Her halkın tarihinde, mihenk taşı olan anlamlı günler ve tarifi zor anlar vardır. Her toplumun bağlı olduğu kutsal değerleri vardır. Halklar hep bu kutsallık etrafında adeta bir zincirin halkaları gibi birbirlerine kenetlenirler. Yıllardır görkemli bir direnişi ve onurlu mücadeleyi göğüsleyen bölgemizde ve ülkemiz Kürdistan’da bu tarihi anlar ardılları tarafından her zaman yad edilir, değerlerine değer katılır.

 İşte tam da zaman 1996 yılının 6 Mayıs gününü gösterdiğinde, tarihe en büyük ihanet olarak yazılacak anlardan biri yaşandı. Partimiz PKK’nin dördüncü konferansıydı. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın bulunduğu sahada toplanmıştık. Partimizin öncü kadroları ve onlarca militanı, kadın-erkek yoldaşlar, yoğun bir gündemle bu konferansta tartışmalarını sürdürüyordu. Önder Apo açılışı yaptı ve ardından gündemi belirledi, ideolojik ve politik hattı çizdi. Dönem görevlerini tartışıyorduk. Konferansın coşkusu ve önümüze koyduğumuz yeni dönem tartışmaları hepimizi heyecanlandırıyor, sıcak bir atmosfer yaratıyordu. Hiç kimsede o gün olacaklara ilişkin bir kaygı ve kuşku yoktu. Sadece Önder Apo her zaman olduğu gibi, öngörüleri ve sezgileriyle düşmanın rahat durmadığına dair düşünceleri olduğunu hissettiriyordu. Sahaya her gelişinde, düşmanın bazı hazırlıkları olduğunu, “Ne yapabilirler?” tarzında sorduğu sorulara karşılık bizler de, “Ülkede operasyonlar olur” diyorduk. Zaten bazı alanlarda o yıl düşman operasyonlara erken başlamıştı. Amed ve Botan’dan çatışma bilgileri bize geliyordu. Yine bizler o zaman “düşman en fazla ana karargaha yönelebilir” diyorduk. Ancak Önder Apo, “Hedef biziz” diyordu.
Dönemin başbakanı Tansu Çiller, tehditler savurmaya devam ediyordu. “Apo’nun ya ölüsü ya da dirisi” diyordu. Bizlerse; deyim yerindeyse tam bir gafleti yaşıyorduk. İşte tam da ‘ihanet tarihi tekerrür etti’ dedirtircesine 6 Mayıs günü TC, uluslararası güçler ve bölgedeki hain Kürtlerin de işbirliğiyle,  bir tonluk patlayıcı yüklü bir minibüsü saat 22.30 civarında Parti Merkez Okulu’nun yakınlarında patlattı. Göğü yırtarcasına çıkan şiddetli patlama sesi nedeniyle bulunduğumuz yer bir anda sarsıldı, ortalık toz duman deryasına boğuldu. Okulumuzun camları paramparça etrafa dağılırken, bahçenin ağaçları kökünden söküldü ve kadın arkadaşların kaldığı çadırın duvarının yarısı yerle bir oldu. Neye uğradığımızı anlayamamıştık bile! Patlamanın şiddetiyle, Parti Merkez Okulu’nun elektriklerinin kesilmesi sonucu ortalık bir anda karanlığa büründü.
Yaklaşık dört beş dakika sonra arkadaşlar toplandı. Ne olduğunu herkes birbirine soruyor; kimisi tüp patladığını sandığını anlatıyor, kimisi füze atıldığını, kimisiyse saldırıya uğradığımızı söylüyordu. Aslında dile getirmemiş olsak da hepimizin ortak endişesi ve akla ilk gelen; “Acaba Önderliğe bir şey oldu mu?” sorusuydu. Hızla nizamiye kapısına doğru yöneldik. Suriye güvenlik güçleri hemen yakınımızda bulunan evlerin yanındaki tüm yolları kapatarak kontrolü sağlamaya çalışıyordu. Önderliğe bir türlü ulaşamıyorduk. Kısa bir zaman içerisinde Önderlik merakımızı yatıştırmak istercesine yanımıza bir arkadaşı yollamıştı. Çünkü kendisinin bulunduğu yerden de patlama sesi tüm şiddetiyle hissedilmişti. Ve Parti Merkez Okulu’na, yani konferansa saldırı olduğundan hiç şüphesi yoktu. Çünkü hissetmişti.

İlk açıklama Güneyli örgütlerden!

Olay sonrası ilk açıklama Güney Kürdistan örgütlerinden gelmişti. Açıklamada “Şam’da Apo’nun karargahına saldırı oldu. Kendisi ya şehit ya da yaralıdır” demişlerdi. Tabi ki bu açıklamanın altında derin bir mesaj yatıyordu. Eğer bu olaya ilişkin bilgileri yoksa niye hemen açıklama yapma ihtiyacı duymuşlardı? Kafalarda bu sorunun cevabı aranırken, uluslararası komplocu güçler ve TC’nin ilk ortak operasyonu böylece pratikleştirilmişti. Ancak plan istedikleri gibi gitmemiş, başarısız olmuşlardı.
Önder Apo’nun öngörüsü ile yıllardır aldığı önlemler, bir kez daha bu güçlerin boşa çıkmasına neden olmuştu. Herkes birbirine soruyor ve bu saldırıyı kimlerin ve neden yapmış olabileceğini yorumluyordu. Sabaha kadar herkes ayaktaydı. Önder Apo’ya ilk bilgilerin ulaşmasının ardından konferansın biteceğini tahmin ediyor, artık “Ülkeye döneriz” diyorduk. “Önder Apo’yu bir daha görebilecek miyiz acaba?” diye kendi aramızda yorumlar yapıyorduk. Ertesi gün saldırının yapıldığı aynı saatte Önder Apo okula geldi. Adeta hiçbir şey olmamışçasına her yeni güne başladığı gibi; moralli, coşkulu, sakin ve çok heybetliydi. Önderliği karşımızda gördüğümüz an hepimiz ona doğru koşmaktan kendimizi alamadık. Kimimiz sarıldık, kimimiz kenetlenircesine etrafında çember oluşturduk. Büyük geçmiş olsun dileklerimizi ilettikten sonra Önderlik, “Rahat olun, biz büyük komployu boşa çıkarttık, sabah görüşürüz” dedi.

