
Gazetemizin dayanışma gecesine katılmak üzere geçtiğimiz günlerde Almanya’ya gelen Osman Baydemir’le işte bu süreci konuştuk. Baydemir, büyük bir heyecanla, hem geçmiş pratiğini hem de Urfa’ya ilişkin duygu ve projelerini anlattı.
Amed ile başlamak istiyoruz. Bu kentte 10 yıl belediye başkanlığı yaptınız ve artık Amed’le özdeşleşmiş bir yüzsünüz. Burada görev yaptığınız dönemi nasıl değerlendiriyorsunuz, geçmişe baktığınızda ne görüyorsunuz?
Her şeyden önce, 20 yıllık bir zaman dilimidir ki, halkımın haklı davasının çeperi içerisindeyim. Gücüm oranında yaşamımın son 23 yılını halk lehine, halkımın haklı davasına vakfettim. 10 yıllık zaman diliminde, yerel yönetim kulvarı içerisinde halka mahcup olmamamın heyecanını yaşıyorum.
Doğrusunu ifade etmek gerekirse, Amed’de yerel yönetimde hizmet bayrağını arkadaşlarımızdan devraldık. Benim inancım odur ki, arkadaşlarımızdan aldığımız bayrağı yüksek bir yere onurla taşıdık; halkımıza karşı mahcup olmadık ve onurla, heyecanla tekrar arkadaşlarımıza devredeceğiz. Bizden devralan arkadaşlarımızın da bu bayrağı çok daha yüksek bir yere taşıyacaklarına inanıyorum. Bundan zerre kadar şüphem yok.
Amed halkına da çağrıda bulunmak istiyorum: Esas hizmet adresi, Barış ve Demokrasi Partisi’dir. Bu itibarla da yüksek bir oy oranıyla tekrar arkadaşlarımız Amed halkının hizmetine gelecek, teveccühlerine mazhar kalacaklardır.
‘Yeni bir kent yarattık’
Amed’e dair, A’dan Z’ye, AKP ya da devlet belediyeciliğine fark atacak uygulamaları yaşama geçirdik. Öncelikle Amed’e yönelik dünya çapında bir farkındalık yarattık. Kültürde, turizmde, dilde, inançta büyük bir fark yarattık. Sosyal politikalarda büyük bir fark yarattık. Kentsel planlamada büyük bir fark yarattık. Ulaşım master planıyla imar master planını eş zamanlı hayata geçirdik. Bugün Amed nüfusuna baktığımızda neredeyse nüfusun altı yüz binine hitap eden bir alanda, 10 yılda yeni bir kent yarattık. Doğrusunu söylemek gerekirse bu muazzam başarı, her yerel yönetime de nasip olmuyor. Modern bir kentin yol haritasını oluşturduk. Aynı şekilde, henüz binaların girmediği yerlere bile altyapı götürdük. Dolayısıyla kentsel ihtiyaçlar ve altyapı ihtiyacına en az 5-6 yıl öncesinden karşılık verme imkanına sahip olduk. Ve kentimiz Amed, hakikaten, Türkiye’de bir ilgi odağına dönüştü.
Tam da bu noktada Urfalı kardeşlerime bir çağrım var: Arkamızda on yıllık bir büyükşehir deneyimi var. Sosyal politikalarda dünyada ödül almış bir yerel yönetim deneyimi var. Porto Allegre’de düzenlenen, dünyanın 29 ülkesinin ve onlarca metropol belediyesinin katılmış olduğu yarışmada, sosyal belediyecilik uygulamaları alanında Diyarbakır Belediyesi birinciliğe seçildi. Ben Urfa’nın tarihinde, özellikle de 80 yıllık tarihinde hak ettiği hizmeti görmediğine inanıyorum.
AKP’nin de Amed’e yönelik bir politikası var ki karşınızda mütemadiyen yenilgiye uğradı. Bu seçimlerde de AKP, güçlü olduğunu düşündüğü bir adayla seçimlere giriyor. Ne düşünüyorsunuz? AKP Amed’de ne ifade ediyor?
