Urfa denilince akla peygamberler gelir. En çok da Hz. İbrahim. Her Urfalı’nın evinde mutlaka İbrahim adını taşıyan bir çocukları da vardır. Tek Tanrılı dinlerin temeli o kadim topraklarda atılmıştır. Ateşi de akla getirir, kurban olmaya karşı çıkmayı ve Hz. Eyup’un sabrını da...
Yani Urfa hem direngendir, hem sabırlı, hem de bağlı.
Urfa’dır işte, şairin dediği gibi, “Eteklerinde duaların döküldüğü,” mistik bir şehir. Nemrutlarla başı derttedir her daim.
Nemrut’un falcısı bir gün, bir çocuğun doğacağını ve onun saltanatını yıkacağını söyler. Böylece o gün doğan tüm erkek çocuklarını öldürtme emrini verir Nemrut. Hz. İbrahim’in annesi ise bir mağarada çocuğunu muhafaza eder. Günler su gibi geçer ve çocuk İbrahim büyür ve kendisine bir tanrı arar. Çünkü putlar onu ikna etmemektedir. Ve unutmayalım ki, putlar ve heykeller yıkılmak için vardır.
 En parlak yıldızın tanrı olduğunu sanır, ama gündüz yok olup gittiğini görür. Güneşi tanrı sanır, ne acı... Onun da geceleri istiratgahına geçtiğine tanıklık eder. Ayı gündüzleri görmediğinde onun da tanrı olamayacağını düşünür. Velhasıl sonunda anlar, tanrının gökyüzünde olduğunu. Bunun üzerine gider tapınakta putları kırar. Putları kırdığı baltasını da en büyük putun boynuna asar.
Ortalık ondan sonra karışır. “Kimdir bunu yapan,” diye sorarlar. Hz. İbrahim de, “Gidin en büyük puta sorun, o bilir,” der. Bunun üzerine, “Put konuşmaz ki,” diye cevap verirler. Hz. İbrahim de der, “O zaman neden tapıyorsunuz konuşmayan ve diğer putların kırılmasına izin veren bir puta.”
Putların şahsında düzene karşı gelinmiştir. Yöredeki tüm odunlar getirilip şimdiki Halil İbrahim Gölü’nün oraya yığdırılır ve ateş tutuşturulur. Urfa Kalesi’nde mancınıkla ateşe atarlar Hz. İbrahim’i, ama ateş su olur, odunlar da balık. Bu arada Nemrut’un kızı Anzılha Hz. İbrahim’den etkilenmiştir. Anzılha ateşin içine atar kendisini ve oradaki ateş de su, odunlar da balık olur. İki gölde yan yanadır.
Urfa, direniş ve bağlılığı o gün bugündür bağrında barındırır. Hz. İbrahim kadar direngen ve Anzılha kadar da bağlıdır. Ve sabırlı...
Neden mi anlatıyorum bunları? Çünkü Urfa’da yine Nemrutlar ateşgahlarını yakmış bulunmaktalar. Cezaevine insanlar istiflenmiş bir vaziyetteydi. Kırk dereceye kadar çıkan cehennem ateşinde soluk bile alamamaktaydılar.
Evet, bu duruma karşı koydular. On üç can aramızdan ayrıldı. Adli mahkum olmaları bir şey değiştirmez. Sonuçta onlar da insan. Kimsesiz. Onları koruyabilecek tek bir kurumları bile yok. Çünkü hepsi Kürt ve fakir fukara çocukları.
Hz. İbrahim kadar zulme karşılar. Düzeni kökten sallayacakları da kesin. Çünkü zalimlerin eceli tez olur. Dünyada kendisini yaşatabilen tek bir baskıcı ve zalim kurum, kuruluş ve  devlet kaldı mı ki, onlar da kalabilsin.
Urfa’da çıkarılan yangına diğer cezaevleri de destek sundu. Direniş ateşi harlandı. Her şey böyle başlardı, biliyorlardı. Hz. İbrahim’de tekti. Yalnızdı. Ama bugün kazanan Hz İbrahim olmuştur. Zalim Nemrutların köküne böyle kibrit suyu dökülürdü. Direniş ateşi harlanır ve zalimin mazlumları yakmasına müsaade edilmezdi.
Eminim, bu topraklarda zulüm yok olup gidecektir. Ve hiçbir çocuk, ressamların gergefine ateşli gözlerle işlenmeyeceklerdir. Şairler çocukların mutluluğunu yazacaklardır, yeter ki sabırlı, bağlı ve dirençli olalım. Gerisi kolay...

mehmetsogut-k@hotmail.com