Türkiye her ne kadar kabul etmese de Osmanlı imparatorluğunun 1915’te I.Dünya Savaşını fırsat bilerek Ermeniler üzerinde soykırım uygulayıp Türkiye sınırları içerisinde Ermeni bırakmamıştır. İnsanlık tarihinin en büyük soykırımlarından biri gerçekleştirilmiş, bir halk tümden yok edilmiştir. Aslında Rusya engel olmasa bugün Ermenistan’da yaşayan Ermeniler de soykırıma uğratılacak, Türk devleti Hazar Denizi’ne kadar ulaşacaktı. 

Tarihte benzer bir soykırım var mı bilemiyoruz. Yahudiler üzerinde Hitler faşizmi bir soykırım politikası uygulamıştır. Ancak Yahudi Soykırımı bile bir halkı yok etmeyi başaracak düzeyde değildir. Yahudiler tüm dünyaya dağıldıklarından Hitler faşizmi tarafından tümden ortadan kaldırılmaları söz konusu olamazdı. Osmanlı imparatorluğu ise Ermenilerin kökünü kurutmayı hedeflemiştir. Yahudi katliamı Ermeni Soykırımından sonradır. Hatta Hitler’e örnek olmuş bir soykırımdır. Almanlar Yahudilerden ve dünyadan özür dilemişler, Türkiye özür dilemediği gibi, bu soykırımı karşılıklı bir çatışma gibi gösterip hala normal ve meşru göstermektedir. Zaten Ermeni Soykırımı konusunda hesap sorulmadığı ve hesap vermediği gibi sanki böyle bir suç işlememiş gibi dünyada dolaşmaktadır. Bu durum, bir katilin katil olduğu biline biline toplum içinde dolaşmasıdır. Aslında bu durum bile dünyanın utancıdır. Bu katliam devletler arası çelişkiler nedeniyle rahatlıkla gerçekleştirildiği gibi, hala kendi içlerindeki siyasi çelişkilerden dolayı hesap sorulmamaktadır. Bundan daha büyük utanç olabilir mi? Aslında böylece bütün dünya 1915’ten bugüne Türk devletine suç ortaklığı yapmaktadır.  Türk devletinden Ermeni Soykırımının hesabı sorulmadığından şimdi de Kürtler üzerinde soykırım politikası uygulamaktadır. Dünyanın gözü önünde yerleşim yerleri bombalanmakta, insanlar kadın, çocuk demeden öldürülmekte, Kürtler bulundukları şehirlerden tehcir edilmektedir. Hatta dışarıdan Türkler ya da farklı toplulukların getirilerek Kürt topraklarına yerleştirilecekleri söylenmektedir. Türkiye, aynı Ermeni Soykırımını gerekçelendirdiği gibi şimdi de mahallelerini savunan gençleri soykırımına gerekçe yapmaktadır. Hem Kürtlerin topraklarını işgal etmekte, hem de Kürtler üzerinde uyguladığı soykırım politikasını kendisine hak görmektedir. Bunu da NATO üyesi ve Avrupa Birliği’nin parçası olmasına dayanarak yapmaktadır. Hem de Avrupa ve ABD’nin verdiği silahlarla! Şimdi Türk devletinin bu soykırımına vicdanlı ve hakkaniyetli kim ABD ve Avrupa ortak değildir diyebilir? Kürt soykırımı tarihte kalmış bir olay da değil, bugün bizzat her saat, her gün yapılmaktadır. Aşık Mahsuni Şerif’in üslubuyla "yuh yuh seyredenlere yuh yuh!" 