Şüphesiz ki demokrasilerde seçimler ana imtihandır. Demokrasinin bir gereği olan seçimlerde her siyasal parti, en güvendiği adayıyla halkın huzuruna çıkma ve teveccüh bekleme hakkına sahiptir. Dolayısıyla AKP de Kürdistan’da adaylarıyla halkın karşısına çıkıyor ve oy talep ediyor. Doğrusunu söylemek gerekirse, bana göre AKP’nin Amed’de zerre-i miskal kadar şansı yoktur. Zira Amed halkı, kimin onun hizmetkarı olduğunu, kimin de onu suistimal ettiğini çok iyi biliyor. Bu 10 yıllık zaman diliminde bizim en büyük hedeflerimizden biri de halkımıza, halkımızın vicdanına, bilgisine, olanı ve gerçeği sunmaktı.
AKP’nin iktidar olduğu dönemde bölgeler arası gelişmişlik farkına, Ankara Hükümeti’nin bölgeye sunmuş olduğu olanaklara baktığımızda görüyoruz ki, negatif uygulamalar hala devam ediyor. AKP’nin tek çalışması PR (halkla ilişkiler, reklam) çalışmasıdır. Ekonomik politikalarla ilgili, kentlere vermiş olduğu kamu yatırımlarıyla ilgili sadece PR çalışması yapıyor. Benim iddiam şudur: Marmaray’a verilen kaynak, bütün Kürdistan illerine verilmemiştir. Bütün Kürdistan illerine verilen ulaşım altyapısı kaynağından katbekat daha yüksektir. Bu da AKP’nin bölgeler arası eşitsizlikle ilgili politikasının 70-80 yıllık politikadan farklı olmadığının ispatlarından sadece bir tanesidir. Bunun gibi onlarca örneği ortaya koyabiliriz. Urfa halkımız da bunu çok iyi bilsin.
Sanırım daha çok Urfa’yı konuşmak istiyorsunuz; artık oraya geçelim. Başta şunu soralım: Urfa neden bu kadar önemli?
Urfa, 12 bin yıldır yaşamın kesintiye uğramadığı kutsal bir şehir. Kutsiyeti mekanlarına, toprağına, atmosferine, suyuna yansıyan bir şehir. Halilurrahman şehridir, peygamberler şehridir. Ayrıca Urfa, insanlık ailesinin zulme karşı direniş şehridir. İlk direnişin olduğu şehirdir.
Aslında bana sorarsanız, Kürdistan mücadelesinde de zulme karşı direnişiyle ilham kaynağı olan bir şehirdir. Aslında bizim mücadelemiz de İbrahimi bir mücadeledir. Ve zalime karşı, zulme karşı, Dehaklara, Firavunlara, Nemrutlara karşı verilen bir mücadeledir. Tam da bu noktada, aslında, Kürt mücadelesi Halilurahman’dan, Hazreti İbrahim’den bayrağı devralmıştır, diye düşünüyorum. Urfa’ya talip olmak demek, Hazreti İbrahim’in direniş ruhunun bayrağını almaya talip olmak demektir.
İkinci bir husus: Urfa demek Rojava demektir. Urfa demek, Ortadoğu halklarının bir arada yaşaması demektir. Kürt kültürüyle Arap kültürünün, Türk kültürünün, Mezopotamya kültürünün harmanlandığı ve bir arada yaşama merkezine dönüştüğü yer demektir. Bu yönüyle de Urfa demek, bizler açısından da büyük bir sembol demektir.
Urfa’nın kültürel mirasına karşı sistemin de çok ciddi bir yönelimi var. Urfa’yı tanıttıklarını, turistik merkez haline getirdiklerini söylüyorlar. Siz ne düşünüyorsunuz? Sistem Urfa’nın bu çok kültürlü yapısına karşılık gelebilecek bir yaklaşım geliştiriyor mu?
Seksen yıldır, ama aynı zamanda da özellikle son 10 yıldır, AKP hükümeti Urfa’yı sadece ve sadece bir mutfak kültürüne hapsetmeye, yeme içme kültürüne hapsetmeye çalıştı. Urfa’nın muazzam inançsal, kimliksel çeşitliliği ve Urfa’nın Ortadoğu’nun tüm halklarına barış elçisi olabilecek misyonunu ortadan kaldırmaya çalıştı. Aslında Urfa’nın bütün kimliklerine yönelik bir taarruz oldu ve Urfa kimliksizleştirilmeye çalışıldı.
