
Ülkesindeki askeri darbe döneminde en etkili muhalifler arasında yer alan, Arjantin’in önde gelen edebiyat ve kültür eleştirmeni Beatriz Sarlo, Geçmiş Zaman’da devlet terörü karşısında öznel anlatının sınırlarını araştırıyor. Bu yıl Türkçe’ye çevirilen kitapta yazar, Arjantin’in yakın tarihinden hareketle bellek kültürü ve deneyim aktarımı üzerine yoğunlaşıyor. Hatırlama ve unutma arasında, öznenin belleğinin önemi ve değerine atıf yapıyor.
Kitap; Geçmiş zaman, Tanıklığa eleştirel bakış: Özne ve deneyim, Tanıklık retoriği, Deneyim ve akıl yürütme, Postmemory ve yeniden inşa etme ve deneyimin ötesinde adlı bölümlerden oluşuyor.
Anlamak önemli
Bir bireyin, bir toplumun, bir ulusun bütünlüğünün „hatırlama“ya –yani kendisine ve başkalarına ait olguları kaydetme, koruma, yansıtma yeteneğine– bağlı olduğunu kabul edersek, geçmişin bugün üzerinde sürekli etkide bulunacağını da görürüz. Dünyanın her yerinde devlet terörü büyük yıkımlara neden olmuştur: kaçırılan ve yok edilen kişiler, zorunlu sürgünler, işkence ve siyasal kovuşturmalar... Tarafsızlık iddiasında bulunmadan, acıları çoğaltmadan, kısaca kendimizi kandırmadan, toplumsal belleği nasıl oluşturabiliriz?
Demokrasinin yeniden inşası için kurbanların söz sahibi olup devletin çektirdiği acılara tanıklık etmeleri, hikâyelerinin kanıt işlevi görmesi önemlidir. Ancak „bellek endüstrisi“nin girdabına kapılmamak da bir o kadar önemlidir.
Beatriz Sarlo bir yandan Arjantin örneğinden hareketle gerçeğin kanıtı olarak kişisel deneyimin değerini incelerken bir yandan da zulümlerle ilgili bilgi ve belgelere doymuş bir dönemde, kültürün bekası için kuramın ve düşüncenin değerini savunuyor. „Anlamak hatırlamaktan daha önemlidir“ diye uyarıyor.
Toplumsal belleğin oluşumu
Sarlo’ya göre devletin işlediği cinayetler ve acılara tanıklık, tüm bunlardan türeyen hikâyeleri bir tür kanıta dönüştürüyor. İşte bu nedenle o hikâyelerin yorumlanması; öznel anlatıların, ülkesindeki devlet terörü karşısında ayağa dikilmesi Sarlo için hayli önemli. Onun için ‘geçmiş manzarası’ yaratma, toplumsal belleğin kuruluşu için dikkate değer bir unsur.
Sarlo, ‘tanıklık hakikatinin fetişleştirilmesine’ karşı bir uyarı mimi koymaktan da geri durmaz; onu, üstün hakikat haline getirecek herhangi bir girişimin, aynı resmi tarihte olduğu gibi, anlatının sorgulanamaz biçime sokacak her şeye soğuk bakar. Sarlo’nun yaptığı, deneyimin anlatılması ve aktarılmasına önem ve değer verilmesine; onun dikkate alınmasına ilişkin. Çünkü ne de olsa bellek anlatısında anlatıcı, hikâyenin parçası olur ve öykü, ikna retoriğine dönüşebilir. Sarlo’nun dediği gibi tanıklık, anlatıcı olaya karıştığından ‘söylem’dir ama bu bile o anlatının önem ve değerini ötelemez: „Bellek söylemini ve birinci tekil şahıs anlatıları harekete geçiren, açıkça kendini ele vermeyen anlamı yakalamaktır; sadece unutmaya karşı kendilerini ifade etmekle kalmaz, bütünlüklü bir yorum sağlayacak anlamı bulmak için de uğraşırlar. Söylem, tekil açısından hatırlanmış deneyimle bağlantısı nedeniyle tarihten çok daha somut ve ayrıntılıdır.“
Sarlo, tanıklıklardaki ayrıntıların önemine de dikkat çeker: „Aslında hakikat ayrıntılarda, hatta ayrıntıların üst üste gelmesinde ve tekrarında.“ Buna örnek olarak da Arjantin, Şili ve Uruguay’daki kayıp ailelerinin anlatılarını verir.
Zamanaşımının önüne geçmek
Sarlo, tartışmaya yeni bir boyut katma adına ‘unutmama’ olarak kavramlaştırılabilecek hatırlamayla ‘vekâleten devralınan anılar’ın ima edildiği ‘hatırlama’ arasındaki ayrıma yöneliyor. Hatırlama edimi ona göre ‘yaşanmışı hatırlama’yla geçmişe ait anlatı ve imgeleri hatırlamak arasında anlam kaymalarına yol açar. Yazar, konuyu daha da derinleştirmek için şu açıklamayı yapıyor: „Bellek hatırlayanın deneyimi olmayan ama olaylara karışanların ağzından dinleyerek (ya da resimlerini görerek) ikincil kaynaklardan gelen bilgilerle ikinci derece bir söyleme dönüştürülebilir. Bunlar ikinci kuşak anılardır, kamu ya da aile belleğinde kalan hayırlı ya da trajik olayların anılarıdır. Eğer geçmiş yaşanmış geçmiş değilse anlatısı ancak dolayımlar üzerinden gerçekleşebilir, hatta yaşanmış olsa bile bir bölümü dolaylı olarak edinilir.’
Tüm anılar parçalardan oluşur ve Sarlo’nun amacı da bu bütünlüğü var eden parçalara ulaşmak; bir ölçüde onları dinlemek ve anlamlandırmak.
Sonuç olarak Sarlo’nun amacı, deneyimlerin aktarılacağı bir hafıza yaratmak ve belleksizlikten doğan kara deliğin büyüyerek geleceği içine alması veya yutmasının; yani, zamanaşımından doğacak unutmanın önüne geçmek adına bir adım atmak.
KÜLTÜR SERVİSİ