Türk-Alman devletlerin ortaklığı

Türk devletinin bu soykırımına en büyük desteği de şimdi politikalarıyla yeni Almanya vermektedir. Almanya, Ermeni Soykırımında Türk devletini desteklemesi yetmezmiş gibi, şimdi de Türk devletinin Kürt soykırımı uyguladığı bir dönemde en büyük destekçisi olmaktadır. Alman başbakanın hem Ermeni Soykırımının yıldönümünün arifesinde, hem de Kürt soykırımının uygulandığı günlerde Türkiye'ye gelerek Ahmet Davutoğlu’yla kol kola gezmesi gerçekten de düşündürücüdür. Ya Alman başbakanı ne yaptığını bilmemekte, ya da bilerek Türk devletinin Kürt soykırımına destek vermektedir. Öyle ki, neredeyse Alman devletinin kaderi soykırım yapmak ya da soykırımlara suç ortağı olmaktır diyeceğiz. Bu konularda en fazla hassas olması gereken Alman devletinin çıkarlar gereği Türk devletinin soykırımcı politikalarına destek vermesi en başta da tüm Alman halkına bir hakaret olmaktadır. Hiç kimsenin Alman halkını böyle bir töhmet altında bırakmaya hakkı yoktur. Özellikle Yahudi Soykırımından dolayı travma yaşamış bir halk yeni soykırımların ortağı yapılamaz. Alman başbakanı Merkel’in attığı adımların ne anlama geldiğini bir daha düşünmesi gerekmektedir. Yoksa tarihe Kürt soykırımının ortaklarından biri olarak geçecektir. 

Kürt soykırımı ile Ermeni Soykırımı aynı amaçla yapılmış ve yapılmaktadır. Tek etnisiteye dayalı ulus-devlet yaratmak! Büyük bir imparatorluğun toprak kaybedip küçülme kompleksi de buna eklenince bu soykırım çok acımasız olmaktadır. Osmanlı I. Dünya Savaşı süreci ve ortamında Ermenileri, Almanya II. Dünya savaşı süreci ve ortamında Yahudileri, Türkiye III. Dünya Savaşı ortamında Kürtleri halletmektedir. Aslında Türkiye soğuk savaş ortamından yararlanarak Kürtleri yok oluşun eşiğine getirmiştir. Soğuk savaş tümden bitmeden 1990’lı yıllarda sonuca götürmek istemiştir. 

Şimdi III. Dünya Savaşı Ortadoğu'da yaşanırken Kürt soykırımını aradan çıkarmayı hedeflemektedir. Demek ki soykırımcılar her zaman bir savaş gerekçesi ortaya atarak bu işi yapmaktadırlar. Türk devleti de yaptıklarına gerekçe olarak Ortadoğu'da yaşanan III. Dünya Savaşı koşullarında halkın öz savunmasını göstermektedir. Tüm soykırımcıların meşruiyet argümanın bir benzerini bugün AKP Hükümetinde görmekteyiz. AKP iktidarı Türkiye'de yürüttüğü soykırım politikasıyla da yetinmiyor; Rojava da benim için tehlikelidir diyerek soykırımı Rojava’ya kadar uzatmak istiyor. Öyle ki, her konuda çatıştığı İran ve Esad rejimiyle bu konuda ortaklaşmaktadırlar. Son zamanlarda Türkiye ve İran yetkililerinin Suriye konusundaki ortak açıklamaları, Türk devletinin Cezayir’de Suriye yetkilileriyle görüştüğü iddiaları da bu çerçevede değerlendirilmektedir. Aslında Türkiye tüm iç ve dış politikalarını Kürt soykırımı üzerine şekillendirmiştir. Bu açıdan Türk devleti soykırımcı bir devletidir. Türk devleti için sadece sömürgeci tanımını kullanmak yetersiz kalmaktadır; hatta gerçeğin üstünü örtmeye hizmet etmektedir. Bu açıdan soykırımcı sömürgeci devlet tanımlaması daha doğrudur. Yani sömürgecilik ve soykırımcılık kavramlarını yan yana kullanmak gerekmektedir. 


Ulus-devlet ve soykırım

Kapitalist modernitenin en temel ayaklarından olan ulus-devlet zihniyeti ve pratiği kesinlikle soykırımcıdır. Aslında soykırımcı olmayan ulus-devlet yoktur. Bu ulus-devletler içinde Kürtler, Ermeniler ve Çerkezler gibi yoğun bir nüfus olmadığından, onların soykırım politikaları gözden kaçmaktadır. Küçük toplulukların soykırımı ulus-devlet çağında normalleşmiştir. Küçük topluluklar ulus-devletin aparatı ya da çerezlerdir. Ulus-devlet, farklı toplulukları yok etmeyi ve tek tipleşmeyi kendisine hak görmektedir. Türkiye soykırımla tek tipleşmeyi kendisine hak gördüğü gibi, soykırımlarını gericiliğe karşı ilericiliğin, ilkelliğe karşı modernliğin pratiği olarak değerlendirmektedir. 