Urfa halkı artık kimliğini, kimliklerini arıyor. Bu noktada bizim de Urfa halkına bir taahhütümüz var. Ey Urfalı kardeşlerim, sizin kimliğiniz -Kürt olmak, Arap olmak, Alevi olmak, yerli olmak- hizmet görmeniz önünde bir engel değildir. İnancınız hizmet görmeniz önünde bir engel değildir. Kimliğinizi, inancınızı, farklılığınızı artık özgürce haykırmanın atmosferi doğmuştur. Kimliğiniz, diliniz ve inancınızla, cumhuriyet tarihi boyunca görmemiş olduğunuz hizmeti, inşallah sizlere sunacağız. İkinci bir husus, bu minvalde, hükümet hep şu propagandayı yaptı: Yerel yönetimler hükümete yakın olduğu sürece hizmet yapabilir; hükümetten uzaklaştığı müddetçe hizmet yapamaz. Bundan dolayı da 1980’den bugüne değin Urfa’daki yerel yönetimlerin büyük çoğunluğu hep hükümet uzantısı olmuştur. O halde ben sorarım: Eğer bu tez doğruysa, ‘’yerel yönetimler hükümete yakın olduğunda yerel daha iyi kalkınır’’ tezi doğruysa, Urfa ilimizin sosyo-ekonomik gelişmişlik endeksine baktığımızda, 81 vilayet arasında neden 68. sıradadır? Yani Türkiye’nin en çok geri bırakılmış illerinin başında yer alıyor. Bu da bu tezi çürütüyor.
‘Urfa yeni projelerle gelişecek’
Dolayısıyla biz Urfa’nın hakkını isteyerek, bunun için mücadele ederek onu hak ettiği yere, düzeye getireceğiz. Gerek turizm altyapısında, gerek ulaşım altyapısında, gerek kentsel perspektifte ihtiyaç duyduğumuz kaynağı sadece Ankara’dan değil, Türkiye-Avrupa Birliği entegrasyonu çerçevesindeki IPA Programı’nın kaynaklarından da elde edeceğiz. Urfa’ya aynı zamanda, 20 yıllık diplomasi deneyimimle gidiyorum. İddiam şu: Dünyanın neresinde bir kaynak varsa, mutlaka Urfa ondan nasiplenecektir. Bir elim, bir ayağım Lüksemburg’ta olacak. Bir elim, bir ayağım Brüksel’de olacak, Ankara’da olacak, Dünya Birleşik Kentler Yerel Yönetimler Teşkilatı içerisinde olacak, GAP Belediyeler Birliği ve Türkiye Belediyeler Birliği içerisinde olacak. Urfa Büyükşehir Belediyesi aynı zamanda Urfa’nın ekonomik ve sosyal kalkınmasının da bir nevi öncüsü konumunda bir kurum olacak. Vallahi, eğer belediye ve belediye başkanı hükümetin talimatıyla oturup hükümetin talimatıyla kalkan biri olursa, bunların biri bile gerçekleşmeyecek.
‘Urfa’nın Ankara’ya ihtiyacı yok’
Zira yerelin çıkarını merkeze karşı savunan ve bunun mücadelesini veren bir yapı olmayınca, merkez ne verirse onunla yetinmek zorunda kalan bir memur zihniyeti oluşacaktır. Tam da bu noktada, Urfa’ya yapılabilecek en büyük haksızlık, Urfa’yı bir kez daha Ankara’nın arka bahçesine dönüştürmektir. Bu minvalde Urfa halkına çağrımdır: Urfa’nın Ankara’ya ihtiyacı yok. Edirne’nin de Ankara’ya ihtiyacı yok. Adana’nın da Ankara’ya ihtiyacı yok. Ama Ankara Urfasız, Edirnesiz, Adanasız yaşam sürdüremez. Biz Ankara’ya muhtaç değiliz; Ankara bize muhtaçtır. Bu özgüvenle Urfamıza sahip çıkmamız gerekir. Görün bakın, o zaman o kaynaklar nasıl gelecek. Gelen o kaynağın da BDP belediyeciliğinin açık ve şeffaf, hırsızlığın olmadığı, rantın olmadığı, aileciliğin olmadığı, menfaatin olmadığı, tamamen halkın lehine çalışmasıyla tamamen hizmete dönüştürüldüğünü düşünün. Urfa, cumhuriyet tarihi boyunca kavuşmadığı hizmet kalemlerine 2014-2019 hizmet döneminde kavuşacaktır.
