Bütün dünya Almanya Başbakanı Angela Merkel ile Türkiye Başbakanı Ahmet Davutoğlu'nun baş rollerde olduğu Türkiye ile Avrupa Birliği arasında yürütülen utanç verici, ilkesiz pazarlığı izliyor. Binlerce insan evlerinden barklarından olmuş, hergün onlarcası Ege denizinde can verirken her iki başbakan kendi kamuoyunu "karşı taraf ne önerdi, ben ne verdim!" ucuzluğu üzerinden manipüle etmeye çalışıyor...

Daha bir kaç gün önce Yunanistan Makedonya sınırında yağan yağmular karşı karşıya olduğumuz insani trajedinin boyutlarını gözler önüne serdi. Onbinlerce insan çadırlarda biriken suyu ve çamuru kendi başlarına elleriyle dışarı atmaya çalışıyordu...

Sanki bu insanlar yaşadıkları acılardan kendileri sorumluymuş ve başta AB ve Almanya'nın bencil enerji siyasetinin bu yaşananlarda hiç payı yokmuş gibi davranılıyor. Şu anda dünyanın belki de en fazla dayanışmaya ihtiyacı olan bu insanlarına; başta Almanya olmak üzere diğer AB ülkelerinin refahını, zenginliklerini gasp etmek için yollara düşmüş insanlar muamelesi yapmak istiyorlar...

Halbuki gerçek bunun tam tersi! Bütün bu yaşananlardan yollara düşen bu yoksul insanlar değil, kendi bencil enerji siyaseti yüzünden sorumsuzca, kocaman bir coğrafyayı ateş topuna dönüştürmekte hiç bir sakınca görmeyen başta Almanya ve AB olmak üzere bu düyanın bütün muktedirleri sorumludur!

Bütün dünya son beş yıldır Suriye'de korkunç bir trajediye şahitlik yapıyor. Kimin kiminle ve kime karşı olduğunun bilinmediği; birçok taktik karşı oluşların bir anda yine aynı hızda birlikteliklere dönüştüğü bir süreçle karşı karşıyayız...

Fas'ta başlayan daha sonra hızla diğer Arap ülklerine yansıyan süreç birçok ülke için hem içerden riskler hem de önemli avantajlar sunuyordu. Bütün bu süreç boyunca en tutarsız davranan ülkeler başta Almanya olmak üzere Avrupa Birliği ülkeleri oldular...

Neredeyse hiç sorumluluk almadan başkalarının sırtından bu süreçten en karlı çıkma hevesine kapılan başta Almanya olmak üzere diğer AB ülkeleri şu anda tarihlerinin en dramatik mülteci kriziyle karşı karşıya kaldılar…

Arap Baharı sürecinin Suriye ayağının başlaması ile birlikte hem Türkiye hem de Almanya bu süreci; Rusya ve İran'ı dengelemek için muazzam önemde bir fırsat olarak gördüler. Planlamaları ABD'den de destek görüyordu...

Bir taşla birden çok kuş vurulmuş olacaktı, her şeyden önce; Katar ve Suudi Arabistan gazı problemsiz olarak Avrupa pazarlarına aktarılacaktı. Doğu Akdeniz'de yapılan çalışmalar umut vericiydi. İsrail ve Mısır karasularında önemli gaz rezervleri bulunmuştu. Kıbrıs açıklarında da önemli doğal gaz yataklarına ulaşma ihtimali oldukça yüksek bir ihtimal haline gelmişti...

Geriye bir tek sorun kalıyordu; var olan gaz ve petrolü Avrupa pazarlarına sorunsuzca ulaştırabilmek! Mevcut Suriye yönetimi Rusya ile var olan geleneksel ilişkilerinden dolayı Almanya ve Avrupa Birliği'nin diğer ülkelerinin ihtiyaçlarını karşılamanın çok uzağındaydı...

Suriye'de bir taşla birden çok kuş vurulmuş olacaktı; Almanya'nın ve Avrupa Birliği'nin enerjide Rusya'ya olan bağımlılığı azaltılacak, İsrail'in güvenliği sağlanacak, ABD Ortadoğu'da enerji piyasalarında önemli avantajlar sağlayacak ve sonuncu olarak da Türkiye'yi yönetenler Suriye'yi ikinci bir KKTC'ye dönüştürerek Sünni Müslüman dünyanın liderliğini ele geçirmiş olacaklardı...

Dünyanın her yerinden katillerin Türkiye üzerinden Suriye'ye girişine izin verildi. Daha düne kadar küresel düşman ilan edilen El Nusra benzeri yapılar askeri eğitimden geçirilerek, silahlandırılıp Suriye'ye gönderildiler...

Bu plana göre; Suriye'de Rejim hızla tasfiye edilecek, Kürtler daha ne olduğunu anlamadan cihatçılar Rojava Kürdistan'ını ele geçirecekler ve Suriye'de Türkiye'ye bağımlı Sünni/Arap bir devlet kurulacaktı. Ancak evdeki hesap çarşıya uymadı ve asıl kıyamet burada koptu.

Herşeyden önce rejim direndi; Kürtler destansı bir direnişle bu coğrafyada Kürtlersiz hiç bir şey olmayacağını ortaya koydular. Dünyanın her yerinden toplanıp Suriye'ye getirilen Cihatçılar hızla kontrolden çıktılar, ve son olarak Rusya'nın Suriye'de doğruda sahaya inmesi bütün paradigmayı değiştirdi...

Avrupalılar ve ABD rasyoneldir, yeni durumu gördüler ve bundan sonrasına ilişkin planlamalarını Suriye'de ortaya çıkan yeni duruma göre yapıyorlar; ancak Türkiye'yi yönetenler olan bitene bir türlü inanamıyorlar. Yaşadıkları tam bir hezimet!

Ancak buna rağmen ısrarla bu süreçten sahte bir zaferle çıkmak istiyorlar; bunun günümüzdeki karşılığı ise Türkiye vatandaşlarına vizesiz Avrupa kapılarının açılması olmaktadır...

TC vatandaşları için AB ülkelerine vizesiz seyahat mümkün mü? Belki! Ancak bu süreci iki taraf da öyle ilkesizce sürdürüyor ki; süreç bitip ilişkiler normalleştikten sonra her iki tarafın da bir birinin yüzüne bakacak hali kalmayacak, bir daha kimse Türkiye'nin AB üyeliğini ağzına bile almak istemeyecek!