diyerek tanımlar onu tanıyan arkadaşları.  O umudun ve inancın tazeliği değil midir, bizler uzaktan seyrederken, bugün onu inandıkları için açlığa yatıran…

En son Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik yapılan uluslararası komployu 20. yılında protesto etmek için Strasbourg’da yapılan mitingde gördüm kendisini. 13 direnişçi arkadaşıyla birlikte çıkarken uğruna ölüme gittikleri halkının karşısına, açlığa zayıf düşen bedenine, yüreğindeki inancla ve umutla hükmediyordu adeta. Söz alıp konuşmadı ama eyleminin ona verdiği vicdani rahatlık ve karamsarlığa karşı direnişin, umudun, inancın tarif edilmez derinliği yansıdı o gün, haber için çektiğim her fotoğraf karesine…

Sahneden ayrılırken biraz daha da yakından tanık olduğumuz direniş karşısında belki de o an çoğumuzun yaşadığı utangaçlığın verdiği kısık sesle seslendim ona “Heval Mustafa” diye, sadece tarihin o anına tanıklık edecek bir fotoğraf karesi çekmek için. Geriye dönüp baktığında karamsarlığımıza ve ölüm sessizliğime karşı, gülümseyen yüzünde umudun, inancın, direnişin en güzel karesini bıraktı bizlere adete “karamsarlık ihanettir, umutsuzluk ihanettir en önemlisi sessizlik ihanettir” diyerek…

Evet, Mustafa Sarıkaya ve arkadaşları için bir isyandır gün ve gün daha da çok eriyen bedenleriyle ölümün üzerine gitmek, ama umuttur onlardan bize, onlardan daha adı konulmamış yarının çocuklarına emanet edilen…