Bugün Rıfat Arslan babamın neredeyse yüzyıl süren yalnızlığı son buldu.

Beni ilk olarak sadece Dêrsim Sürgünü sırasında ölmüş annesinin güzel adını taşıyorum diye sevmişti. ''Benim annemin de adı Elif'ti'' deyişi kulaklarımda hala. Annesine doyamadan kaybetmişti onu.
Ömrü kayıplara yazılı Rıfat Baba. Güzel başlayan çocukluğunu ezen Dêrsim Katliamı, ilk saldırı dalgasında hiç unutamadığı babasını almıştı elinden. Beyaz atı ile Mazgirt karakoluna giden Sarı Süleyman Ağa'dan ve onun acısına dayanamayıp yemeden içmeden kesilen ve kaybettikleri atından bahsetmediği uzun sohbeti olmazdı.

Ölümler aynı düşmanın elinden

Alzheimer beyin hücrelerini yediğinde dahi vazgeçmedi hatırlamaktan… Unutmadı, unutturmadı…
Sonrasında Uşak'a nasıl sürüldüklerini, o kara vagonlarda biten çocukluğunu da anlattı. Bunu da hiç unutmadı, unutturmadı…
Yıllar sonra Mardin'de şehit düşen, babasının adını verdiği oğlu Süleyman’ı hiç unutmadı… Babasıyla, oğlunun ölümünün aynı düşman elinden olduğunu hiç unutmadı, unutturmadı…
Evlatlarının acısına, hasretine alışık yaşadı. Hasrete, kayıba bir adım mesafede yaşadı hep.
Yemek yemeği unuttu ama….
Zonguldak'ın, Adana'nın ve özellikle Keban'ın işçileri iyi tanır onu sendikacı Rıfat’ı. Yerini hep bilmiş olan Rıfat’ı…
O kadar acıyı nereye sığdırdı diye düşünürdüm hep. Öyle bir kocaman yürekti işte. Ömrünün son demlerinde pençesine düştüğü Alzheimer unutturur belki bir ömrün kaldıramayacağı acıları diye düşündüğüm de oldu. Nafile! Yemek yemeyi unuttu ama acılarını unutmadı …

Işıklar içinde uyu Rıfat Baba
Belki babası Süleyman Ağa o muhteşem atıyla gelmiştir onu karşılamaya, terkisinde Elif Anası vardır belki de… Sarı Süleyman gelmiştir yattığı toplu mezardan kalkıp, elinden tutmuştur Bircan’ın kaybolmasın diye. Dayıları da ordadırlar, son ferdine kadar katledilmiş o kocaman aile…
Belki bizim yaşadığı sürece saramadığımız, sarmakta çaresiz kaldığımız yaralarını sararlar onun. İnanıyorum ki; bitmiştir bir hasret. Işığa boğulmuştur şimdi mavi gözleri.
Işıklar içinde uyu Rıfat Baba…



ELİF YILDIRIM