Kuşkusuz Ermeni Soykırımı ilericilik ve modernlik olarak gösterilememektedir. Çünkü kapitalist modernite ve onun ulus-devlet anlayışı modernlikse Ermeniler bu konuda Osmanlı’dan daha ileridir. Ermenilerdeki ulus-devlet anlayışı ve kapitalist modernite Osmanlılardan önce görülmüştür. Hatta Ermeni Soykırımının Ermenilerde ulus-devlet anlayışının erkenden ortaya çıkmasıyla da bağı vardır. Ermenilerdeki ulus-devlet anlayışı ete kemiğe bürünmeden yok edilmek istenmiştir. Ya da Ermenilerde gelişen ulus-devlet anlayışı ve milliyetçiliğin ileride kontrol edilemeyeceğini düşündüklerinden savaşı fırsat bilip Ermenileri halletmişlerdir. Halledilme kavramını bilinçli kullanıyoruz; çünkü Ermeni Soykırımını yaparken "bu işi savaş ortamında hallederiz" demişlerdir. Gerçekten de Ermeniler halledilmişlerdir. Zaten halletme Osmanlı ve Türkiye'de en fazla da katletme, idam ve ortadan kaldırma olarak kullanılmaktadır. 


İlk kurbanlar Süryaniler

Ermeniler Anadolu ve Kürdistan'ın kadim halklarındandır. Türkler Anadolu’ya ve Kürdistan’a gelmeden önce bu topraklarda kültür ve uygarlık yaratan halklardandır. Kürtler ve diğer halklarla iç içe yaşamaktadırlar. Kürdistan'ın kuzey ve batısında Ermeniler, Güney ve Güneydoğusunda Asuri-Keldani topluluklar yaşamaktadır. Bin yıllardır iç içe yaşamaktadırlar. Öyle ki, Kürtler çobanlık ve tarımla kırsal alanlarda, Ermeniler ve Süryaniler zanaat ve ticaret erbabı olarak çoğunlukla şehirlerde ve kasabalarda yaşamaktadırlar. Birbirlerini tamamlayarak barış içinde yaşamlarını sürdürmektedirler. Kapitalist modernite ve milliyetçiliğin bir fitne olarak halklar içine girmesiyle birlikte halkların yüzyıllar, bin yıllardır birbirini tamamlayarak huzur içinde yaşamalarında sorunlar çıkmaya başlamıştır. Ancak yüz yıllardır imparatorluk yönetimi ve kültürü içinde şekillenmiş Osmanlı yönetimleri içine ulus-devlet anlayışı da girince işte o zaman halkların başına felaket gelmeye başlamıştır. Osmanlı’nın dağılması sürecinde ulus-devlet anlayışı daha da tehlikeli hale gelmiş, halklar kırımdan geçirilmiştir. İlk kurbanlar Süryaniler ve Ermeniler olmuştur. Osmanlının "Milleti Sadukası" birden hainler haline gelmiş ve yok edilmesi kararı verilmiştir. Zaten Asuriler üzerindeki soykırım daha önce başlatılmıştır. Asuri-Süryani soykırımı daha zamana yayılmış bir biçimde planlanmış ve pratikleştirilmiştir. 

Aslında İttihat Terakki’nin hedefinde Kürtler de vardır. En azından bir kısmının Kürtleri de soykırıma uğratma hedefi başından beri bulunmaktadır. Ancak Kürtlerin hem sayıca fazla olmaları, hem Müslüman olmaları, hem de dağlarda yaşamayla bütünleşmeleri Kürt soykırımının ertelenmesini beraberinde getirmiştir. 1925’ten sonra Kürtlere soykırım politikası uygulanması da yine nüfus yoğunlukları ve Müslüman halk olmaları bu politikanın tümden sonuç almasını engellemektedir. 1970’lere gelindiğinde Kürtlerin de işinin halledildiği düşünülse de PKK'nin tarih sahnesine çıkmasıyla birlikte bu süreç tersine çevrilmeye başlanmıştır. Ancak Türk devleti hiçbir zaman soykırım amacından vazgeçmediği için çatışma, savaş, fiziki, kültürel, siyasi ve toplumsal soykırım bugüne kadar sürdürülmüştür. Ortadoğu'da ortaya çıkan III. Dünya Savaşı ortamında bu soykırımı tamamlama hedeflenmektedir. Bu amaçlarına ulaşabilirler mi, ulaşamazlar mı bu ayrı bir konudur. Ancak amaçlarının soykırım olduğu tartışmasızdır. Bunu anlamayan her Kürt ise bugün bir gaflet içindedir. Hatta tutumlarıyla objektif olarak ihanet konumunu yaşıyorlardır. 


