Yirmi üç yıl önce ne olduysa bugün de aynı şey olmakta… Katliamlar, yakıp, yıkmalar, ölümler, ölüleri seyredenler… 

Seri katillerin nefesi hala ensemizde. Üstelik daha örgütlü, daha silahlı, daha sistemli cinayetler işlemeye devam ediyorlar. ‘’Otel dışındaki halkımız zarar görmemiştir” diyen dönemin başbakanı Tansu Çiller’le bu vatana daha çok şehit kanı akıtacağını haykıran faşist zihniyet de aynı.

Madımak Oteli’nde 33 kişi cayır cayır yanarken, ama tahrik vardı diyenle, Kürdistan’da kapatıldıkları bodrum katlarında öldürülen, yakılan insanların yasını tutamayan ama onlar da hendek kazdılar diyen de aynı. Bu zihniyet değişmediğine, kendisine benzemeyene yaşam hakkı tanımayan, ölümü hak ettiklerini iddia ve iştahla duyuranlar eksilmeyip arttığına göre buna maruz kalanların yapacakları bir şeyler olmalı. Işid denilen örgüt birdenbire türedi sananların aklına şaşarım. Madımak’ı yakanlarla, Işid’çilere ev kiralayan, onlara silah yardımı yapan, ülkelerinde besleyen, rahat seyahat (!) etmelerini sağlayan zihniyet de aynı ve iktidarda.

Daha dün Atatürk Havaalanı’nda 44 kişi ölmemiş, 300’e yakın kişi yaralanmamış gibi, Ankara’da, Suruç’ta, Diyarbakır’da katledenlerin hemen unutulmuş gibi bayram havasında köprü açanları, utanmaz, arlanmaz, yas tutamazları seyrediyor, seyrediyor, seyrediyoruz. Baştan aşağı acıya, kedere boğulmuş bir halde onları izlerken, söz de acının anlamını karşılayamaz oldu iyice. O nedenle belki susmak, en azından bugün bu utançla susmak ve sözü Madımak’ta yanan şair Metin Altıok’a bırakmak en doğrusu. O şair ki, yanmayı daha çocukkenden bilmişti. Bir ağacın altına bırakılan çocukken… Ana babası tarladayken, o ağacın altında yalnızken bir akrep ayağını soktu diye, kaynar kazana sokulup çıkarılan o çocuğu, 52 yaşında yine aynı kazana soktular da bu kez kimse çıkarmadı, çıkaramadı. Onun şahsında orada öldürülenlerin yasını bir kez daha ta içerimde hissediyor, acıda ortak olabildiğimiz günlerin de gelmesini diliyorum. 


BİR GÜN ÖLÜRÜM 


Uzak solgun çocukluğum 

Akşam alacası, kasaba, 

Çatılarda kargalar 

Hüzünlü gençliğim 

Sabahcı kahveleri 

Umutsuz aşklar 

Bir anı tüneği şimdi 

Yaşadığım geçmiş yıllar 


Ben derim ki 

Ömrüm, ömrüm 

Mumlar neden eriyip sönerler de 

Tersine doğru yanmazlar 

Uzayarak yeniden? 

Ve insan doğmak ister mi 

Bir daha, ölmek için? 


Ölümü arayarak geçti 

Bunca yılım 

Kötü annem 

Beni komşunun oğlu kadar seven 

Yok olan babamdı belki 

Ölüm tutkumu pekiştiren 


Elbet bir gün ölürüm 

Ömrüm ömrüm 

Ve yanan mum 

Kara bir fitil bırakır ardında 

Ne kadar benzeşiyor birbirine 


Zifiri karanlıktı gece 

Mum bitti, yanmadı tersine 

Beyaz mürekkeple yazdım 

Bu şiiri karanlığın üstüne 


Ben derim ki 

Geçip gider zaman 

Geri alınmaz bazı şeyler 

ömrüm ömrüm 

Ve yanan mum 


soğur cehennem bile 

Metin Altıok