Aynı zamanda, bir yerinden yönetim tarifi yapıyorsunuz. BDP’nin yerel seçim deklarasyonunda da yer alan bir husus bu. AKP ise tam tersi, bir valiyi aday gösterdi ve aslında bu tavrıyla merkeze bağımlılığı istediğini teyit etmiş oluyor. Urfa’daki tek rakibiniz de o. Ne düşünüyorsunuz? AKP’nin bu tavrında siz ne görüyorsunuz?
Bir kentin yerel yönetimi, hele hele büyükşehir belediyesi, o kentin hükümetidir… Dolayısıyla Urfa halkı, yerel yönetimlere baktığında kendi yerel hükümetini görmelidir. Yerelde kendisine hizmet edecek aygıtı, mekanizmayı tercih ediyor. Eğer bu mekanizma Ankara’nın atamış olduğu bir memur olursa, bu memurun Ankara’ya karşı Urfa’nın çıkarını savunma şansı yoktur. Urfa halkımıza şunu önemle belirtmek isterim: Merkeze bağımlı adayla Ankara ne verirse onunla yetinmek durumunda kalacak ve sürekli Ankara’yı Urfa’dan alkışlamak durumunda kalacaksınız. Oysa ki, zaten Urfa’da, İstanbul’da, Amed’de bir Valilik var. Bir Valilik binası var ki, ulaşamıyorsunuz. Etrafı demir cağlarla kaplı, TOMA’larla korunuyor. Halkın seçimle gelen yegane kurumu olan belediyeyi de ayrıca Valilik’e dönüştürmenin ne anlamı var? Hükümete bir Valilik yetmiyor Urfa’da, ikinci bir Valilik inşa etmeye çalışıyor. Ben Urfa halkının bu politikaya geçit vermeyeceğine inanıyorum.
Bunun yanında, şüphesiz ki seçim sath-ı mailinde biz nezaketimizden asla ödün vermeyeceğiz. Bu vesileyle de benim Urfalı kardeşlerime hem çağrım hem de taahhüdümdür: En ufak bir gerilimin tarafı biz olmayacağız. Fikrimize ve geçmişteki zikrimize; hem fikrimize hem de amelimize olan güvenimizle, özgüvenimizle, biz bu seçimde iddialıyız. Ve inşallah bu seçimde bir tarih yazılacak; tarihe not düşülecek. Ama seçim sath-ı mailinde tek bir taş atılmayacak, tek bir cam kırılmayacak. Bütün dünyanın ve Türkiye’nin seçim nabzı Urfa’da atacak. Türkiye’nin Urfa’daki demokratik kültürden, bizim öncüsü olacağımız demokratik yarıştan da öğreneceği çok şey olacak.
Urfa tarihten bu yana çok değişik kimlikleri, kültürleri, inanç gruplarını barındıran bir merkez. Yerel seçim çalışmalarında bunu da dikkate aldığınız görülüyor. Bu çok kimlikli yapıya dair projeniz nedir, somut olarak ne söyleyebilirsiniz?
Bir kere Urfa Büyükşehir Belediyesi’ni, daha doğrusu Urfa halkının hükümeti olacak olan Büyükşehir Belediyesi’ni tek başına büyükşehir belediye başkanı veya belediye meclisi yönetmeyecek. Mahallelerdeki mahalle meclislerimiz, muhtarlarımız, sivil toplum örgütlerimiz, bütün bunlardan oluşturacağımız Kent Konseyi’miz, öncelikle Urfa’nın ulaşımına, imarına, altyapısına ilişkin, örneğin Urfa ilimizin mesela Haliliye Mahallesi’nin esnafının herhangi bir dükkanına yönelik müdahalemize ilişkin kararı, önce Kent Konseyi’nde istişare edeceğiz. Yani kente dair karar süreçlerinin içerisinde halk da yer alacak. Böylelikle biz sadece temsili demokrasi uygulamayacağız; giderek doğrudan demokrasiye doğru bir yol haritası izleyeceğiz. Yani cumhuriyet tarihinde ilk defa Urfa, kendi kent uygulamalarına karar verecek. Bu yöntemi 10 yıl boyunca Amed’de de uyguladığımızı belitmek isterim.
Peki bunun dışında Urfa’nın kültürel mirasına ilişkin somut projeleriniz var mı?