Dün bugün kadar yakındır

Ermeni Soykırımı ise büyük oranda tamamlanmıştır. Koşulları oluşur ve fırsatını bulursa küçük Ermenistan’ı da yutacaklardır. Kuşkusuz günümüz koşullarında bu zor gözükmektedir; ancak Türkiye'nin bu politikadan ve amaçtan vazgeçtiği de söylenemez. Ermeni Soykırımını kabul edip özür dilemeden; Kürt soykırımından vazgeçip Kürtlerin ve tüm halkların kendi kimliğiyle özgür ve demokratik yaşamını tanımadan bugün Ermenistan’da yaşayan Ermenilerin de varlıkları tam güvencede sayılamaz. 

Ermeni Soykırımı öyle tarih olmuş bir olay değildir. Dün olmuştur; hatta bugün olmuş gibi yakındır. Hala bu topraklarda Ermenilerin ter kokusu gitmiş değildir. Bu topraklardaki kültürde büyük emekleri vardır. Türkiye mevcut sınırlarıyla Ermeniler için de ortak vatandır. Kürtler, Ermeniler, Asuri-Süryaniler, Türkler, Araplar, Çerkezler, Lazlar, Rumlar ortak vatanda demokratik ulus içinde kardeşçe yaşayabilirler. İktidarcı devletçi zihniyette, ulus-devlet anlayışında olmadıkları takdirde halkların da birbirinden alıp vermeyeceği, paylaşmayacağı hiçbir şey olamaz. Ulus-devlet zihniyeti bırakılırsa Türkiye ve Kürdistan'da Ermeniler de ortak vatanda birlikte yaşarlar. Bu topraklar Ermenisiz ve Süryanisiz çoraklaşmıştır. Ermeni Soykırımının ne Kürtlere, ne de Türklere bir yararı olmuştur; hatta Ermeni ve Süryani soykırımından en büyük zararı Kürtler ve Kürdistan görmüştür. Ermenili ve Süryanili bir yukarı Mezopotamya herhalde dünyanın en güzel yaşamının yaşandığı bir çekim merkezi olurdu. Bu açıdan Kürtler her zaman Ermeniler ve Asuri-Süryani-Keldani halkıyla birlikte ortak yaşamaya hazırdır; Araplar ve Türkmenlerle ortak vatanda yaşamaya hazırdır. İktidarcı, devletçi, ulus-devletçi anlayıştan uzak olunduğunda her halkla sorun yaşamadan ortak vatanda demokratik ulus olarak birlikte yaşayabilirler. Bu hiç kimseyi vatanından kovmak ya da birilerinin vatanını birilerine vermek değildir. Halklar hangi topraklarda var olmuşsa orada yaşamaya hakları vardır. Özellikle günümüzde hala bu topraklarda ter kokusu olan halkların birlikte yaşamaya hakkı vardır. 


Büyük felaket soykırımdır

Türk devleti bugün hala bu topraklarda var olan Kürtleri soykırıma uğratmak isterken hiç Asuri-Süryani-Keldani ve Ermeni halklarının binlerce yıl yaşadıkları ana-ata topraklarda yaşamalarına izin verir mi? Demokratik zihniyette, demokratik ulus ve ortak vatan zihniyetinde olmayan bir Türkiye bırakalım bu halkların birlikte yaşamasını, yaptığı soykırımdan dolayı özür dileyebilir mi? Bu özrün gereklerini yerine getirebilir mi?

Türkiye'nin tüm özürleri de sahtedir, aldatmadır. Aksine özür dilediği anlayışı farklı biçimde sürdürmek için özür dilemektedir. Dersim katliamından söz edildi, bu konuda yarım ağızla özür dilendi, daha doğrusu CHP’yi susturmak için siyasi nedenlerle bu yalana başvuruldu. Yoksa özür dilenmezdi. Özür dileyenler aynı politikayı sürdürmezler. Ya da Dersim somutunda anadilde eğitimi ve öz yönetimini kabul ederler. Yoksa özür dilemenin ne anlamı olur? 

