Daha dün gibi inanmak mümkün veya çok güç, unutmak mümkün değil...
Kürt siyasetçisi, şairi, dil bilimcisi bilgesi Osman Sebri’nin aramızdan ayrılışının 20.yılını idrak ediyoruz. Kürt siyasal tarihinin ve edebiyatının ulu çınarı kendi kuşağının aydınları, siyasetçileri C.Bedirxan, Memduh Selim bey, Dr.Nuri Dersimi, Cegerwxun gibi gurbet elde yaşamını yitirdi.
Sadece şair ve dil bilimcisi değildi! Aynı zamanda önemli bir Kürt aktivisti idi. Amcası Narınceli Şükrü ağanın 1925’te idam edilmesinden sonra, kendiside İstiklal Mahkemesi’nde yargılanıp ceza aldı. Amcasına verdiği sözü tutarak amcasını ihbar eden Bedre Paşa’yı cezalandırarak Binxetê geçti. Binxet’te kendisini Xoybûn’un saflarında ve PDKS’nin (Suriye Kurdistan Demokrat Partisi) kurucuları arasında görüyoruz. Kürt Özgürlük mücadelesi uğruna uzun yıllar hapis yattı, başta Madagaskar adası olmak birçok defa sömürgeciler tarafından sürgüne gönderildi. Kendisi ile Şam’daki evinde yaptığım röportajda PKK’nin çok önemi bir tohum attığını, PKK ortadan kalksa dahi onun mirasını üzerine onlarca PKK’nin kurulacağını söylüyordu.
Ölüm haberini 13 Kasım 1993 tarihinde Ö.Gündem gazetesinden öğrendim. İçim burkulmuştu. Xalê Osman Sebri eksiği ile, fazlası ile unutamadıklarımın arasındadır.
Bir yıl sonra sevgili gorbehişt Medet Serhat ağabeyin 12 Kasım 1994’te sürgünde şehadet haberini alınca sürgün yüreğim bir kez daha burkuldu. Bab-ı Ali basını onu Behçet Cantürk’ün, ‘mafia’nın avukatı olarak okuyucularına lanse etti. Oysaki gerçek öyle değildi. Namuslu Kürtlerin tanıdığı gibi Medet Ağabey 1950’li yılların sonlarına doğru İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde öğrenci yurtsever bir Kürt genci idi. 49’lar ve 23’ler davasının sanıkları arasında idi. Hukuk Fakültesini bitirdikten sonra İstanbul’da avukatlık yapmaya başladı.
Divan Yolu’ndaki bürosunda Mehmet Tüysüz, Fethi Gümüş, Sait Pektaş gibi değerli yurtsever Kürt avukatlarını yetiştirdi.
1980 darbesinden sonra “Barış Derneği” davasından dolayı aranır duruma düştü. Bir müddet yurt dışında kaldıktan sonra yurda döndü.
Ankara’da görülen DDKD davası nedeniyle 33 gün MİT’in işkencehanelerinde işkence gördü. Öldürülecek Kürtlerin listesinde onun da ismi vardı. Behçet Cantürk şehit edildikten sonra “Aktüel” dergisi fotoğrafını basıp sıra onda mı diye manşet atmıştı. 11 ay sonra Bakırköy’de bir düğünden dönerken evine yüz metre kala önü kontgerilla tarafından kesildi. Şöförünü öldürdükten sonra kendisine yönelmişlerdi. Kurşunlarını öpülesi Kürt kafasına boşaltmışlardı. Şahadetinin üzerinden 20 yıl geçti. Unutamadım. Hatırladıkça burnumun kemikleri sızlar. Kendimde hep bir boşluk hissederim.
Ali Tekdağ, KUM üyesi idi. Daha öncede yazdığım gibi 12 Eylül’den sonra 19 defa gözaltına alınmıştı. Kardeşi Mehmet hoca 13 Şubat 1993 günü gündüz gözü ile Diyarbekir’de faili belli bir saldırıda şehit oldu. Babası şehit olduğunda 9 yaşında olan Mazlum Tekdağ bugün KCK ana davasında yargılanıyor. Açlık grevinde 63. gününü dolduruyor. Ali 13 Kasım 1994 günü eşi Hatice hanımın yanında gözaltına alınıyor. Doksan gün işkencenin her türlüsüne maruz kaldıktan sonra “Boğa” kod isimli bir subay tarafından şehit edildikten sonra cesedi yakılarak Silvan-Diyabekir yolundaki bir dere kenarına gömülüyor. Cesedi bulunmadı, mezarı bile yok. Oğlu Mustafa’da 1975 yılında Dersim’de şehit olmuş. “Ben İnsandım” şiirini okurken kendisi ile birlikte dinleyenlerini de tiril, tiril titreten sevgili Ali’yi de hiç unutmadım. Unutmak gaflettir. Gaflettin arkasından ise ihanet gelir. Ali Tekdağ’ı kaçırılışının ve şehadetini 19 yılında sevgi ve hasretle anıyorum. Kavgasını sürdüren evlatlarının, yeğeninin gözlerinden öpüyorum.
İsmet Şerif Vanlı, 1924 yılında Şam’da doğdu. 9 Kasım 2011’de Lousan’da aramızdan ayrıldı.
Uzun yıllar Kürt mücadelesinde yazar, diplomat, tarihçi, KDP öncülüğündeki Kürdistan’ın Güneyinde yürütülen mücadelenin bir dönem Avrupa temsilcisi, Baas rejiminin suikast kurbanı, PKDW üyesi ve KNK başkanı gibi görevlerde bulundu. Yıllarca doğduğu ülkesine hasret kaldı. Herkes ana dilini diasporada unuturken, kendisi ana dilini Avrupa’da öğrendi. Mücadele arkadaşı Nurettin Zaza ile birlikte Lousan mezarlığında yatıyor.
Cenevre-Starsbourg yürüyüşünde bir heyet ile birlikte mezarını ziyaret edip, mezarı başında bir kaç kelime konuşmuştum. Unutamadıklarımın arasında önemli bir yeri vardır.
Sürgünde 14 Kasım 2011 tarihinde kanser hastalığından kaybettiğim Ağa Kanat’ta yaşadığım sürece unutamadıklarımın arasındadır. ”Ördek hacı köyünün ay’ısı” hikayesini yazmıştım. Kürt ve Alevi kimliğinden taviz vermedi. Ruhu şad olsun. Sağlığım elverirse ölüm yıldönümünde kendisini sevenleri ile birlikte anacağım. Kürdistan’a gömüldü. Toprağı bol olsun.


KÜRDİSTAN TARİHİNDE BU HAFTA:
* 13 Kasım 1960 tarihinde Surye Muhaberatının Amude’de bir sinemayı yakması üzerine aralarında çocukların çoğunlukta olduğu 260 Kürt öldü.
* 15 Kasım 1922 tarihinde Süleymaniye’de Roja Kurd dergisi yayınlanmaya başladı
* 15 Kasım 1990 tarihinde “Özgür Halk” dergisi İstanbul’da yayınlanmaya başlandı.
* 16 Kasım 2000 tarihinde sürgünde yaşayan Ahmet Kaya, Paris’te bir kalp krizi sonucu yaşamını yitirdi.
* 18 Kasım 1937 tarihinde Seyit Rıza, oğlu ve beş arkadaşı Elaziz Buğday Pazarı meydanında idam edildi. Cenazeleri bugüne kadar ailelerine teslim edlmedi.