Her şeyden önce temel, stratejik, öncelikli hedefimizi paylaşmak istiyorum. Urfa bir turizm şehridir. Urfa’yı turizmde Amed’le, Mardin’le yarıştırmayacağız. Amed, Mardin ve Urfa, üçlü bir ayak olarak -hatta buna Batman ve Hasankeyf’i de dahil ederek dörtlü bir ayak olarak- turizm destinasyon grubunu oluşturacağız. Yani Mardin’e gelen her bir turistin Mardin’i gördükten sonra mutlaka Urfa’yı, Halilurrahman’ı da görmesini sağlayacağız. Amed’e gelen bir turistin mutlaka Göbeklitepe’yi görmesini sağlayacağız. Böylelikle dört kent turizmde birbirini destekleyen, besleyen ve kader ortaklığı yapan bir güç birliğine gidecek. Ama açık söylüyorum: Ben Urfa’yı Antep’le yarıştırmam. Eğer yarıştırırsam, ben Urfa’yı Kudüs’le yarıştıracağım. Urfa Kudüs’le yarışmalı. Urfa, Vatikan’la, Roma’yla yarışmalı. Amed nasıl Kürdistan coğrafyasında politik bir merkez ise, yani Ankara Türkiye için neyse, Amed de Kürdistan için odur; işte Urfa da İstanbul’dur. Urfa, İstanbul’la yarışacak. Dolayısıyla bizim Urfa’ya biçtiğimiz misyon, kültür, turizm, endüstri, sosyal kalkınma ve ekonomik kalkınmadır.
Urfa, endüstri ve tarım konusunda, bütün ulusal ve bölgesel sermayenin çekim merkezi haline dönüşecek. Yani Kuzey Kürdistan’ın sermayesinin, fabrikalarının, üretim merkezlerinin, organik tarımın üretim merkezine dönüşecek. Dolayısıyla asla Urfa’yı Amed’e dönüştürmeyeceğiz. Asla Mardin’i de Amed’e dönüştürmeyeceğiz. Mardin, Mardin kimliğiyle güzeldir. Amed, Amed kimliğiyle, Van ilimiz Van kimliğiyle güzeldir. Urfa da Urfa kimliğiyle güzeldir.
‘Arap kimliğinizden vazgeçmeyin’
Benim burada Urfa’daki Arap kardeşlerime bir çağrım var: Asla Arap kimliğinizden vazgeçmeyin. Lütfen Arap olarak kalın. Ne Türkleşin ne de Kürtleşin. Çünkü siz Türkleşirseniz de Kürtleşirseniz de Urfa kaybedecektir. Bir zenginliğini, bir dilini, bir çeşitliliğini kaybedecektir. O halde Urfa, Urfa olarak kalacaktır; ama Urfa çok zengin bir kimliğe kavuşacaktır. Dolayısıyla Urfa, bütün Mezopotamya coğrafyasında Urfa kimliğine dair bir farkındalık yaratacaktır. İnşallah, Urfa’nın sahip olduğu değerler açısından da fark yaratacağız.
Urfa’nın bir özgünlüğü de resmi sınırlarla bölünmeye çalışılsa da Rojava’yla birleşik olması. Ceylanpınar’ın ‘karşı tarafında’, ya da diğer yarısı Serêkaniyê‘de Rojava Devrimi var. Seçim, tam da Rojava Devrimi’nin özerk kanton ilanlarına denk geldi. Bu Urfa seçimlerini nasıl etkileyecek?
İnancım o ki, 21. yüzyıl mazlum halkların yüzyılı olacaktır. 21. yüzyıl, Ortadoğu’da yaşayan Kürtlerin özgürleşme yüzyılı olacaktır. Vallahi ben istesem de istemesem de, siz isteseniz de istemeseniz de bu böyle olacaktır. Urfalı kardeşlerime bu manada da çağrımdır: Bütün zorluklar, darlıklar mutlaka birgün aydınlığa çıkacaktır. İşte 100 yıldır Ortadoğu’da yaşamış olduğumuz zahmetler, zorluklar artık aydınlığa çıkıyor. Yollar artık özgürlüğe çıkıyor. Urfa’nın demokrasiden, barıştan yana tavrını koyması, aynı zamanda Rojava’ya bir selamdır, bir destektir.
Özellikle de Arap kardeşlerime, Fars kardeşlerime sesleniyorum: Kürtlerin özgürleşmesi sizin de barışa kavuşmanız demektir. Huzura kavuşmanız demektir. Araplar, Farslar, Kürtler, Ermeniler, Süryaniler, Keldaniler; bizler Ortadoğu’nun halklarıyız ve bir arada yaşamayı öğrendik. Bir arada, özgürce ve kardeşçe... Dilimizden, kimliğimizden, inancımızdan ödün vermeyerek... Birbirimizin dilini, kimliğini, inancını tanıyarak ve ona saygı duyarak... Hoşgörü demiyorum; hoşgörü üstten görmedir. Birbirini tanıma ve saygı duyma temelinde bir arada yaşayacağız.