‘6 Mayıs’ta bizi bitirmeyi hedeflediler’

Bizse; heyecandan yerimizde duramıyor, Önderliğimizden büyük güç ve moral alıyorduk. Diğer yandan Önderliğin okula gelişinden kaygılanıyor, onun için tehlikeli olduğunu düşünüyorduk. Merak ve sabırsızlıktan sabaha kadar gözümüze uyku girmedi. Kendi yöntemimizle tedbiri almaya çalıştık. “Acaba Önderlik bu alçakça saldırıyı nasıl değerlendirecek? Acaba kimler yaptı, bundan sonra nasıl olacak gibi bin bir soru zihnimizde dolaşıyordu.
Önderlik sabah programına normal başladı. Çözümlemeye saldırıyı kınayarak ve tüm halkımıza geçmiş olsun diyerek başladı. “Bir oyunu daha bozduk ve komplocular amacına ulaşamadı. Özellikle neden 6 Mayıs’ta bizi bitirmeyi hedeflediler?” dedi. Sorusuna cevaben, “Çünkü biz Denizlerin, Hüseyinlerin, Yusufların mirasını devralan bir Önderlik ve hareketiz. Bu saldırı aynı zamanda tüm Türkiyeli devrimci sol güçlere ve Türkiye halkına da yapılmıştır. Onları 6 Mayıs’ta idam ettiler, bizi de bir 6 Mayıs gününde büyük bir öfke ve kinle paramparça etmeyi esas aldılar. Ancak bizim nasıl bir Önderlik ve hareket olduğumuzu hala anlayamamışlar!” diye de ekledi. “Yine diğer yandan mayıs ayı Haki yoldaşın şahadet ayıdır. PKK’nin kendisini var ettiği aydır. Başladığımız anı son an yapmaktı amaçları” dedi.
Bir an önce Önderliğin okuldan çıkmasını arzuluyorduk, ancak Önderliğin tarzı ve yaklaşımı bizi şaşırtmaya devam ediyordu. Önderlik okula adeta kamp kurdu ve on gün boyunca ayrılmadı. “Bir komutan tehlike anında gücünün yanında olmalıdır” diyerek gece gündüz demeden yüksek bir tempoyla çalışıyordu. İşte Önder Apo‘nun temel farkı, bu yaşam tarzında gizlidir. 18 Mayıs’ta Önderlik konferansı büyük bir coşkuyla tamamladı ve aynı gün gruplar yola çıktı. Aldığımız bu güç ve moralle yönümüzü ülkemizin özgür dağlarına çevirdik. Önder Apo‘dan ayrılmak elbette ki kolay olmamıştı. Ve bu uluslararası komplo daha da gelişip devam ederek 15 Şubat sürecinde Önder Apo’nun esaretiyle bambaşka bir aşamaya evrildi.

Mahirlerin, Denizlerin ardılları

Evet bu tarihin üzerinden 18 yıl geçti. Önder Apo ve Özgürlük Hareketi komplocularla anı anına mücadele vererek bu günlere ulaştı. İhanetçi güçlerin tüm imha, tasfiye ve karalama propagandalarına karşı Önder Apo, Türkiye ve Kürdistan halklarının bir arada yaşamasının güvencesi olmaya devam ediyor. Önder Apo’suz hiçbir güç bu iki kardeş halkı, bunca komplo ve saldırılara rağmen bir arada tutamazdı, tutmazdı. Önderlik, HDP’yi geliştirip güç vererek; 6 Mayıs’ta idama götürülürken “Yaşasın Türkiye ve Kürdistan halklarının ortak mücadelesi” diyen direniş ruhunu, yani Üç fidanları ve Hakileri ölümsüzleştirmiş oldu. Kendi deyimiyle kırk yıllık mirasını HDP’ye devretti. Bu anlamlı projeyi iyi kavramak, hak ettiği değeri vermek her devrimcinin, demokratın, dostun ve özgür gelecekte yer alacakların görevidir. Önder Apo, Kürt ve Türk halklarının ortak güvencesidir. Mahirlerin, Denizlerin ardılları ve can yoldaşıdır. Onların anılarını yaşatmak ve mücadelelerini sürdürmek, ancak ve ancak  Önder Apo’yu esaret altından çıkartmakla mümkündür. Bu da komplocu güçlere verilecek en anlamlı cevaptır. Bu vesileyle 6 Mayıs Şehitlerini saygı ve minnetle anıyor, faşist, katliamcı, komplocu güçleri nefretle kınıyor, zafer halklarımızın ortak mücadelesiyle olacaktır diyorum.