Ermeni Soykırımı yaşanmıştır. Evet, büyük felakettir, ama bir soykırım felaketidir. Zaten soykırım felaketi olduğu için Ermeniler büyük felaket demektedirler. Çünkü bir halk için en büyük felaket soykırımdır. Bu açıdan ABD başkanının soykırım dememek için büyük felaket demesi de utanç vericidir. ABD başkanı bir soykırımın olduğu "Büyük Felaket" yaşanmıştır demelidir. 21. yüzyılda bu soykırımın hesabının sorulmaması insanlık açısından utanç vericidir. Bu durumda acaba Türkiye'yi sürekli sıkıştırmak için mi hesap sorulmuyor sorusu akla gelmez mi?

Sadece Obama değil, dünyada herkes bu insanlık suçundan dolayı Türkiye'den hesap sormalıdır. Türkiye halkları da bu utanç verici töhmetten kurtulmak için kendi yöneticilerinin yakasına yapışmalıdır. Türkiye toplumunu bu travmatik durumdan kurtarmak gerekir. Türkiye bu travmatik durumdan kurtulursa bugünkü Kürt soykırımına da izin vermez. Bu açıdan Ermeni Soykırımını gündemde tutup Türk devletini özre zorlamak bir insanlık görevidir. 


Kapitalist modernite ve soykırım

Ancak bu soykırım politikası ve pratiklerini sorgularken ulus-devlet ve bunun getirdiği milliyetçiliği sorgulamamak büyük eksiklik olur. Soykırımın nedeni ulus-devletçi zihniyettir. Bu açıdan en başta da buradan sorgulamak gerekir. Ermeniler de, Süryaniler de, Yahudiler de kapitalist modernitenin ulus-devlet kurbanı olmuşlardır. Yahudiler hem soykırımı nefretle kınayacaklar, hem de kapitalizmi savunacaklar, kapitalist modernitenin bir numaralı savunucusu olacaklar! Bu büyük tutarsızlık ve yaman çelişki olur. Ermenilerin soykırım acısını yaşayacaklar, ama kapitalist modernite ve ulus-devleti sorgulamayacaklar! O zaman neden soykırıma uğradıklarını bilebilirler mi? Ölmek, soykırıma uğramak, ama nedenlerini bilmemek ve sorgulamamak kadar kötü bir şey olamaz. Dolayısıyla kim soykırıma karşıysa ve soykırıma uğramak istemiyorsa kapitalist modernite ve ulus-devlete karşı tutum almalıdır. Hem soykırıma karşı olmak, hem soykırımdan şikayet etmek, hem de onu yaratan zihniyete sahip olmak olmaz. 

Kapitalist modernite çağı soykırım çağıdır; kapitalist modernite devleti ulus-devlettir. Ulus-devletçilik de soykırımcılıktır. En somut ve çarpıcı örneği verelim: İnanç farklılıklarına rağmen 300 yıl önce bu topraklarda Ermeniler, Süryaniler, Aleviler ve Êzîdîler büyük topluluklar olarak yaşıyorlardı. Din farklılığı soykırım anlamına gelmiyordu. Ancak ne zaman ki ulus-devlet ve milliyetçilik fitnesi bu topraklara girmiş, dincilikle milliyetçilik birleştirilmiş, işte o zaman soykırım felaketleri gelmiştir. Ulus-devlet zihniyeti ve milliyetçilik din ve mezhepleri de soykırım amacında ideolojik bir araç olarak kullanmıştır. Bu açıdan soykırımın esas suçlusu olarak kesinlikle kapitalist modernitenin ulus-devlet anlayışı ve onun ideolojisi milliyetçilik olarak görülmelidir. Tüm şoven milliyetçilerin dini kullanması da tesadüfi değildir. Dini milliyetçiliğe alet ettiklerinde amaçlarına daha kolay ulaştıklarını görmüşler ve dini kullanmışlardır. Tüm faşistlerin yüzünde din maskesi vardır; dincidirler, ama dindar değildirler. 

Ermeni Soykırımının yıldönümüne ulus-devleti sorgulamak Ermeni Soykırımını en iyi biçimde anlamaya yol açacağı gibi, yeni soykırımların da önüne geçecektir.