Rojava Kürdistanı’nda Arap kardeşlerimiz yönetime katılıyor; Süryani ve Ermeni kardeşlerimiz yönetime katılıyor. İşte demokrasi budur. Urfa’da da tıpkı Rojava gibi Arap kardeşlerimiz yönetime dahil olacaklar. Beraber yöneteceğiz; beraber hizmet edeceğiz. Kürdistan’da yaşayan bütün halklar, etnik kimlikler olarak Kürdistanlıyız. Kürdistan’da yaşamanın bütük haklarından, bütün özgürlüklerinden en az bir Kürt kadar faydalanmalılar. Hatta bir Kürt’ten de daha fazla. Kürtlerin böyle bir özelliği de var, biliyorsunuz. Dolayısıyla Kürtlerin özgürlüğünden korkmamak, endişe etmemek gerekiyor. Tam tersine, bu özgürlük bütün Ortadoğu halklarına da beraberinde barış ve bereketi getirecektir. Barışın olmadığı yerde bereket olmaz. Özgürlüğün olmadığı yerde de barış olmaz. Barışı ancak adaletle sürdürebiliriz. Biz özgürlüğün savunucusuyuz; barışı inşa ediyoruz; ama adaletten de asla vazgeçmeyeceğiz. Çünkü adaletin olmadığı yerde barış sürekli kalmaz. Bu itibarla da özgürlük, barış ve adalet bizim temel şiarlarımız olacaktır.
Avrupa’daki Kürtlere seferberlik çağrısı
Avrupa’da yaşayan Kürdistanlılara ve özelde de Urfalılara ne söylemek istersiniz?
Diasporada bulunan Urfalı hemşerilerime şu çağrıda bulunmak istiyorum: Bu seçim elbette ki bir referandumdur. Özgürlükten, barıştan, demokrasiden ve aynı zamanda Urfa’nın kalkınmasından yana olanlar açısından referandumdur. Halk belediyeciliği mi, değil mi? Urfa halkı mı Urfa’yı yönetecek yoksa Ankara mı Urfa’yı yönetecek? Bir halkın evlatları mı Urfa’yı yönetecek, yoksa devletin bürokratları mı? Şeffaflık, açıklık, dürüstlük mü Urfa’yı yönetecek; yoksa kumpas, hile, rant mı Urfa’yı yönetecek? Bu yönüyle önümüzdeki seçim sürecinde her Urfalı kardeşimize büyük görevler düşüyor. Her Urfalı kardeşim, büyükşehir belediye başkan adayımızdır. Her bir Urfalı’nın bu ruhla seçimlere kenetlenmesini ve aktif rol oynamasını diliyorum. Her birimiz diasporadan, kendi aile çevremize, dostlarımıza, köyümüze sevgiyle, diyalogla mutlaka ulaşmalıyız. İkna edinceye kadar diyaloğumuzu sürdürmemiz lazım. Asla ‘’Bir oy nedir ki’’ demeyin. Bir oy Urfa’nın rengini değiştirecek. Her bir oy, Halilurrahman’a, Halil İbrahim’e ceylanın mağarada vermiş olduğu sütün damlası gibidir ve bizi özgürlüğe götürecektir. Bu nedenle de, durumu uygun olan herkesi de Urfa’ya, seçim çalışmalarına davet ediyorum. Ama seçim çalışmalarına katılmak da gelip partide oturmak değildir. Birebir mahallede, köyde, kasabada, ailesinin dostunun dostu her bir bireyi ikna ettikten sonra o bireyin de onlarca kişiyi ikna etmesi ve ikna edilen her birinin de on kişiyi ikna etmesi üzerine kurulu bir kampanyayı organize ediyoruz. Her bir Urfalı aktördür ve büyükşehir belediye başkan adayımızdır. Bu ruhla inşallah, 31 Mart sabahı Halilurrahman’a vuracak güneş ışıkları, en az yüz yıldır doğan güneşten çok daha aydınlık, çok daha berrak ve çok daha bereketli doğacaktır.
OSMAN OÐUZ